Anadolu Halkı Hacı Bektaş'ı, Taptuk Emre'yi, Mevlana'yı, Yunus Emre'yi ve Anadolu'nun diğer gerçek Sultanları'nı, bir istilacı gibi karşılamamış, çok özledikleri dostlarını ağırlar gibi bağırlarına basmışlardır. İsyandan kurtulmuş Hacı Bektaş-i Veli'yi saklayan Hagios Caralambos Tapınağı'nın rahiplerinin, Hacı Bektaş-i Veli'yi istilacı gözü ile gördüklerini zannetmek olası değildir. Aynı şekilde Hacı Bektaş-i Veli'nin de isyandan sonra kendisini konuk eden, saklayan Hagios Caralambos Tapınağı'nı ortadan kaldırıp, burada kendi inanışını kurumsallaştırdığını düşünmek de yanlış olacaktır. Olay, söylencede anlatıldığı gibi gelişmiş olmalıdır. Rivayet edilir ki Hagios Caralambos Tapınağı'nın yıkılmakta olan duvarı, Hacı Bektaş-i Veli eli ile durdurulmuştur. Yine rivayet edilir ki bu tapınak İdris'in evidir. Hacı Bektaş-i Veli Dergâhı'nın ve Bektaşi inanışının, Türkistan ve Hoca Ahmet Yesevi kaynaklı olduğunu öne sürebilmek için, elde hiçbir kanıt yoktur, aksine bu inanışın, İdris Peygamber okulunun bir devamı olduğunu ortaya koyan, çok sayıda sebep vardır. Özetlemek gerekirse, bunların başlıcaları şunlardır: -Söylenceler: Nesiller boyu, kulaktan kulağa aktarılan söylencelerde, bu dergâhın, İdris Peygamber okulundan gelen, batıni bir tapınağın yeniden yapılanmış hali olduğu anlatılmaktadır. -Türbeler ve Mezar Taşları: Hacı Bektaş-i Veli öncesinde bu dergâhta bulunmuş batıni velilerin türbe ve mezarları dergâhta varlıklarını (kitabesiz olarak), korumaktadırlar. -Bağlılık ve Teslimiyet Armaları: Gerek Bektaşi Teslim Taşı, gerek dergâh içinde çeşitli yerlerde taş ve mermer üzerine işlenmiş, Mu İmparatorluk armaları, kozmik diyagramlar ve gök kabartmaları, bu Dergâhın uzak geçmişini ortaya koyan tartışmasız kanıtlardır. -Nefesler: Alevi-Bektaşi Sözlü Geleneği içinde, Hacı
Haset ve kıskançlık. – Haset ve kıskançlık, insan ruhunun edep yerleridir. Belki bu benzetmenin devamı getirilebilir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Devamı sizden olsun :)
"İnsanlara da katlanamıyorum çünkü..."
Sayfa 18 - Olimpos Yayınları·Kitabı okudu
Nevin’in Arayışın da Saadeti anlattı ve Gitti(Ah densiz adamlar)
“Babacığım,” diyordu, “ şimdiye kadarki isimlerim ‘ Konsolos un kızı’ , ‘Gazetecinin karısı’ oldu. Böyle olması da iyi oldu. Bugüne kadar hep bir şeyler peşinde koştum. Şimdi hatırladıkça bunları, utanıyorum, diyeceğim ama bir çok kelimelere kafamızda verdiğimiz anlamlar, hiç olmazsa o kelimeler kadar yanlış, yalan, kof… Sirklerde bazı ehli hayvanların adeta utanma kelimesinin anlamına yakın bir halde sinişlerini görmüştüm. Utanılacak şeylerden utanmaz olduğumuz nispette Hayvanlarla uyuşur, tabii bir ahlak telakkiimiz olsaydı, bari. işi buraya kadar getirmenin sebebini yanlış anlamamanızı rica ederim. Niyetim ahlaka çatmak filan değil. Sadece kelimelerin elle tutulur ‘concret’ olmayanlarının kıymetlerinden niçin günden güne kaybettiklerini öğrenmemden. Menfaatsiz, riyasız bir toplum aleminde iyi ve doğru bir açıklama ile elle tutulamayan ‘abstrait’ kelimeler ancak bir anlam alabilirler. Yoksa ya işimize geldiği nispette, yahut da başımıza geldiği nispette yapacağımız açıklamaların bir önemi olmaz. İşte bugüne kadar peşinde koştuğum ‘saadet’ kelimesi de bunlardan