9/10
·307 syf.··
2026 29. kitabı
·
52 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 23:22
Ali Köse bu kitabında genel olarak sekülerleşmeden bahsetmektedir. Özellikle modern dünyada bilimin ön plana çıktığını, dinin ise geri planda kalmaya başladığını anlatmaktadır. Sekülerleşme taraftarı olan insanlar dünyayı açıklarken artık dini değil bilimi merkeze almaktadır. Bu yüzden ateist, deist ve agnostik oranlarının arttığını; “dinim yok” diyen insanların çoğalacağını söylemektedir. Dindarlığın yıldan yıla azaldığını ve özellikle yeni neslin dine daha uzak yetiştiğini anlatmaktadır. Kitapta dinin toplumsal bir yapı olmaktan çıkıp daha çok bireysel bir tercih haline geldiği üzerinde durmaktadır. Eskiden inanç daha çok cemaat ve topluluk işi iken şimdi bireyselleşmenin arttığını söylemektedir. İnsanlar bireyselleştikçe sosyal normlardan uzaklaşmakta, bunun sonucunda dinden uzaklaşma ihtimali de artmaktadır. Ancak bunun herkes için kesin olmadığını da ifade etmektedir. Ali Köse özellikle Batı toplumlarında ve Amerika’da dindarlık seviyesinin düştüğünden bahsetmektedir. Önceden insanların kiliseye daha sık gittiklerini fakat günümüzde artık yılda bir kere bile gitmeyen insanların arttığını söylemektedir. Bu yüzden “kilisesiz Hristiyanlık” anlayışının ortaya çıktığını ifade etmektedir. Hristiyanlığın büyük bir kriz yaşadığını ve kiliselerin gelecekte demode yapılar olarak görülebileceğini anlatmaktadır. Kitapta aile içinde verilen dini eğitimin öneminden de bahsedilmektedir. İnsanların dini ilk olarak aile ortamında öğrenmesi gerektiğini, ailede dini eğitim almayan kişilerin dine dönüş ihtimalinin daha az olduğunu söylemektedir. Çünkü her neslin bir sonraki nesle dini kültürü aktarmakta daha başarısız olduğunu ifade etmektedir. Modernleşme ve rasyonelleşmenin dini etkilediğini söylemektedir. Gelişmiş ülkelerin daha seküler hale geldiğini, insanların güvenlik ve refah
Dinin GeleceğiAli Köse · Nobel Akademik Yayıncılık · 202344 okunma
Atıl? Yetersiz? İçe Kapanık? Doppelgänger?
7/10
·336 syf.··
2026 17. kitabı
Macar asıllı İngiliz yazar David Szalay'ın kaleme aldığı "Beden" adlı roman, okuduğum andan itibaren bana değişik hissettiren bi eser oldu. Öncelikle kitabın arka kapağında yazan "Szalay unutulması zor bir yitik erkek portresi çiziyor." yorumu, aşırı doğru ve romanın ana fikrini oluşturuyor. Szalay, romanının temeline varoluşçuluk felsefesini koyuyor. Yani okumaya başlamadan önce bu konuda biraz fikir edinseniz, iyi edersiniz. Varoluş kavramı, ana kahramanımız olan bir erkek üzerinden sorgulatılıyor. Yazarımız bir erkeğin bedeninin işlevselliğinin farkına varışı, hazzın ilkelerini tanıyışı, yetişkinliğe erişerek kimlik arayışı, toplumsal normların baskıcılığı, geçmişten gelen travmaların yükü, yalnızlık, bir yere ait olamama gibi derin içerikli konularla çok katmanlı bir roman oluşturmayı başarmış. Yani sanki kitabı katman katman soydukça, her bölümde karşınıza psikolojik bir vaka çıkıyormuş gibi! Alt metinleri de dikkatli okuduğumuzda, Szalay'ın güçlü bir toplum eleştirisi yaptığını anlıyorsunuz. Istvan üzerinden artık demode kalmış ataerkilliğe, erkeğin iktidarına, insan ilişkilerindeki güç değişimine karşı bir isyan başlatıyor cümleleriyle... Böylelikle roman daha içselleşerek ve derinleşerek zihinde farklı sekmeler oluşturuyor. Travmalar bir erkeğin duyguları, seks ise bir erkeğin psikolojik açıdan yetersizliğini gözler önüne seriyor. Romanın en beğendiğim yanı bu oldu. Fazlasıyla karanlık bir roman bulacağınızı belirteyim. Szalay yalın bir üslup tercih etmiyor bir kere, cümleleri veya kelimelerine en az iki-üç farklı metafor, farklı eleştiriler yerleştiriyor. Bu da kaotik, karanlık, epik bir üslup oluşturuyor. Roman, durağan ilerliyor, ancak tam da psikolojik romanlara iyi gelen bir durağanlık bu. Kurgunun zamansal anlamda sıkıntıları var. Yani romanın içinde bir
