10/10
·560 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 31 Mart 2026 00:29
Ejderha Cumhuriyeti’ni bitirdim ve şunu söyleyebilirim: sinirlerim bozuldu ama elimden bırakamadım Rin’in karanlığa doğru gidişi, sürekli değişen ittifaklar ve o politik oyunlar… Herkesin haklı olduğu ama kimsenin masum olmadığı bir hikâye. Nezha’ya ayrı sinir oldum, ayrı üzüldüm. Daji zaten başlı başına bir gerilim kaynağı. Kısacası: romantizm arayanı üzer, ama dram, savaş ve karakter çatışması seveni içine çeker. Seri iyice sertleşmiş, devamı için hem korkuyorum hem merak ediyorum
1000Kitap
Ejderha CumhuriyetiR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 20221,037 okunma
Japon Edebiyatı’na başlangıç kitabım
9/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 30 Mart 2026 22:59
Bir arkadaşımın bana doğum günü hediyesi olarak 2 Japon Edebiyatı kitabı vermesiyle başladı Japon Edebiyatı’na girişim. Öncelikle söylemeliyim ki bu kitabı “hadi olay olsun” diye okursanız hayal kırıklığı yaşarsınız. Fakat “bakalım bana ne hissettirecek” diye okursanız çok seversiniz. Kedi Ofisi kitabı 6 öyküden oluşan hem masalsı hem de iğneleyici bir kitaptı. Öykülerden en çok “Kenjū Park Korusu” ile “Çok İstek Lokantası” öykülerini beğendim. Kenjū’nun öyküsü aslında tam bir "sabır ve karşılıksız iyilik" manifestosuydu. Çevredekiler Kenjū ile dalga geçerken, o ağaç dikiyordu. İnsanlar genelde kısa vadeli kârın peşinden koşar ama Kenjū, yüzyıllar boyu sürecek bir gölge bıraktı ardında. İyiliğin geç fark edilmesi, değerin yoklukla anlaşılması üzerine güzel bir öyküydü. Çok İstek Lokantası ise tam bir kara mizah şaheseriydi. Şehirli, kibirli avcılar doğayı ve hayvanları küçümseyerek bir restorana giriyorlar ama açgözlülükleri, kibirleri ve saflıkları yüzünden bambaşka bir şeyle karşılaşıyorlar. Güzel, ders niteliğindeydi öykü. Kısaca; hayvanların, doğanın ve budala sanılan insanların dünyasına davet ediyor bu kitap bizi. İlk bakışta birer çocuk masalı gibi duran bu öyküler, aslında ayrımcılık, kibir, doğa katliamı ve sarsılmaz bir iyilik arayışına dair sert gerçekleri barındırıyordu. Eğer illa kusur bulacaksak da şunu derim: Bazı öyküler fazla basit kalabiliyordu. Derinlik her öyküde aynı değildi maalesef. Yani bazıları çok vuruyor, bazıları ise “eh” dedirtiyor. Toparlarsak Japon Edebiyatı genelde daha az kelimeyle daha büyük duygular hissettirmeyi seven bir edebiyatmış. Genel anlamda çok sevdim ve devamı gelecek bu edebiyatın kitaplarının. :)
Edebiyat
Kedi OfisiKenji Miyazawa · Tokyo Manga Yayınları · 2025124 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 20 Mart 2026 00:00
Polisiye roman okumayı sevdiğim için arkadaşımın hediyesi olan bu kitabı okumaya başladım. Beklentim olmamasına rağmen kitap beni çok heyecanlandırdı. Karakterler, olaylar çok iyi kurgulanmış. Tarihi bir karakterin kurgusunu okumak çok keyifliydi. Kitabı çok beğendim. Polisiye seven herkese tavsiye ederim. Yazarın tek kitabı olması üzdü, inşallah devamı gelir, okuruz.
