"CENNETİN DOĞUSU"
"Hikâyemiz tek bir hikâye. Bütün romanlar, bütün şiirler, içimizdeki hiç bitmeyen iyi-kötü çekişmesi temeli üzerine kuruludur. Ayrıca bana öyle geliyor ki, kötülük hiç durmadan yeniden canlanıyor; oysa iyilik, erdem ölümsüzdür. Kötülüğün hep yeni, taptaze bir çehresi vardır, oysa erdem dünyada hiçbir şeyin olamayacağı kadar köklü ve saygındır."
İnsanlık tarihi boyunca anlattığımız her hikâye, aslında tek bir hikâyenin farklı yüzleriydi. Bütün romanlar, bütün şiirler, sahnedeki oyunlar ve perdedeki filmler... Hepsi içimizdeki bitmeyen iyi-kötü çekişmesinin izdüşümleri. Parmak izlerimiz gibi benzersiz görünen bu anlatıların hepsi, aynı temel çatışmanın farklı yansımaları aslında.
Belki de kötülüğün her seferinde yenilenmesidir. Kötülük hiç durmadan yeniden canlanıyor, tıpkı anlatamadığımız bir derdin her sabah yeniden uyanması gibi. Her dönem kendi kötülüklerini üretiyor, her çağ yeni bir maske takıyor ona. Teknolojiyle birlikte evrilen suçlar, değişen toplumsal yapılarla şekil değiştiren adaletsizlikler, modern hayatın ürettiği yeni yabancılaşma biçimleri... Kötülük daima taptaze bir çehreyle karşımıza dikiliyor.
Erdem dünyada hiçbir şeyin olamayacağı kadar köklü ve saygın. Binlerce yıl önce yazılmış metinlerde bahsedilen erdemler, bugün hâlâ geçerliliğini koruyor. Cesaret, dürüstlük, merhamet, sadakat... Bunlar modası geçmeyen, demode olmayan kavramlar. İyilik yenilenmek zorunda değil çünkü o zaten hep var. Kökleri çok derinlerde, çok eski zamanlarda.
Belki de iyiliği bu kadar güçlü kılan da bu: Değişmeyen, sabit, güvenilir oluşu. Fırtınalı bir denizde yönümüzü bulmamızı sağlayan deniz feneri gibi. Dalgalar ne kadar şiddetli olursa olsun, fener hep aynı yerde, hep aynı ışıkla bekler.
John Steinbeck'in "magnum opus"u olarak nitelendirdiği Cennetin