Kabir azabı var mı? Pat diye diğer aleme geçiş var zuhahaha :))
Ayrıca ahiretteki yeniden diriltiliş, bu dünya hayatının devamı diye anlatılır, ahirette diriltilenlerin bu dünyada çok kısa kaldıklarını zannetmeleri aktarılır ama arada bir kabir yaşantısı olacağı aktarılmaz.
Sayfa 385 - Caner Taslaman bunu beğendi·Kitabı okudu
Alıntı
İlk Haçlı Seferi başarıya ulaşmış olsa da sonraki süreçte uğranılan başarısızlıklara rağmen hareketin devamı için sürekli vergi toplanması, Papalık sarayının lüks ve israfının artması tepkilere yol açtı. Halk arasında kiliseye olan güven azalırken Papalık siyasi gücünü kaybetmeye başladı. Önceleri Haçlı Seferi'ne katılma yemini eden ama bu yemini yerine getirmeyen kişilere para karşılığında kefaret ödeme imkanı tanındı. Fakat bu uygulama zamanla 'günahların parayla bağışlanması' adı altında yaygınlaştı. Neticede, itibarı azalan papalar Avignon'da sürgün hayatı yaşamaya mecbur kaldı.
Sayfa 181·Kitabı okudu
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Faysal'ın Arap isyanı 5 Haziran 1916'da başladı ve bir efsaneye dönüşmesine rağmen, Hicaz dışındaki Araplar üzerinde çok az bir etki bıraktı. Cemal 1915'te Mısırlıların genel bir isyana kalkışacağını beklemiş, İngilizler de 1916'da sultanın Arap tebaası arasında bir isyan çıkmasını ummuşlardı. İkisi de gerçekleşmedi. Osmanlı ordusundaki Arap milliyetçi askerlerin Faysal'ın ordusuna katılması söz konusu oldu, ancak, nüfusun geri kalanının onların adına başlatılan bu isyanı nasıl karşıladığına dair pek fazla görünür işaret yoktu. Hisleri ne olursa olsun, şehirdeki nüfus sessiz kaldı. Bu kısmen Cemal'in Arap yetkililerin ve erlerin çoğunu Dördüncü Ordu'dan Gelibolu ve Rusya cephesinde görevlendirmek için transfer etme politikasından kaynaklanmış olabilir. Onların yerine muhtemelen daha sadık Türk birlikleri koydu. Ayrıca Cemal Paşa binden fazla Suriyeli ileri gelenin Anadolu'ya sürülmesini emretti.⁵⁴ Elbette, sansür rejimi Suriye'de çok güçlüydü ve isyancıların halk tarafından desteklenmesi için çok az imkân vardı. Şehirlerin dışında, Trans-Ürdün bölgesindeki bazı kabileler Osmanlı davasına sadık kalırken, Arabistan'daki İbn Suud hanesine sadık olan kabileler tarafsız kaldı. Irak'ta İngilizlere karşı zaten savaşmakta olan Bedeviler de eklendiğinde, sultanın yönetiminin devamı için İngilizlere karşı savaşan Araplar, onun devrilmesi için savaşanlardan daha fazla idi ve bu tahmin seçim özgürlüğü olmayan binlerce askeri içermiyor.
Sayfa 237·Kitabı okudu
Türk milletinin milli ülküsü olan Türkçülüğe son elli yıldan beri hükümetler eliyle darbe indirilmeseydi, bu ülkü, bütün milletlerde olduğu gibi beslenseydi bugünkü manevî huzursuzluk asla görülmeyecek; millet, düşman kamplarına ayrılma-yacaktı. Türkçülüğe vurulunca onun yerini maddî veya manevî mükafatlar vadeden komünizm, particilik, nur-culuk, süleymancılık, ümmetçilik, masonluk, kozmopo-litlik aldı. Bir de Kıbrıs davasının kritik günlerindeki şahane millî birlik manzarasını düşünün. Bu manzara millî ülkünün bir milleti nasıl şahlandırdığına, nasıl güç-lendirdiğine en büyük tanıktır. Türkçülük itilip, Türkçülere faşist, kafatasçı falan denilmeye başlayınca Türkistan Türkleri dramını umur-samayanlar Lumumba'ya, Guevara'ya, Vietnam'a des-tanlar yazmaya başladılar. Hatta Türklüğü inkâr ederek bizim, Hititlerin devamı olan, dil bakımından Türkleşmiş bir Anadolu milleti olduğumuzu iddia ettiler. Bütün bu anormal davranışlar taraftar kazanıyordu. Çünkü milleti kenetleyen tutkal eritilmişti. Bu şartlar altında birisi çıksa da: "Türkçe geri bir dil-dir. Bu dille yüksek bilim, felsefe ve edebiyat yapılamaz. Onun için resmî dil olarak Fransizcayı kabul edelim" deyip bir dernek kursa bu derneğin yüzlerce, belki bin-lerce üye bulacağına hiç şüpheniz olmasın. Zaten 1932 yıllarında, şimdi ölmüş olan bir profesör, ortaya böyle bir iddia atmıştı.
Sayfa 122 - Ötüken, Nisan 1968·Kitabı okudu
Bazen de sebep, Mearic Suresi 19. ayette geçen (( هَلُوعاً - Helû'an )) lafzında olduğu gibi lafzın garip (az kullanılan/yabancı) olmasıdır: ​“Şüphesiz insan helû' (hırslı/tahammülsüz) olarak yaratılmıştır.” ​İşte bu yüzden ayetin devamı bu lafza tefsir getirmiş ve peşinden şöyle buyurmuştur: ​“Kendisine bir kötülük dokunduğu zaman sızlanır (cezû'), bir hayır/servet dokunduğu zaman ise cimrileşir .
İnsanlar sessizdi. Hayatın devamı için gereksinimler karşılanmıştı, daha fazla yiyecek aramaya gerek yoktu, yarın emniyetteydi ve yarından sonraki gün de o kadar uzaktı ki kimse üzerine düşünmeye zahmet etmiyordu. Hayat enfes yiyeceklerle açlığını gidermekti.
Sayfa 48·Kitabı okuyor
Alıntı