1000Kitap
Komiser Muharrem Baltalı Hano'nun PeşindeMehmet Işık · Yaka Yayınları · 2023337 okunma
7/10
·464 syf.··
2026 39. kitabı
Bazı kitaplar vardır, daha ilk sayfalardan sizi karakterine bağlar. Ela Aydemir de benim için tam olarak böyleydi. Güçlü duruşu, net tavırları ve özellikle kadınlara yapılan en ufak haksızlığa bile sessiz kalmaması, onu okurken en çok sevdiğim özelliklerden biri oldu. Ela’nın geçmişinde yaşadığı kayıp ve bunun sonucunda Barbaros Karavan’a karşı geliştirdiği öfke, kitabın temelini oluşturuyor. Ancak olayların, onun yeğeni Serkan ve kızı Deren’in devreye girmesiyle farklı bir noktaya taşınması, akışı daha da merak uyandırıcı hale getiriyor. Ela ve Serkan arasındaki nefretle başlayan iletişimin zamanla değişmesi de kitabın duygusal tarafını destekleyen unsurlardan biriydi. Kitapta ayrıca farklı davalara yer verilmesini sevdim. Özellikle kadın cinayetleri ve kadınların yaşadığı zorluklarla ilgili verilen alt mesajların güçlü olduğunu düşünüyorum. Ela’nın bu konulardaki duruşunu okumak gerçekten etkileyiciydi. Bununla birlikte, bazı noktalarda daha fazla derinlik görmek isterdim. Özellikle ilerleyen sayfalarda ortaya çıkan büyük sırrın öncesinde çok fazla hissettirilmemesi bende küçük bir kopukluk yarattı. Yine de bu detay, kitabın merak duygusunu canlı tutmasına engel olmuyor. Bazı karakterlerin ise biraz daha ön planda olabileceğini düşündüm. Örneğin Kaan karakteri, ilginç bir geçmişe sahip olmasına rağmen daha fazla işlenebilirmiş. Aynı şekilde Ela’nın savcı kimliğini de daha yoğun hissetmek isterdim. Yer yer bunu görsek de, mesleki tarafı biraz geri planda kalmış gibi geldi. Ela ve Serkan arasındaki duygusal geçiş ise genel olarak güzel ilerlese de bazı anlarda okuyucuya tam geçmeyebiliyor. Ama buna rağmen aralarındaki gerilimi okumak keyifliydi. Genel olarak; güçlü bir kadın karakter, akıcı bir anlatım ve merak uyandıran bir kurgu sunan bir kitaptı. Küçük
Savcıİlayda Koçyiğit · Vera Kitap · 202584 okunma
8/10
·352 syf.··
2026 9. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2026 17:46
José Saramago ’nun Görmek adlı romanı, yazarın dünyaca ünlü Körlük kitabının çarpıcı ve sarsıcı bir devamı niteliğindedir. Ancak bu kez mesele biyolojik bir salgın değil, siyasi bir başkaldırıdır. ​Hikaye, isimsiz bir ülkenin başkentinde yapılan yerel seçimlerle başlar. Seçmenlerin yaklaşık %70-80'i sandığa gidip boş oy kullanır. Herhangi bir şiddet veya örgütlü eylem yoktur; sadece sessiz bir reddediş vardır. Hükümet bu durumu demokrasiye saldırı ve bir terör eylemi olarak nitelendirerek şehri abluka altına alır, sıkıyönetim ilan eder. ​Olaylar, Körlük kitabındaki salgından dört yıl sonra geçer. Hükümet, bu toplu başkaldırının arkasında o dönem ilk kör olanlar grubunun olduğunu düşünerek onları hedef alır.
1000Kitap
GörmekJosé Saramago · Can Yayınları · 201522,9bin okunma
Gerçeğin Yeniden Yazıldığı Dünya
Puan vermedi
Kitabı bitirdiğimde huzursuz hissettim. Açıkçası sonunun böyle biteceğini tahmin etmiyordum. Winston’ın bir şekilde kazanacağını düşünmüştüm; ancak öyle olmadı. Evet, Winston sonunda “öldü”; fakat bu fiziksel bir ölüm değil, ruhsal bir yok oluştu. Benliğini kaybetmesi, düşünememesi, itiraz edememesi… Bence kitabın en çarpıcı yanı da buydu. Başta yazarın neden Winston’ı gerçekten öldürmediğini, neden hikâyeyi böylesine karanlık bir sonla bitirdiğini düşündüm. Sonra şunu fark ettim: Biz kitabı Winston’ın gözünden okuyor olsak da, aslında Winston biziz. Orwell, kitabı mutlu bitirme ihtimalini bile isteye yok ederek şunu söylüyor gibi geldi bana: Bazı sistemler karşısında ne kadar istersek isteyelim, ne kadar direnirsek direnelim, sonunda aşamayacağımız duvarlar olabilir. Hatta bazen gerçeği tamamen öğrenmek, insanın kendi benliğini korumasını imkânsız hâle getirir. Kitabı okurken tarihten çok tanıdık izler gördüm. “Evet,” dedim, “bunlar daha önce yaşandı.” Ve ister istemez şu soruyu sordum: Acaba tekrar yaşanabilir mi? Özellikle yeni söylem (Newspeak) meselesi beni derinden etkiledi. Çünkü kelimeler sadece iletişim aracı değildir; düşüncenin kendisidir. Bir fikri ifade edebilecek kelime yoksa, o fikrin kendisi de zamanla yok olur. Günümüzde giderek daralan bir dil kullanıyoruz. Sosyal medya diliyle, az sayıda kelimeyle kendimizi ifade etmeye çalışıyoruz. Bu da farkında olmadan düşünce alanımızı daraltıyor olabilir. Burada insanın aklına şu soru geliyor: Acaba bugün de düşünme biçimimiz, kullandığımız dil üzerinden şekillendiriliyor mu? Öte yandan gözetim meselesi de dikkat çekici. Günümüzde sosyal medya hesaplarımızın açıklığı, paylaşımlarımızın sürekli izlenebilir olması, insanların dijital ortamda kendilerini sergilemeleri… Tüm bunlar bana “Büyük Birader” kavramını
İnceleme
1984George Orwell · Leylək Nəşriyyatı · 2018200,3bin okunma