10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 23:06
Bu çalışma Doğu Karadeniz 'de yer alan Rize'de insan_doga ilişkisinin mevcut yapısını ortaya çıkarıp, DOKAP Eylem Planının içerisinde yer alan Yeşil Yol Projesi nin bu yapı üzerinde yarattığı ve yaratacağı etkinin tartışılmasını içermektedir. İnsan doğa ilişkisi üretim ilişkileri kavramı üzerinden tle alınmış ve üretim ilişkilerinin gelişiminin getirdiği son biçim olan kapitalizm üzerine analiz yapılmıştır. Çalışma kapsamında amaca uygun olarak kavramsal, kuramsal, tarihsel, ilişkisi ve bütünlüğü bir analiz yapılmaya özen gösterilmiştir. 267 Diyor yazar Sonuç bölümüne baslarken. Ve "Konunun kuramsal, kavramsal kavramlarla düşünme çabasının ürünü olan bu çalışma umarım tartışmalar için iyi bir zemin okur diyor." kitabı ile ilgili. Uzun yıllar Toroslarda yayla ya çıktık. Yayla yaşamının zorluğunu ama bir o kadar da insana kattığı değeri bilenlerdenim. Yayla yapabilmek için doğanın bozulmaması ve yaylaya çıkanlarında yaylanın doğal koşullarını kabul etmesi gerekir. Yayla ya çıkıp şehir konforu aramak, ya da çıktığınız yerin dokusunu bozmak had bilmezlik olur. "Yeşil Yol Projesi" Devlet ve Sermayenin Doğa ile İmtihanı Derya Ince nin Akademik bir çalışması.Yüksek Lisans Tezi kitablaşmış. Akademik hayatın disiplini ve Halkın anlayacağı yakınlıkta bir dil. Konu üzücü, düşündürücü olsada okumak kolaydı. Birinci Bölüm Doğanın Sermaye Birikimi Sürecine Icerilme Aşamaları Ikinci Bölüm Sermaye Birikimi Sürecinde Yeni Bir Söylem Kalkınma Ajansları Üçüncü Bölüm Rize de Doğa Ile Kurulan İlişkinin Dönüşüm Hikayesi: Yeşil Yol Projesinin Yaylaciliga ve Turizme Etkisi Rize ilk görev yerimde. Yeşilin binbir tonunu gördüm. Doğanın tahribatı vicdanları rahatsız etmesi gerekir. Yayla yaşamının bir tercih olmasının ötesinde bir geçim yolu olduğunu, insanların
Yeşil Yol ProjesiDerya İnce · Sosyal Araştırmalar Vakfı · 20231 okunma
Puan vermedi·236 syf.·
2026 404. kitabı
“ bana tutunacak bir şey ver ki hazdan fazla devam etsin ve ıstırap içinde dahi dayanabilsin.” tagore Türkiye'de çeşitli sebeplerle yaşamını yitiren veya mağduriyet yaşayan çocukların gerçek ve karanlık hikâyelerini konu alır.  Devlet Dersi Kitabın ismini aldığı "Devlet Dersi" kavramı, şair Ece Ayhan’ın "Meçhul Öğrenci Anıtı" şiirindeki "Devlet dersinde öldürülmüştür" dizesine dayanır. Eserde anlatılan başlıca konular şunlardır Cezasızlık Politikaları: Şiddet, istismar veya ihmal sonucu zarar gören çocuklar için adalet sisteminin nasıl işletilmediği ve sorumluların cezasız kalma süreçleri incelenir. Sokağa çıkma yasaklarında, eylemlerde hayatını kaybeden çocuklar, iş cinayetlerinde yaşamını yitiren çocuk işçiler, istismar ve taciz mağduru çocuklar ile cezaevlerinde kötü muamele görenlerin hikâyelerine yer verilir.Adalet Sisteminin Eleştirisi: Karartılan dosyalar, kaybolan deliller ve muktedirlerin tarafını tutan yargı uygulamalarının çarpıcı örnekleri anlatılır. Devlet Dersi Gökçer Tahincioğlu'ın kalemınden okuduk Devlet Dersi
Araştırma-İnceleme
Devlet DersiGökçer Tahincioğlu · Nota Bene Yayınları · 201524 okunma
Reklam
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 147. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 00:00
