Yazar Azra Kohen’in ‘Gör Beni’ kitabını yeni bitirdim sayılır ve kapağını kapadığımdan beri ne kitabın türünü ne de hangi mesajı vermek istediğini tam olarak algılayabildim. Kitabın başındaki “Öykü akışı kronolojik değildir. Şekilde kusur aramak yerine, içerikteki anlamı fark etmeye odaklanmanız dileğiyle..” ifadesinden öyküde zaten oturmayan bir şeyler var olduğunu çıtlatmış yazar. Benim hikayedeki derinliği bulamamanın asıl nedeni olayların kronolojik olup olmadığıyla ilgili değil bu arada. Bundan daha fazla göze çarpan şey; noktalama işaretlerinin kullanımıyla ilgili bazı bariz hatalar, karakterlerin davranışı, üslubu ve inandırıcılığıyla ilgili eksiklikler, olaylar arası kopukluk ve de arka plandaki olay örgüsünün eksik aktarımı.
Yazarın, hem bazı tarihsel gerçekler vererek didaktik bir amaç sergilemek hem de bunları bir aşk hikayesiyle harmanlayarak okuma zevkini diri tutmak istediği çıkarımında bulunabiliyorum. Sunduğu bilgilerin bazısını ufuk açıcı da buldum; fakat, bu bilgi aktarımının belli bir noktadan sonra aniden kesilip yerini aşk hikayesine bırakması bende ucuz aşk romanı okuyorum hissi yarattı ne yazık ki. İki aşığın aşk kokan cümleleri, bir türlü birbirine kavuşamaması, sergiledikleri tripsel tavırlar vs. bir süre sonra can sıkıcı hale geldi. Tarihsel romanları severim, Cumhuriyet dönemini işleyen tarihsel ve kurgusal metinleri ayrı bir severim, içerisinde bir tutam aşkı barındırıyor olmasına da ses etmem. Aşk ve sevda öyküleri barındırmayan bir tarih anlatımı istiyor olsam, geçmişi bütün keskinlikleriyle ve gerçeklikleriyle anlatan tarih kitaplarına yönlenirim zaten. Lafım, bu kitaptaki aşk hikayesinin yapay kalmışlığına ve tarihsel olay örgüsüne tam olarak yedirilememesine.
Bunların dışında beni rahatsız eden diğer detayları şöyle
Gör BeniAkilah Azra Kohen · Everest Yayınları · 202019,3bin okunma
Hikaye Osmanlı mimarisinin yadigarı konaklardan Can Feda’nın satışının gerçekleşeceği günden başlıyor.Olayları bazen Derviş Ali,bazen de Halide’nin dilinden dinliyoruz.Hikayenin dokusu o kadar içe işliyor ki,okurken sadece bir roman değil,bir ruhun yankısını dinliyormuşsunuz gibi hissettiriyor.O kadar yalın ve vurucu bir dille anlatıyor ki her sayfa bir yara izi gibi kalıyor insanda.Bir yerde Halide şöyle der:”Yalnızlık her gün yeni çehrelerle,yeni sızılarla kendini çoğaltıyor.Öyle ki,saf ve gerçek yalnızlığı bu dünyada ilk ben keşfetmişim gibi hissediyorum.” Bu cümle romanın kalbini özetliyor aslında. İnsanın kendi karanlığıyla baş başa kalışını. Çok dokunaklı,çok insanca bir hikaye. Karanlıkta bile açan çiçekler vardır.İnsan onları her gördüğünde hayata yeniden inanır.
Ve sen görünmezsin İstanbul. Ve sen ortalıkta yoksun. Nerdesin? Hilton roof-barında kızartılmış bir balık gibi çiğnenip yutuldun mu? Yoksa Çiçek Pasajı'nda yeteneksiz sosyalist dudaklara değer değ- mez bir votka bardağında tuz gibi eridin mi?
Yoksa Beyazıt kahvelerinde masadan masaya uzayan tartışmalar içinde alı al, moru mor kıvranıp durmakta mısın?
Yoksa istimlâke uğrayan bir arsanın inşaatında beynine taş balyozlar mı inmekte?
Yoksa yavaş yavaş, kırılarak, parçalanarak, ufalanarak, deşilerek, yırtılarak, kazılarak, oyularak müzelere mi taşınmaktasın? Ve bu taşınman bittiği gün ansızın boynuna bir yafta mı asılacak: ÖLÜ. Yoksa bu yafta çoktan asıldı da bizim haberimiz mi yok?
Yoksa ey kutlu İstanbul, bir yatırın türbesinin eşiğinde bir kurban gibi boynunu uzatmış mukadder saatin çalmasını mı bekliyorsun? O ermişin sab- rına eş bir sabırla bir derviş gibi türbe eşiklerinde misin? Sessizliğin bir dua sessizliği mi? Eğer böyleyse beni affet, bütün bu söylediklerimi affet.
"Halide gece yaşamayı severdi kendi yalnızlığına ortak olsun diye gece açan çiçekleri sevdi hep.Kim bilir belki de kendine benzetiyordu o çiçekleri.."
Güneş Bana Bak
Osmanlı zindanlarında idamını bekleyen Derviş Ali ile Refik Paşa'nın kızı Handan arasında geçen yarım kalan bir aşk
Diğer yandan
İstanbul Vefa'da Can Feda konağına uzanan bir aile dramı, sırlarla dolu bir hikaye geçmiş ile şimdinin hikayesi gece açan çiçekler.
Konağın satışı için bir araya gelen Halide ,Zeliha ,Cihangir ve Nihalin yaşadıkları , sakladıkları, günahları...
Bir geceleri vardır konuşmak için sırlarla dolu odasının kapısı nihayet açılacaktır konuşulacaktır her şey çok bekledi Halide Paşagil bu günü kardeşleriyle kavuşmayı, konuşmayı 16 yıl boyunca uğursuz konakta bir hayalet olarak esaret altında kaldı.
Öğreniyoruz her bir kardeşin hikayesini neden bu konakta mutsuz olduklarını,neler yaşadıklarını babaları tarafından terk edilişlerini..
Konakta asılı duran Handan Hanımın resmedildiği büyük anneanneleri bildikleri Handan'ın sırlarını.. aslında tablonun Fauto Zonaroya ait olmadığını
arkasında ki sır perdelerini
Tarık Tufandan okuduğum ilk kitap ve çok beğendim kalemini, dilini..
Okuduğum ikinci Suat Derviş kitabı. Birincisi İki Kadın İki Aşk idi. Onu da çok beğenmiştim. Hatta Suat Derviş ile neden bu kadar geç tanıştım diye bayağı hayıflandım.
Bu roman GERÇEKTEN olan şeylerin romanı. Okurken her bir sayfada her bir karakterde yurdumun acı hayatlarını tekrar tekrar içim parçalanarak okudum. Okudukça hâlâ bir şeylerin değişmemiş olması yine, yeniden üzdü. Dili, akıcılığı, hikayeler çok güzel. Dayanabiliyorsanız okuyun.
Tarık Tufan inanılmaz bir şahesere imza atmış . Bayıldım , hayran kaldım . Halide, Derviş Ali , Nihal… Hepsine ayrı üzüldüm . Akıcı bir dille hem geçmişe hem bu güne ait harika anlatı.