Bulunduğu semtin adını alan sokak Sinekli Bakkaldır. Halk ölüm, doğum, nikah gibi hayati meselelerde ya imamın evinde ya da İstanbul Bakkaliyesinde toplanmak zorundadır.
İmam, Sinekli Bakkal sokağında ahiret havasını yaşatmak ister. Konuşmaları devamlı cennet cehenneme dayanır.
İmam İlhami Efendi, kalın kaşlı, kara gözlü, uzun burunlu, kısa boylu ve çok gür sesliydi. İmam karısını genç yaşta kaybetmişti. Emine adlı kızından başka kimsesi yoktu. Emine, küçük kara gözlü, suskun, hiç gülmeyen, hamarat, temiz ve titiz bir kızdı. Mahalle çocuklarıyla oynamaya hiç tenezzül etmezdi.
Emine, on yedi yaşındayken, mahallede haylazlığıyla ün yapmış, zenne rolü yapan Kız Tevfik'e kaçtı. Tevfik, uzun bacaklı, gürbüz, kestane rengi gözlü, maskara bir oğlandı. Hiçbir işe girmez başıboş gezerdi. Emine ile Tevfik o kadar ayrı insanlardı ki herkes bu kaçma olayına şaşmıştı.
Emine ile Tevfik'in Rabia adında bir kızları oldu ama ikisi de daha önce birbirlerine olan zıtlıklarından dolayı ayrılmışlardı. Rabia, annesi ve imam olan dedesiyle kalıyordu. Daha beş yaşındayken diğer yaşıtlarına göre olgun bir çocuk olmuştu. Dedesi her zaman ona cennet cehennemi korkuyla anlatırdı. Rabia, imamın etkisine çok çabuk girmişti. Emine ile İmam İlhami Efendi, Rabia'nın sesinin yaşına göre kalın ve çok güzel olduğunu fark ettiler.
Rabia, on bir yaşına geldiğinde artık bir hafız olmuştu. Herkes onu yanık sesli olarak tanıdı ve kısa sürede ünlendi. Avuç dolusu para kazandı. Rabia, Selim Paşa'nın da dikkatini çekmişti. Gittiği bir camide onu dinlemiş ve çok beğenmişti.
Selim Paşa'nın karısı Sabiha Hanım, Tevfik'i çok severdi. Onu saraya çağırır oyunlarını izlerdi. Fakat Tevfik artık sürgüne gönderilmişti, böylece Sabiha Hanım'ın tiyatroya olan merakı da bitti. Sabiha Hanım Tevfik'in kızı Rabia'yı da