Sokrates bilmiyorum derken karşsındkinn algısını aşgı çekiyordu.
Platon'un anlatmasına göre Sokrates bu bilgeliğini şöyle yayardı: insanlara bir konu üzerine fikir sorar, sonra da zekice sorular yönelterek kendi söyledikleriyle çatışmalarını sağlardı. Örneğin Devlet adlı eserinde, Sokrates, "Adalet nedir?" diye sorar. Cephalus adaletin doğru söylemek ve borçlarına sadık olmak olduğunu' söyler. Bunun üzerine Sokrates şunu sorar: "Birinden bir kılıç ödünç aldığınızı varsayın. Bu kılıcı geri vermeniz gerekir değil mi? Ama ya kılıcın sahibi olan kişinin aklını kaçırdığını ve bu kılıçla önüne geleni doğrayacağını biliyorsanız7" 0 zaman, Cephalus istisnalar olabileceğini kabul eder. Bu durumda adalet, kişinin hakkını kişiye vermemeyi gerektirmiş olabilir. Cephalus böylece kendi söylediğiyle çelişmiştir. Savunduğu görüş hakkında o kadar da bilgili olmadığı ortaya çıkmıştır. Sokrates amacına ulaşmıştır.Bir başkasını hedef alır kendine. Bu yöntem her ne kadar olumsuz görünse de, Sokrates'e göre; mutlak gerçeklere ulaşmak istiyorsanız elinizdeki bilgileri çok sıkı elemelisiniz.
Sayfa 120·Kitabı okuyor
Dönem boyunca kullar, pâdişah ve devlet otoritesine karşı hareketlerini meşrû, halkça kabul edilebilir göstermek için bütün ayaklanma ve isteklerinde, ulemâ ve şeyhlerin onayını almak zorunda olacaklardır. Şimdi yeniçeri ve ulemâ birlikte, "Sultan Mustafa'nın aklında hiffet vardır, devlet işlerini göremez" diye harekete geçmişlerdi. Padişahın verdiği emirler, aslında, reîsülküttâb Hamza Efendi'nin saraya verdiği Sanevber adlı câriyenin eseridir, diyorlardı. Mustafa'ya, adın nedir, kimin oğlusun, bugün nedir, sorularını sordular. Vâlidesi, halleri ortada diye karşı çıkmadı. Mustafa'nın devlet işlerini göremeyeceği, akılca zayıflığı üzerinde kuşku yoktu; Kafes'te korkunç mahpusluk, Osmanlı hânedânını fiilen ortadan kaldırmıştı; devlet bundan sonra gerçekte, vâlide sultanların, yeniçeri ocak ağalarının ve sonunda Köprülüler gibi mutlak iktidar sahibi vezirlerin idaresi altına girecektir.
Sayfa 183 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Avrupalılar, rüşvet verip kapitülasyonlara istedikleri maddeleri koydurmakta idiler. Bundan yararlanıp İzmir limanından yasağa rağmen "sefinelerle buğday alıvermekte" idiler. Tabii bu buğdayın bir kısmını Venedikliler almaktaydı. Şeyhülislâm Behâyî bunu önlemek için durumu veziriâzama bildirdi ve İngiliz konsolosunun azlini istedi. Bu meselede arada anlaşmazlık çıktı, sorun büyüdü. Müfti, Galata'da oturan İngiliz elçisini huzuruna çağırdı, konsolosu azledin, diye ısrar etti. Balyosun karşı çıkması üzerine kendisini yumrukladı ve hapse attırdı. Müfti ile arasında anlaşmazlık olduğundan vezir bir önlem alamadı. İngiliz elçisi, adamlarını ocak ağalarına ve vezire göndererek, hapisten çıkarılmasını istedi. Ağalar, bir müderrisin reyine baş vurdular ve elçiyi serbest bıraktılar. Şeyhülislâm Behâyî Efendi de ağalar aleyhine ağır konuşmuştur: "Ağalar dediğin herîflerin bu tasallutu (haksız egemenliği) nedir, böyle kalur mı zannederler" diye meydan okudu. Ağalar, “İngiltere büyük devlettir, bu zamanda bu devletle barışı bozmak doğru değildir" diye müftiyi yatıştırmaya çalıştılar. Behâyî gönderdikleri Sarı Kâtib'e, ağalar hakkında hiddetle konuştu: "Onların umûr-i dînde müdahaleleri nedir, niçün hadlerini bilmezler ... şimden sonra bu şehirde icra-yi Şer' nice mümkündür" diye meydan okudu (Şerîatça harbî sayılan Hıristiyanlara verilen kapitülasyonları ve her değişikliği şeyhülislâmın fetvâ ile onaylaması bir kuraldı).