biri hem de bana izahi en mübrem (kaçınılmaz, zorunlu) geleni idi. Hikayeler, romanlar , şiirler, saadeti aramam, hatta aramadan bulmam lazım geldiğini adeta talim ediyorlardı. Arada bu kelimenin zevkten, dünya nimetlerinden, insan tabiatının bir özgörürlüğünden ibaret olduğunu söyleyen kitaplar da vardı. Bir üçüncü izah da böyle bir kelimenin bir çok kelimeler gibi uydurma bir kelime olduğunu, yaşamanın onunla, hiçbir ilgisi bulunmadığını, onsuz da başı sonu olmayan bir dünya içinde riyasız ve kıymetsiz, hiç olmazsa aldatılmış olmadan yaşanabileceğini söyleyenler de vardı. Bu üçüncü kısım kitapları daha çok beğendim. Beğendim ama birinci kısımdakilerini, denemek daha bir kolayıma geldi. Belki de
Sayfa 81·Kitabı okudu
23.6.2000 tarihli Cumhuriyet gazetesinde , Sorumlu­luğu Yüklenmek başlıklı makalesinde Ali Sirmen şöyle diyor: "Olay Conrad Otel'de geçiyor. Marmara Üniversitesi Hu­kuk Fakültesi ile Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından dü­zenlenen 'Örgütlü Suçla Mücadele Tartışmalı Konferansı'nın salı günkü oturumunda, Fazilet Partisi Milletvekili Nevzat Yalçıntaş, Alman Federal Başsavcısı Prof. Dr. Kurt Reb­ mann'a 'Almanya 'da siyasi parti nasıl kapatılır' diye soruyor. Yalçıntaş, FP'nin devlet tecrübesi olan politikacılarından biri. FP'li olarak sorduğu soru da, bu partinin bir nebze olsun mesafe aldığını gösteriyor. Çünkü Refah da, onun devamı olan Fazilet de uzun sü­re parti kapatmanın demokrasiye aykırı olduğunu, böyle bir davranışa gelişmiş demokrasilerde rastlanmadığını ileri sür­müşlerdi. Herkesi 'Batı Kulüpçü' olmakla suçlayan Erbakan ile tai­fesi, başları sıkıştı mı, hep Batı örneklerine, Batı ölçütlerine başvurup oradan referanslar verirler. Neyse Yalçıntaş'ın sorusu, FP'lilerin de demokrasilerde siyasal parti kapatılabildiğini ve kapatıldığı gerçeğini anladık­larını gösteriyor. Ama anladıkları yalnız bununla sınırlı kalıyor. Yoksa kendi yaptıklarını hep haklı görmeyi, hiçbir biçimde yaptıkla­ rının sorumluluğunu üstlenmemeyi, yanlışlarını asla kabul et­memeyi sürdürüyorlar. Herhalde Yalçıntaş, diğer FP'liler gibi konuyu iyi incele­mediği için olsa gerek, gelecek yanıtın da kendi sloganlarına uygun olacağını, yani 'Cebir ve şiddete başvurduğu sabit ol­madıkça siyasi parti kapatılamaz' denileceğini sanıyordu. Ama öyle olmuyor. Profesör Alman Başsavcı, **'Partinin Anayasa Mahkeme­si tarafından kapatılması için sadece cebir ve şiddeti bizzat kullamyor olması gerekmez; bir parti cebir ve şiddete zemin hazırlıyorsa kapatılabilir, partinin hedefleri önemli; cebir, şid­det
Dataist bir buyruk olarak şeffaflık, her şeyi verilere ve enformasyonlara, başka bir deyişle görünür olana taşımak­tan yola çıkmaktadır. Bir üretim zorlamasıdır bu. Şeffaflık insanın değil, sadece verilerin ve enformasyonların öz­gürlüğünü ilan etmektedir. Total iletişim ve total gözeti­mi örtüştüren/birleştiren, verimli bir tahakküm biçimidir bu. Tahakküm kendini özgürlük olarak sunmaktadır. Big Data, insan ruhuna/psişesine el atmayı ve onu yönetmeyi mümkün kılan bir tahakküm bilgisi üretmektedir. Böyle bakıldığında, dataist şeffaflık buyruğu Aydınlanma proje­sinin devamı ve güncellenmesi değil, tam tersine sonudur.
Sayfa 93 - İnka Kitap·Kitabı okudu
Sosyoloji