Nimet Tanrıver

Nimet Tanrıver
@devilone
"insanın kan bağından ataları olduğu gibi edebiyat dünyasından da ataları vardı ve bunlar insana tarz ve mizaç olarak ilkinden daha da yakın olabiliyor, üzerinde çok daha bariz bir etki bırakabiliyordu." Oscar Wilde
"Bu genç sanatçılar pudra kokusunu resmetmeyi biliyorlardı. Dergiler, modası henüz geçmiş art nouveau’ya özlem dolu bir dönüşün ve bir zamanlar moda olan şeyleri yeniden keşfetmenin ve belki de henüz eskimeye yüz tutmuş güzellikleri anımsatmanın ötesinde gelecekteki Havva örneklerine bir soyluluk havası veriyordu. Ama sıradan, muhtemelen modası geçmiş bir Havva’yı görünce durakladım ve kalbim çarpmaya başladı. Gizemli alev değildi bu, tam anlamıyla kalp çarpıntısıydı, bugüne duyulan özlemle karışık irkilmeydi. Uzun altın rengi saçlı bir kadın profiliydi bu, gökten inmiş bir melek gibiydi. Aklımdan şu satırlan ezbere okudum:" "Mahzun ve solgun zambaklar Ölüyor ellerinde sanki birer mum. Yayılan kokular parmaklarının arasından uzaklaşıyor sıkıntıların bayıltıcı soluğuyla. Açık renkli giysilerinden kıvrım kıvrım yayılıyor etrafa hüsran ve aşk. "
Reklam
"Yahudiler daima bir şeyi ve tersini bir arada dile getirirler, çünkü yaradılış olarak yalancıdırlar. Ama çok sayfadan oluşan bir belge ürettiğiniz zaman insanlar zaten onu bir solukta okuyamayacaktır. Tepkileri adım adım almak hedeflenmiştir ve birisi bugün okuduğu bir önerme yüzünden telaşlanıyorsa, dün onu telaşlandıran haberi unutmuş demektir. Ve iyi okursanız, Prag hahamlarının lüksü, eğlenceyi, alkolü pleb sınıfını şimdi köleliğe sürüklemek için kullanmak istediklerini ama iktidarı ele geçirdiklerinde onları itidal konusunda zorlayacaklarını anlayacaksınız."
" Gülmenin insana özgü olduğu, biz günahkârların sınırının bir belirtisidir. Ama bu kitaptan, seninki gibi ne çok yozlaşmış kafa gülmenin insanın amacı olduğunu öngören bir tasım çıkaracaktır! Gülmek, bir köylüyü bir an için korkudan kurtarır. Ama yasa korku aracılığıyla kendini kabul ettirir; yasanın gerçek adı Tanrı korkusudur. Oysa bu kitaptan, tüm dünyayı yeni bir ateşle tutuşturacak iblisçe bir kıvılcım çıkabilir: Ve gülme, Prometeus’un bile bilmediği yeni bir korkuyu yok etme sanatı gibi tanımlanacaktır. Gülen bir köylü için o anda ölmek önemli değildir; ama sonra, gülme özgürlüğü sona erince, dinsel tören yeniden tanrısal tasarıma göre içine ölüm korkusu salacaktır. Oysa bu kitaptan, korkudan kurtularak ölümü yok etmek için yeni ve yıkıcı bir umut doğabilir. O zaman biz günahkâr yaratıklar, tanrısal bağışların belki de en sağgörülüsü ve en seveceni olan bu duygudan yoksun kalınca ne oluruz? Yüzyıllar boyu bilginler ve kilise babaları, yüce olanı düşünerek, aşağı olanın sefilliğinden ve kışkırtıcılığından kurtulmak için kutsal bilgiden hoş kokulu özler damıttılar. Oysa bu kitap güldürüyü, taşlama ve mim’i, eksikliklerin, kötülüklerin, güçsüzlüklerin yansılanmasıyla tutkuların arıtılmasını sağlayacak olağanüstü bir ilaç sayarak yapmacık bilginleri (iblisçe bir tersine çevirmeyle) aşağılık olanı kabul ederek, yüce olanı kurtarmaya çalışmaya itecektir. Bu kitap insanın, (sizin Bacon’ınızın doğal büyüye ilişkin olarak önerdiği gibi) yeryüzünde Cockaigne ülkesinin bolluğunu isteyebileceği düşüncesini doğurabilir. Ama böyle bir şeye sahip olamayız; olmamalıyız. Coena Cypriani’nin maskaralıklarına hiç utanç duymadan gülen genç rahiplere bak. Kutsal yazıların iblisçe anlam değiştirmesine! Üstelik, kötü olduğunu bile bile yapıyorlar bunu. Ama Filozofun sözü, hiçbir
"Gülme bedenimizin güçsüzlüğüdür; yozlaşması, yavanlığıdır. Köylünün eğlencesi, sarhoşun özgürlüğüdür; kilise bile akıllıca davranarak, şölenlere, şenliklere, panayırlara, insanı neşelendirerek öteki isteklerden ve tutkulardan uzak tutan bu günlük yozlaşmaya izin vermiştir”... Ama gene de gülme, basit insanların savunması, halk için kutsal olmayan bir gizem olarak kalır. Bunu Peygamber de söylüyordu; yakmaktansa evlenmek daha iyidir. Tanrı’nın kurulu düzenine başkaldırmaktansa, yemeğinizi yiyip sürahilerle şişeleri devirdikten sonra, düzeni alaya alan pis güldürülerinizin tadını çıkarın; aptallar kralını seçin; eşekler ve domuzlara yaraşır cümbüşlerde kendinizi yitirin; tepetaklak Satürn şenlikleri yapın... Ama burada, burada...” Şimdi Jorge parmağıyla masanın üstüne, William’ın açık tuttuğu kitabın yanına vuruyordu, “burada gülmenin işlevi tersine dönüyor, sanat düzeyine yükseltiliyor; bilginler dünyasının kapıları gülmeye açılıyor; böylece gülme, felsefenin ve hain tanrıbilimin konusu oluyor... Basit insanların hem Tanrı’nın yasalarını, hem de doğa yasalarını yadsıyarak nasıl en korkunç sapkınlıkları tasarlayıp uygulayabildiklerini dün gördün. Ama kilise, kendi kendilerini mahkûm eden, kendi bilgisizlikleri sonucu kendi yıkımlarına yol açan basit insanların sapkınlığını hoşgörebilir. Dolcino ve onun gibilerin bilgisizce delilikleri tanrısal düzende hiçbir zaman bunalıma yol açmaz. O şiddeti savunur ve kendisi de şiddet yoluyla ölür; ardında hiçbir iz bırakmaz; tıpkı bir şenliğin tükenmesi gibi tükenir gider; şenlik sırasında yeryüzünde kısa bir süre için dünyanın tepetaklak bir görünümünün belirmesi de önemli değildir. Bu davranış bir taslağa dönüştürülmedikçe, bu kaba dil onu çevirecek bir Latin bulmadıkça. Gülmek, köylüleri Şeytan korkusundan kurtarır; çünkü
“Geç oldu,” dedi William, “insanın vakti azsa serinkanlılığını yitirmemeli; yoksa vay haline. Önümüzde sonsuz zaman varmış gibi davranmalıyız."
Reklam