Edebiyat
BedenDavid Szalay · İthaki Yayınları · 2026313 okunma
Reklam
9/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2026 18:29
Kitap yedi korku öyküsünden oluşuyor. Bu öyküler çocukların ana karakter olduğu gizemli ve belirsiz olayların yaşandığı kurgulara sahipler. Kitap bir çocuk kitabı olduğu için öykülerdeki korku ögeleri basit düzeyde tutulmuş ancak bu halleriyle bile beni germeye, ah tamam!, korkutmaya yettiler diyebilirim. Hatta öyle ki kitabı okurken zihnimin arka planında ufaktan bir Carry on Wayward Son da çalıyordu. Kitabın arka kapağında da yazdığı gibi çocuk korku edebiyatı ülkemizde yaygın olmayan bir alan. Korku türü deyince aklımıza basit anlatımlı tekdüze kurgular gelebilir. Ancak bu öykülerdeki kurgularda gerçekten var olan halk hikayelerinde olan inanışlar kurguların omurgasını oluşturuyor. Bu da olaylara çok boyutluluk ve gerçekçilik katarak merak unsurunu canlı tutmuş. Kitaptaki yedi öyküyü de genel olarak beğendim ve etkilendim diyebilirim. Ama özellikle de kurgu olarak ayrıca başarılı bulduğum öyküler; Cadının Sadık Yardımcısı, Sakın Kapıyı Açma ve Karakura'nın Düşleri isimli öykülerdi. Bu öyküleri daha önde tutma nedenim, salt korku temasında yazılmamış olup gizem ve gerilim boyutunun da yüksek olmasıydı. Kitaba dair getirebileceğim eleştiri ise, kitapta dönemine göre çocuk ve gençler arasında popüler olan sanatçılar, uygulamalar ve hitaplara yer verilmiş. Kitabın basım tarihinin üstünden bile 11 yıl geçtiği için vaktiyle hoş dokundurmalar olan bu ifadeler günümüz için demode kalmış. Ben özellikle çocuk\ genç kategorisindeki kitaplarda güncel hayatla paralel giden kullanımlara yer verilmesinin çocuklara kitap okuma alışkanlığı kazandırması bakımından faydalı olabileceğini düşünüyorum. Ancak aradan zaman geçince, zamanımızda da popülerlik anlık bir hal olduğu için bu kullanımlar etkisini yitiriyor. Diğer bir eleştirim ise, kitaptaki öykülerin çok net bir çizgide
Edebiyat
Karakura'nın DüşleriHanzade Servi · Tudem Yayınları · 201599 okunma
Bir Kitap Sohbeti - 11
Puan vermedi·196 syf.··
2026 45. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2026 02:46
Sibel ile birlikte okuduğumuz Soren Kierkegaard 'ın Baştan Çıkarıcının Günlüğü kitabı hakkındaki söyleşiyi siz değerli okurların ilgisine sunuyoruz. Galeyan : Genel olarak kitap hakkında düşünceleriniz nelerdir? Sibel : Okunması eğlenceli çünkü çok güldüm okurken :) ayrıca şiirsel anlatım tarzına bayıldım. Bu kitabı ikinci okuyuşum. Birincisinde pek anlamamıştım felsefi yönünü. Şimdi biraz daha iyi anladığımı düşünüyorum. Bence Kierkegaard felsefesine giriş yapmak için hiç iyi bir seçenek değil. Siz ne düşünüyorsunuz? Galeyan : Kierkegaard'dan okuduğum ikinci veya üçüncü bir kitap olabilir bu, Ama diğer kitaplarından ayrı değerlendirmek gerekiyor bence, o yüzden kendi felsefesinden bağımsız olarak değerlendirip manipülasyonun şiirsellikle ne büyük bir tehlike olduğunu anlamak için özellikle okunmaya değer diye düşünüyorum. Sibel : Elbette değinmeyi unuttum yani manipülasyon tekniği olarak bu kitapta yok yok; lovebombing, gaslighting, ghosting, orbiting. Nişanı gerçek bir nişan ilişkisi değil bu yüzden