Keşke aldırmayabilse, kendini rahat bıraksa, umut kalmadığı gerçeğini görerek ona göre yaşayabilseydi ama bil­meye, emin olmaya, hiçbir zaman olanak yoktu. Gelecek zamanın bir tek değil, birkaç olası boyutu vardı. İnsan umudundan bile vaz­geçemiyordu. Rüzgâr esecek, tozlar çökecek ama zaman yine de bilinmez bir biçimde, bir değişiklik daha getirecekti. O da mut­laka korkunç bir değişiklik olacaktı. Çünkü gelecek zaman, şim­diki zamanın devamı olmayacaktı.
Temizlemeyi bir kez basarabildiğimizde;anıları unutmak için değil,temizlemek için silmeyi becerebildiğimizde çorap söküğü gelecek devamı.Eşin dostun,bütün hısım akraban,çocukluğun,ilk gençlik yılların,hataların,aşkların hepsi sıraya girecek gel barışalım diye… Kabul,asla ilk günkü ışıltısında olmuyor hayat ;ama yine de yıllarını anılarını temizlemeye vermiş ağır bir işçi kelamı bırakabilirim şuraya;barış geçmişinle her gün yeniden, yeterince uğraşırsan eser kalmıyor kirden…
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
23.6.2000 tarihli Cumhuriyet gazetesinde , Sorumlu­luğu Yüklenmek başlıklı makalesinde Ali Sirmen şöyle diyor: "Olay Conrad Otel'de geçiyor. Marmara Üniversitesi Hu­kuk Fakültesi ile Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından dü­zenlenen 'Örgütlü Suçla Mücadele Tartışmalı Konferansı'nın salı günkü oturumunda, Fazilet Partisi Milletvekili Nevzat Yalçıntaş, Alman Federal Başsavcısı Prof. Dr. Kurt Reb­ mann'a 'Almanya 'da siyasi parti nasıl kapatılır' diye soruyor. Yalçıntaş, FP'nin devlet tecrübesi olan politikacılarından biri. FP'li olarak sorduğu soru da, bu partinin bir nebze olsun mesafe aldığını gösteriyor. Çünkü Refah da, onun devamı olan Fazilet de uzun sü­re parti kapatmanın demokrasiye aykırı olduğunu, böyle bir davranışa gelişmiş demokrasilerde rastlanmadığını ileri sür­müşlerdi. Herkesi 'Batı Kulüpçü' olmakla suçlayan Erbakan ile tai­fesi, başları sıkıştı mı, hep Batı örneklerine, Batı ölçütlerine başvurup oradan referanslar verirler. Neyse Yalçıntaş'ın sorusu, FP'lilerin de demokrasilerde siyasal parti kapatılabildiğini ve kapatıldığı gerçeğini anladık­larını gösteriyor. Ama anladıkları yalnız bununla sınırlı kalıyor. Yoksa kendi yaptıklarını hep haklı görmeyi, hiçbir biçimde yaptıkla­ rının sorumluluğunu üstlenmemeyi, yanlışlarını asla kabul et­memeyi sürdürüyorlar. Herhalde Yalçıntaş, diğer FP'liler gibi konuyu iyi incele­mediği için olsa gerek, gelecek yanıtın da kendi sloganlarına uygun olacağını, yani 'Cebir ve şiddete başvurduğu sabit ol­madıkça siyasi parti kapatılamaz' denileceğini sanıyordu. Ama öyle olmuyor. Profesör Alman Başsavcı, **'Partinin Anayasa Mahkeme­si tarafından kapatılması için sadece cebir ve şiddeti bizzat kullamyor olması gerekmez; bir parti cebir ve şiddete zemin hazırlıyorsa kapatılabilir, partinin hedefleri önemli; cebir, şid­det
Efsaneyi hatırlayalım. Devamı gelecek. Çok yakında :)
“Geçen gün kumandan, saçlarıma niçin kına yakıldığını sordu; cevap veremedim. Kardeşlerim askere giderlerken anam saçlarını kınalamasın; onlar da aynı soruyla karşılaşmasınlar. Ben oğlunuzdan sual ederseniz, Allah’a şükür iyiyim: hasretinizden başka hiçbir kederim yok.”