"TÜRK TÖRESİ" "Menkıbelerin izahkâr rolüne gelince, bunu bilhassa ilhanlık dininde hakim olan il, Ak-Kemik tanınıyor, diğerleri Kara-Kemik itibar olunarak, bu ilin tâbiiyeti altına giriyorlar. Hâkim olan il’in Ak-Kemikliğini izah eden, işte bu menkıbelerdir. Hâkim olan il, velâyet-i âmmeyi hâiz olmak için, mukaddes olmak lâzım gelir. Mukaddes olmak için de, ya bir totemin, ya bir ilâhın sülâlesinden gelmesi şarttır. İlâh, kadınlara ya bir nur sütunu, yahut bir hayvan ve bazan da bir insan suretinde tecelli eder. Bunlardan birisinden gebe kalan bir kadın, ilâhzâdeler doğurur. Bunlardan türeyen bir ilin hâkimiyeti, velâyet-i âmmeyi hâiz addolunur." Bazı kitaplar vardır, okunduktan sonra kenara kaldırılıp unutulur. Bazıları ise zihninize kazınır, bizi sorgulamaya iter, kim olduğumuza dair içimizde bir şeyleri yeniden düzenler. Ziya Gökalp’in Türk Töresi işte tam olarak ikincisi. Bu eser, âdeta Türk düşüncesinin vicdanında yankılanan bir çağrı. Gökalp’in en büyük başarılarından biri, “töre” kavramını dar bir gelenek dizgesi olmaktan çıkarıp onu bir kültürel bilinç olarak yeniden tanımlamasıdır. Ona göre töre, bir milletin tarih boyunca süregelen ahlaki, toplumsal ve ruhsal kodlarının toplamıdır. Yani sadece “büyüklerimiz böyle yapmış” diye devam ettirilen alışkanlıklar değil; bir milletin özünü, duruşunu ve dünya görüşünü belirleyen derin bir bilinç hali. Eser böylelikle, Türk toplumunun modernleşme sürecinde köklerini kaybetmeden nasıl ilerleyebileceğini sorgulayan felsefi bir pusulaya dönüşüyor. Gökalp’e göre bir milletin yaşayabilmesi için sadece aynı soydan gelmek yetmez. Onu asıl güçlü ve kalıcı kılan, paylaşılan inanç, dil ve kültür birliğidir. Bu noktada “töre”, geçmişle bugünü birbirine bağlayan bir köprü gibi işler. Onsuz bir geçmiş vardır ama bugüre taşınacak
Edebiyat
Türk TöresiZiya Gökalp · Temel Tarih Kitaplığı Yayınları · 20251,678 okunma
Puan vermedi·397 syf.··
2026 35. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 18:45
Kitapta "total kurum" kavramıyla karşılaştım. İnsanların genelinden oldukça uzun bir süre için koparılmış ve benzer bir durumda olan çok sayıda bireyin, kurum tarafından kuşatılmış ve resmi surette düzenlenmiş bir yaşam döngüsü sürdürdüğü bir ikamet ve çalışma yeri olarak tanımlanabilir. "Kapatılmış kişi" kavramı da, total kurumlardan "yararlanan" kişileri ifade ediyor. Yazarın daha önce Damga kitabını okumuştum ve çok yararlanmıştım. Bu sebeple sadece kitap değil yazarı da ilgimi çekti. İnsanların istek dışı bir arada tutuldukları kurumlar; akıl hastaneleri ve hapishaneler üzerine yapılan tespit ve değerlendirmeler beni ziyadesiyle yoğunlaştırdı. Meseleye yüzeysel yaklaşıp sonuç odaklı bir anlatım yerine sürecin tüm evrelerini anlayabildiğimi düşünüyorum. Hapishanelerdeki kişilerin topluma kazandırılması konusunda, daha yararlı olunması gerektiğine inanıyorum. İnsanların günlük hayatta çok kolay sahip oldukları su, tuvalet ya da sigara içmek gibi durumların bir anda izne tabi olması, kişinin yıpranmasını anlamak açısından önemli bir detay olarak karşımıza çıkıyor. Kısa bir süre kapatılmış kişi olan birisi olarak, ne zaman uyumam gerektiği konusunda sık sık birileri tarafından ikaz aldığımı hatırladıkça, daha da anlamlı geliyor bu durum. Kişisel inancıma göre, devlet, öldürmediği herkesin daha iyi şartlarda yaşamasına olanak sağlayacak tedbirleri almalıdır. Eğer biz, dört yıl boyunca hapishanede kalan bir insanın, hapisten çıktıktan sonra daha yararlı birisi olmasını sağlayamazsak, kişi yeniden suç işleyecektir. Ne hali varsa görsün diyemeyiz çünkü o kişi, dışarıda olduğu vakit bizimle beraber yaşıyor. Beraber yaşadığımız insanların ruhsal ya da zihinsel olarak sağlıklı olması, bizim için de yararlı olacaktır. İnsanların temel hak ve hürriyetlerini korumak ve
TımarhanelerErving Goffman · Heretik Yayıncılık · 201557 okunma
10/10
·148 syf.··
Beğendi
·
2026 48. kitabı
