“Dünyadaki iki milyar insan ayakta ve biraz sıkışık bir şekilde, mesela bir eylemde olduğu gibi yan yana dursa, yirmi mil uzunluğunda ve yirmi mil genişliğindeki bir meydana rahatlıkla sığar. Yani bütün insanlık en küçük Pasifik Adası'na istif edilebilir.
Bunu söylediğinizde büyükler tabii ki size inanmayacaktır. Çünkü gerçekte olduğundan çok daha fazla yer kapladıklarına inanırlar.
“…En azından yaptığı işin bir anlamı var. Fenerini yaktığında fazladan yıldızın veya çiçeğin oluşmasına neden oluyor gibi. Çok güzel bir meslek. Güzel olduğu için de gerçek anlamda faydalı bir uğraş.”
“Yıldızlara nasıl sahip olunur?”
“Yıldızlar kime ait?” diye cevabı yapıştırdı huysuz iş adamı.
“Bilmem. Kimseye.”
“O zaman bana aitler çünkü bunu ilk ben akıl ettim.”
“Bu yeterli mi ki?"
“Elbette. Kimseye ait olmayan bir elmas bulursan, senin olur. Kimseye ait olmayan ada bulursan, senin olur. Bir fikir ilk senin aklına gelirse, patentini alırsın ve senin olur. Benden önce kimsenin aklına yıldızlara sahip olmak gelmediği için yıldızların sahibi benim."
“Doğru,” dedi Küçük Prens. “Peki onlarla ne yapıyorsun?”
Küçük Prens hâlâ tatmin olmamıştı.
“Diyelim ki benim bir atkım var. Onu boynumun etrafına sarıp bir yerlere götürebilirim. Veya bir çiçeğim olsaydı, onu dalından koparıp aynı şekilde bir yerlere götürebilirdim. Ama sen yıldızları toplayamazsın ki!”
…
“Benim,” diye devam etti. “Her gün suladığım bir çiçeğim var. Her hafta bacalarını temizlediğim üç volkanım var. Sönmüş olanı da temizliyorum. Ne olur ne olmaz. Çiçeğim ve volkanlarım açısından, benim onlara sahip olmamın bir anlamı, bir faydası var. Ama senin yıldızlara hiçbir yararın dokunmuyor.”