Sayfa 214 - Ötüken
… "Öyleyse şizoanalizin amacı şudur: ekonomi ve politikanın libidinal yatırımlarının kendine has doğasını analiz etmek ve böylece arzulayan öznedeki arzunun, bizzat bastırılmasını arzulamaya nasıl belirlenebileceğini göstermek" (A 1972, s. 124-125). Deleuze'e göre, bu ilk politik eserinde, siyaset temel problemi, arzunun kendi bastırılmasını neden arzuladığını belirlemektir, şizoanaliz de bu probleme uyarlanmış araştırma yöntemidir (a.g.e., s. 36-37 ve ayrıca MP 1980, s. 262). Kitleler nasıl olur da "faşizmi arzulayabilirler?" (A 1972, s. 306; s. 412-414) "Devrime nasıl olur da ihanet edilir?" (a.g.e. s. 455) Bu sorulara yanıt vermek için, bilinç-öncesi yatırımlara karşıt olabilen bilinçdışı arzu yatırımlarının doğası incelenmelidir (a.g.e., s. 415). 1° Şizoanalizin görevi, anlamın yorumlanması değil, dürtü makinelerinin kullanılmasıdır (a.g.e., s. 345; "bunların işleyişleri" için bkz. s. 385). Psikanalistin iyicil tarafsızlığının yerine şizoanalistin kötücül etkinliği konur. Şizoanalist (a.g.e., s. 374), dirençleri yok ederek özneyi fabrikaya alır ve kendini tamirci yerine koyar (a.g.e., s. 385. 404). 2° Arzunun iki tür toplumsal yatırımını ve bu ikisinin birbirine tabiliğinin anlamını ayırt ediyoruz ("moleküler fenomenlerin büyük molar kümelere tabiliğine [ya da tersi] göre a.g.e., s. 417). Böylece "kapitalist sistemin kendisine âşık olabileceğini" (a.g.e., s. 414-415) ve arzunun, kendi arzusunun baskı altına alınmasını arzulayabileceğini (= "mikrofaşizm", bkz. MP 1980, s. 262) anlarız. İlk olarak Anti-Ödipus’ta kullanılan “şizoanaliz” teriminin geri çekilmesine yol açan temel sebep, psikanalizle ilişki sidir. Psikanaliz, materyalist psikiyatriyle beraber tamamen dönüşüm geçirse de -materyalist psikiyatri arzuyu altyapıya yerleştirerek (a.g.e., s. 124)
Sayfa 198·Kitabı okudu
Alıntı
Biraz uzun ama açıklayıcı, aykırı bir de.
Güney Fransa “Avrupa’da Yahudi aleyhtarlığının yükselişe geçtiği sıralarda Yahudiler için âdeta bir sığınaktı, burada Kathar ve Yahudi düşüncesinin kaynaşması Yahudi mistisizm geleneği olan Kabala'yı doğurmuştur" (Spencer 1995b: 171). Katharlar aynı zamanda evliliğe ve çoğalmaya da karşıydılar. Hem hayvanları öldürmeyi reddettiklerinden hem de yumurta ve et gibi cinsel birleşme sonucu oluşan her türlü yiyeceği tüketmekten uzak durmak istediklerinden, katı vejetaryendiler. Katharların çoğalmaya karşı sergiledikleri bu olumsuz tutum, Pavlusçular (ruhu maddi dünyaya bağladığını düşündükleri için üremeyi reddeden ezber bozucu mezhep) gibi doğulu düalist mezheplerin ve daha da önemlisi 10. yüzyılda Balkan köylüleri arasında yandaş bulan Bogomillerin bu mezhebin üzerindeki etkisine bağlanmaktadır (Erbstosser 1984: 13-14). "İçinde bulundukları fiziksel sefalet sayesinde şeylerin kötülüğünün farkına varan köylülerin içinden doğan" bir halk hareketi olan Bogomiller, görünen dünyanın Şeytan'ın işi olduğunu (çünkü Tanrı'nın dünyasında her zaman iyi önce gelir) vaaz ederek bir risalelerinde belirttikleri gibi "bu keder dünyasına" yeni köleler getirmemek için çocuk sahibi olmayı reddediyorlardı (Wakefield ve Evans 1991: 457). Bogomillerin Katharlar üzerindeki etkisi açıktır.²⁴ Katharların evlenmekten ve çoğalmaktan kaçınmalarının nedeni bir "ölüm arzusu" ya da hayatın hor görülmesinden ziyade "hayatın yalnızca sağ kalmaya indirgenmesinin" reddine dayanıyordu (Vaneigem 1998: 72). Çünkü hayatı ve bedeni küçümseyen felsefelerde gözlemlenen değersizleştirilmiş kadın ve cinsellik anlayışı ile Katharların çoğalma karşıtlığının bir ilgisi yoktu. Bu mezheplerde kadınların önemli bir yeri vardı. Katharların cinsellik anlayışına gelecek olursak, "kemâle ermiş olanlar" cinsel ilişkiden uzak