situationship. Bu ilişki de Edvard’ı bile bir piyon olarak kullanıyor. Onun zayıf yönleriyle kendi güçlü kişiliğini ön plana çıkartmak için. Bu manipülasyon taktiğinin adı ne bilmiyorum, bence bu başlı başına bir entrika :) Bu teknikleri öğrenmek için zengin bir kaynak. Ama bana soracak olursanız ben bu kitabın yazarın Ya / Ya Da da isimli kitabın çıkartılıp ayrı bir parça olarak (bu kadar sansasyonel bir isimle) yayımlanmış olmasını random bir okur olarak doğru bulmuyorum. Çünkü onun felsefesini tam anlamıyla edinmeyi güçleştirdiğini düşünüyorum hatta ona karşı önyargılar oluşuyor. Galeyan : Kitaptan bu kısım çıkarılarak mı basıldı yoksa Ya / Ya Da kitabından alınıp ayrıca mı basıldı tam olarak bilmiyorum açıkçası dediğiniz gibiyse eğer Kierkeegaard kutsaması için yapılmış ve
Duygu ve Düşünce
Baştan Çıkarıcının GünlüğüSoren Kierkegaard · Alfa Yayınları · 20202,381 okunma
10/10
·644 syf.··
Beğendi
·
2026 62. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 10 Mart 2026 01:29
"CENNETİN DOĞUSU" "Hikâyemiz tek bir hikâye. Bütün romanlar, bütün şiirler, içimizdeki hiç bitmeyen iyi-kötü çekişmesi temeli üzerine kuruludur. Ayrıca bana öyle geliyor ki, kötülük hiç durmadan yeniden canlanıyor; oysa iyilik, erdem ölümsüzdür. Kötülüğün hep yeni, taptaze bir çehresi vardır, oysa erdem dünyada hiçbir şeyin olamayacağı kadar köklü ve saygındır." İnsanlık tarihi boyunca anlattığımız her hikâye, aslında tek bir hikâyenin farklı yüzleriydi. Bütün romanlar, bütün şiirler, sahnedeki oyunlar ve perdedeki filmler... Hepsi içimizdeki bitmeyen iyi-kötü çekişmesinin izdüşümleri. Parmak izlerimiz gibi benzersiz görünen bu anlatıların hepsi, aynı temel çatışmanın farklı yansımaları aslında. Belki de kötülüğün her seferinde yenilenmesidir. Kötülük hiç durmadan yeniden canlanıyor, tıpkı anlatamadığımız bir derdin her sabah yeniden uyanması gibi. Her dönem kendi kötülüklerini üretiyor, her çağ yeni bir maske takıyor ona. Teknolojiyle birlikte evrilen suçlar, değişen toplumsal yapılarla şekil değiştiren adaletsizlikler, modern hayatın ürettiği yeni yabancılaşma biçimleri... Kötülük daima taptaze bir çehreyle karşımıza dikiliyor. Erdem dünyada hiçbir şeyin olamayacağı kadar köklü ve saygın. Binlerce yıl önce yazılmış metinlerde bahsedilen erdemler, bugün hâlâ geçerliliğini koruyor. Cesaret, dürüstlük, merhamet, sadakat... Bunlar modası geçmeyen, demode olmayan kavramlar. İyilik yenilenmek zorunda değil çünkü o zaten hep var. Kökleri çok derinlerde, çok eski zamanlarda. Belki de iyiliği bu kadar güçlü kılan da bu: Değişmeyen, sabit, güvenilir oluşu. Fırtınalı bir denizde yönümüzü bulmamızı sağlayan deniz feneri gibi. Dalgalar ne kadar şiddetli olursa olsun, fener hep aynı yerde, hep aynı ışıkla bekler. John Steinbeck'in "magnum opus"u olarak nitelendirdiği Cennetin
Edebiyat
Cennetin DoğusuJohn Steinbeck · İletişim Yayınevi · 202411,5bin okunma
Puan vermedi·392 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 01 Mart 2026 13:37
Kitabı ilk okumaya başladığımda demode fikirler var gibi gelmişti ve okumaya çok istekli değildim ama okudukça içeriği ve bilgileri beğendim. Çoğu kişinin dediği gibi çok fazla tekrara düşmüş ama bu beni rahatsız etmedi aksine verilen bilgilerin, gösterilerin uygulamaların pekişmesini sağladı. Bebeklerin doğduğundaki o ilk 3 ayın ne kadar önemli olduğunu neler yapılması gerektiğini güzel anlatmış. Genel olarak kitabı ve verdiği mesajları beğendim
Mahallenin En Mutlu BebeğiHarvey Karp · Yakamoz Yayınları · 2024898 okunma
Reklam
Reklam