Sayfa 114 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Hiç Bir Dava Siyaseti Kanlı Soyguncu Geçmişin İzlerini Silemez
Bir türlü yüzleşmeye yüzünüz tutmadı kendinizle. Suskunluğunuzu, hiddete ve şiddete dönüştürmüs halinize kuruyorum özlü sözlerimi. Gerekir ise ezer geçeriz derken kimi? Neden? Kimin verdiği güç ile ezip geçiyorsunuz? Kim neden verdi bu yetkiyi size! Toplum sözleşmesi Anayasa'nın neresinde böyle bir yetki verildi de bizim haberimiz yok. Merhametli monarşiymiş. Yola çıktığınızda da adalet ve kalkınma diyordunuz! İmtiyazlı olanı koruyan, çalanın ve yalanın yararına işleyen bir niyete hukuk ve adalet denebilir mi? Adalet öldüğünde ne ölür biliyor musunuz? Herkes birlikte ölür. Kimin eli kimin cebinde neden hırsızlık yaparak doymadığı belli olmayanların dünyasında ölürse herkes adaletsizlik yüzünden ölür. Bu topraklar monarşik oligarşik dayatmayı hukuksuz ve adaletsizlik içinde hafiye ordusuyla devlet yönetebileceğini sandığı için koca Osmanlı devletini yok eden Sultan Abdülhamit ve kaçarak haçlıya hicret eden Sultan Mahvettin'den iyi biliriz. Yeniden aynı sonu yaşamaya hiç niyetimiz yok. Merhametli monarşi diye yeryüzüne huzur getirmiş bir yönetim anlayışı ahlakı örneği dünya da yok ki siz buna hangi niyet uğruna ram oluyorsunuz? İstihbarat ve hafiye teşkilatını keşke yabancı unsurlara karşı vatanı ve ulusu korumak için kullanmış olsaydınız bu ülke bu hale gelmezdi. Kumpas ve kutuplaşma siyaseti ile bu ülkeyi çıkmaza siz sürüklediniz. Sizi bop projesi eşbaşkanı 2071 hedefi ile tuzağa düşünenler ile hala ne diye iş tutuyorsunuz? Zorunuz nedir sizin? Türk ulusu ve Cumhuriyet devrimleri ile ne alıp veremediğiniz bu kin neden kaynaklanıyor dava siyaseti adı altında nefretiniz neden bitmiyor sizin? Her holding yabancı istihbarat örgütlerinin cirit attığı tuzaklara dönüşerek vatanını ve ulusunu seven Türk ulusunun has evlatlarına zulüm etmelerine göz yumdunuz hala soyguna göz
Hayata Dair
BAŞYÜCELİK DEVLETİ ve SÖZDE İSLÂMCILAR...
Üstad Necib Fazıl’ın temelini attığı, Salih Mirzabeyoğlu‘nun geliştirdiği İslâmî devlet modeli… “İslâm’da idare şekli yoktur, idare ruhu vardır” anlayışına dayanarak idealize edilmiş… __Bugüne kadar en çok sözde İslâmcıları rahatsız etmiş. Neden? Çünkü sorumluluk yüklüyor. Onlar sorumluluk istemiyorlar, ihale istiyorlar. Onlar zor karşısında dik durmak nedir bilmiyorlar; sıvışmaktan hoşlanıyorlar...**
BAŞYÜCELİK DEVLETİ “Yeni Dünya Düzeni” -I-, 3 Mayıs 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Başyücelik Devleti
Muhammed'in geleceğini Ukkaz panayırında ilk salkılayanlar şairler olmuştu. Nedir ki Muhammed, "Şuara Süresi"nin de bir yalvacı olup çıktı sonunda. Şairi aşağıladı. Çünkü o bir din getirirken bir devlet düzeni de getiriyordu. Yeni bir hukuk ağıntısının da kurucusuydu. Sadece sonsuz olanla değil, günlük olanla da uğraşıyordu. Sert bir yasa koyucuydu.
Sayfa 58