Kendi vücudumu tanımak her zaman ilgimi çeken bir konu, anatomi dersini de bu yüzden çok severdim. Bir sürü Latince kelimeye karşılık, bilmek, yeni şeyler keşfetmek hoşuma giderdi. Ama bu kitapta teknik terimler çok yer almıyor, altı bölümde beyinle ilgili genel hatları akıcı bir dille bize aktarıyor.
Beyin belgeselini, ara ara da içindeki deneylerin videolarını izlemiş olsam da öğrendiğim birçok şey oldu. Sıkça videolara konu olan vagon açmazı, baktığımızda sadece birini görebildiğimiz genç/yaşlı kadın, ördek/tavşan resimleri gibi aşina olunan pek çok algılama biçiminden bahsediyor. Bu yüzden kitaba sıfır bilgiyle başlamadım ama tıp ile ilgili bir mesleğiniz yoksa katabileceği çok fazla bilgi var.
Beyindeki en ufak bir noktanın bile bütünlüğü korumadaki payı büyük. Bağlantılarda, geçişler arası sorunlarda hastalıklar ve farklı davranış bozuklukları görülüyor. Kararsız yapıya sahip bir insan olarak, dondurma seçimi örneğini okurken, ağlar arasındaki mücadeleyi o anda olan elektriksel titreşimleri, yine onun içinde canlandırabildim. Gördüğümüz, dokunduğumuz, tattığımız, işittiğimiz deneyimlerin yanı sıra denge, titreşim, sıcaklık gibi etmenlerin daha da fazlasını anlamlandırmak, her şey onun sayesinde... Beyin olmasa düz, renksiz algıladığımız bir dünyamızın olacağını söylüyor yazar.
Size ihtiyacım var mı bölümünde, insanların zengin bir etkileşim ağına sahip toplumsal bir varlık olduğundan bahsediyor. En yakınımızdan uzağımıza toplumsal etkileşim katmanları üzerine kurulu bir dünyamız olduğunu ve birbirimizin mimiklerini taklit ederek anlamaya, iletişim kurmaya çalıştığımızı açıklıyor. Uzun süre evli kalan çiftlerin zamanla birbirine benzemesi de bu sebepten. Evli çiftler, uzun yıllar boyunca birbirlerinin yüz ifadelerini o kadar uzun süre boyunca taklit