ÇAKICI’NIN İLK KURŞUNU (Tereke Öyküler, Şiirler, Yazılar) SABAHATTİN ALİ Toplumcu gerçekçi edebiyatın çok seçkin ve yetkin temsilcilerinden biri olan Sabahattin Ali’nin düşünce dünyası, sanat anlayışı, felsefesi, dramatik yaşamının eserlerine yansımalarına dönük okumalarımıza; onun ölümünden sonra varislerinin yasal izniyle yayımlanmış kimi öykülerini, şiirlerini, konuşma metinlerini bir araya getiren ve adını kitaptaki dört öyküden biri olan ÇAKICI’NIN İLK KURŞUNU’ndan alan tereke kitabıyla devam ediyoruz. Sabahattin Ali yaşarken yayımlamayı düşünmediği hâlde, varislerinin bunu gerçekleştirmiş olması; yazarı daha iyi anlamak isteyenler için, hele hele onun mahrem düşünce dünyasına girmek isteyenler için bulunmaz bir kaynak olmuş. Tarihsel olarak İzmir’in Ödemiş ilçesinde ortaya çıkan ve Ege Bölgesi’ndeki “Efe”lik kültürünün önemli bir ismi olan, Yaşar Kemal’in Çakırcalı Efe ismiyle yazılmış destansı romanına da konu olan Çakıcı Mehmet Efe, bu hikâyede bir çocuk masumiyeti ve samimiyetiyle karşımıza çıkıyor. Babası haince öldürülüp kendisi daha çocukken bir sürü şiddete maruz kalan Mehmet, babasının intikamını almak için hınç duyarak büyümektedir. Belinde taşıdığı ve yaşadığı kültürde normal karşılanan tabancasıyla bir yolculuk sırasında anlatıcının dikkatini çeker. Gözlemci bakış açısıyla olanları anlatan anlatıcı, Mehmet’in katilini uyarmıştır ancak dikkate alınmamıştır. Bir süre sonra Mehmet, baba katiline ilk kurşunu atarak halkın diline düşer ve efelik yolculuğuna başlar. O artık toplumun içinde yaşayamayacağını iyi bilir. Genellikle halka zulmetmeyi de ihmal etmeyen mütegallibelerin dağdaki temsilcisi olan klasik eşkıyalık yapan efelerin aksine, o çetesini topladıktan sonra adeta o zamanın çağdaş Robin Hood formuna girerek yoksulların dostu, zalimlerin düşmanı
Çakıcı'nın İlk KurşunuSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 20249,6bin okunma
10/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2026 27. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 19:45
Onur Bilge Kula Dil Felsefesi Açısından Atatürk'ün Dil Kavramı ve Dil Devrimi Türkiye'de Aydınlanma ve Atatürk Devrimleri kitabını okudugumda yazarın diğer kitaplarınıda okuma isteği duydum. Edebiyat kuramı, kültürel kimlik, Batı kültüründe oryantalizm ve Türk imgesi başlıca araştırma alanları olduğu bilgisine ulaştım İnternet taramalarımda. Zamana yayarak okudum kitabı ve bu konu ile ilgili videolar da dinlemeye çalıştım. Türk dili uzerinde calisanlarin, ilgi duyanlarin, dilin duruluğu ve gelişimini önemseyenlerin okumasını öneririm. Kitap,Dil Devrimi'ni sadece sözcük değişikliği değil, çağdaşlaşma, eleştirel düşünce ve ulusal kimlik inşasının temeli olarak değerlendiriyor. Kültürü aktaran, insanı özgürleştiren bir araç olarak dilin önemini anlatıyor. Atatürk'ün amacı, Türkçe'yi Arapça ve Farsça gibi yabancı dillerin kurallarından arındırarak, millî benliğine kavuşturmak ve modern kavramları karşılayabilen bir "bilim ve kültür dili" yapmak olduğunu anlatıyor. "Dil Devrimi, Türkçenin Arapça ve Farsçanın etkisinden kurtularak özerkleşmesini, her bakımdan gelişmesi, yetkinleşmesi, böylelikle de toplumsal-kültürel-politik yaşamda her türlü düşünce ve duyguyu anlatma yeterliliği kazanmasını amaçlar. Dil Devrimi, düşünsel gelişme ve özgürleşme açısından belirleyici önem taşır; çünkü dil, hem özyapısı hem de işlevleri bakımından bütün diğer devrimlerin edimselleştirilmesinin dolayımı ve taşıyıcı gücüdür. Gerek çağdaşlaşmanın gerek her türlü ilerlemenin itici gücü olan düşünme, özellikle de eleştirel düşünme, dil dolayımında gerçekleşir, başkalarıyla paylaşılır, böylelikle de kalıcılaşır. Bu düşünsel içerik ve amaç bakımından Dil Devrimi, Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen Cumhuriyet devrimlerinin düşünsel temellerinin belirginleştirilmesi ve
Dil Felsefesi Açısından Atatürk’ün Dil Kavramı ve Dil DevrimiOnur Bilge Kula · BilgeSu Yayıncılık · 20251 okunma
Reklam
Reklam