Uzun bir dönem ben de kendimi Oblomov gibi hissetmiştim. Hayatın tadı tuzu kalmamış, iyi insanların artık yok olduğuna inanır olmuştum. Her şeyi ertelediğim, sürekli uyumak istediğim ve hiçbir mücadeleye katılmak istemediğim zamanlar çoktu.
Aslında dönem dönem hepimiz bu hâlleri yaşıyoruz. Önemli olan, bu durumu kalıcı bir yaşam biçimine dönüştürmemek.
Mücadeleye katılmak istemesem bile hayat bir şekilde akıyor, geçiyor. Ve ben farkında dahi olmadan, herkes gibi, yine de mücadele etmeye devam ediyorum.
Oblomov kendi kendimle konuşmayı öğretti bana; öz eleştiri yapmayı,dikkatli olmamı ve kendime; heeeyy silkin ve kendine gel, sen Oblomov değilsin! demeyi öğretti.