Kitap boyunca Sánchez ailesinin her bir üyesi kendi hikâyesini anlatıyor ve aynı olayları farklı gözlerden dinledikçe insanların yaşadıkları şeyleri ne kadar farklı yorumlayabildiğini görüyorsunuz.
Hikâyenin merkezinde Jesús Sánchez ve çocukları var. Jesús, ailesi için mücadele ettiğini düşünen, çalışkan ama aynı zamanda oldukça sert ve otoriter bir baba. Kendini çocuklarına daha iyi bir hayat bırakmaya çalışan bir adam olarak görüyor. Ancak çocuklarının anlattıklarıyla karşılaşınca, onun davranışlarının aile üzerinde bıraktığı izleri de görmeye başlıyoruz. İşte kitabın en etkileyici yanlarından biri de burada ortaya çıkıyor: Kimse tamamen haklı ya da tamamen haksız değil.
Çocukların her biri yoksulluğun hayatlarında açtığı yaralarla mücadele ediyor. Daha iyi bir yaşam kurmak, sevilmek, değer görmek ve kendi ayakları üzerinde durabilmek istiyorlar. Ama doğdukları çevre, eğitim eksikliği, ekonomik sıkıntılar ve aile içinde yaşadıkları sorunlar onların önüne sürekli yeni engeller çıkarıyor. Bazen yanlış kararlar veriyorlar, bazen aynı hataları tekrar ediyorlar ama okurken çoğu zaman onlara kızmak yerine neden böyle davrandıklarını anlamaya çalışıyorsunuz.
Kitap ilerledikçe aslında tek bir ailenin hikâyesinden çok daha fazlasını okumaya başlıyoruz. Yoksulluğun sadece maddi imkânsızlık olmadığını, insanların hayallerini, ilişkilerini ve geleceğe bakışlarını da şekillendirdiğini görüyoruz. Sánchez ailesinin üyeleri daha iyi bir hayat istemelerine rağmen çoğu zaman içinde bulundukları koşulların dışına çıkamıyor.
Kitabın sonunda büyük değişimler ya da mucizevi kurtuluşlar beklememek gerekiyor. Çünkü bu kitap mutlu sonlar yazmak yerine hayatın gerçek yüzünü göstermeyi tercih ediyor. Belki de bu yüzden etkisi uzun süre geçmiyor. Son sayfayı kapattığımda geriye sadece