İnsan, ümitsizliğe düşmemeli, yersiz ümitlere de kapılmamalı. Ne kendini garantide hissedip gaflete düşmeli, ne korkuya gömülüp acılar içinde kalmalı. İmtihanın denge ayarları, korku ve ümidin böyle bir dengede olmasını gerektirir.
"Erkeğin kadında aradığı şey sadece üreme isteğinin doyması değildir. Bu doğal eğilim, evet her türlü cinsel gelişmenin tohumu olmuştur, ama gitgide birçok ve çeşitli estetik ve tinsel duyguların eklenmesiyle karmaşık bir nitelik almıştır. Bugün artık kendinin meydana getirmiş olduğu bütüncül ve çoklu sürecin en küçük öğesinden başka bir şey değildir. O düşünsel öğelerle karşılaşınca, kendini bir dereceye kadar somutluktan kurtarmış ve zihinselleşmiştir. Bunu yapan, yani o doğal eğilimi zihinselleştiren, fiziksel istekler olduğu kadar tinsel nedenlerdir de. Aynı zamanda hayvandaki düzenli ve otomatik dönemselliği de kalmamıştır. Herhangi bir ruhsal uyarma, onu her an harekete geçirebilir. Bu, her mevsimde olabilir. Fakat işte bu çeşitli eğilimler doğrudan doğruya organik gereksinimlere bağlı olmadığı için, toplumsal bir düzenleme gereklidir. Organizmada bunları tutan bir şey bulunmadığına göre, onların toplum tarafından baskıya alınması gerekir. İşte evliliğin işlevi budur. Bütün bu tutku yaşamı düzenler. Tek eşli evlilikse bunu başka çeşitlere oranla en iyi yapar. Çünkü erkeği hep aynı kadına bağlanmaya zorlamakla, sevme gereksinimine kesinlikle belirli bir amaç vermiş ve artık ufkunu kapamış olur. Kocanın yararlandığı tinsel denge durumunu oluşturan bu belirlemedir. Kendisine tanınmış olan başka doyumları ararsa görevini yapmamış durumuna düşecektir; bundan ötürü de isteklerini verilmiş izinle sınırlar.."