Buradakilerin hepsi birer hayalciydi, bu hal hemen göze çarpardı. Hayal kurmak onlarda hastalık halini almıştı. Gerçekten, hayal kuran mahpusların çoğu kederli, somurtkan, hasta gibiydiler. Çoğu sessiz, içlerinde nefret derecesine varmış bir husumet besleyen, umutlarını açığa vurmaktan hoşlanmayan adamlardı. Saflık, samimilik küçümsenirdi. Umutların gerçekleşmesi ne kadar imkânsızsa, hayalci de bu imkânsızlığı ne kadar fazla hissederse, o ölçüde inatla, safça bu hayallere dalar, bunlardan bir türlü vazgeçemezdi. Kim bilir, belki aralarında içinden utananlar da vardı. Çünkü ağırbaşlılık, yumuşaklık, kendi kendisiyle içten içe alay etme, Rus ruhunun başlıca özelliklerindendir... Belki de kendilerine karşı duydukları bu sürekli hoşnutsuzluk yüzünden bu adamlar birbirleriyle gündelik temaslarında bu kadar sabırsız, hoşgörüsüz, birbirine karşı bu derece alaycıydılar.
Başka bir deyişle, modern toplumun her bireyselleşme dalgası zorunlu olarak milliyetçileşme dalgasıyla beraber gider. Böylelikle Horkheimer yeniden, tek tek insanların çıkarı ile genelin çıkarı arasındaki birliğin yıkıldığı ve bireylerin artık doğrudan toplumsal yükümlülük taşımadıkları ve böylece de onların rasyonelliğinin dumura uğradığına dair düşüncelerini ortaya koyar.
Otoriter karakter bu dolayım aşamalarının ortadan kaldırılışının sonucu olarak görülür. Genele ilişkin bir gerilimi taşıyamayan, kendisi ve çevresi arasında bir ayrım yapamayan, bunun yerine genelin erkiyle birliği arayan ve dolaysız bir biçimde erk sahiplerinin emrini izleyen, genelin ve bireyselin yanlış birliğinin taşıyıcısı olan kişisel bir kimliktir burada söz konusu olan.
Sofistlere göre biz, dünyayı algıladığımız şekliyle, nesneyi ise duyarlılık formlarının sınırları içerisinde bilebiliriz. Bu yüzden bilgi, bireyin algılarındaki değişimle birlikte farklılaşabilen birşeydir; dolayısıyla herkes için aynı derecede geçerlilik taşıdığı iddia edilebilir bir gerçeklik zemininde inşa edilemez.