Friedrich Nietzsche
Din ve yönetim.— Devlet, daha açık söylemek gerekirse, yönetim, hâlâ yeterince olgunlaşmamış bir çoğunluğun bekçisi olarak kurulduğunu bildiği ve dinin korunması mı yoksa ortadan kaldırılması mı gerektiği sorununu onlar adına değerlendirdiği sürece, büyük ihtimalle her zaman dinin korunması yönünde karar verecektir. Çünkü, kayıp, mahrumiyet, korku ya da güvensizlik durumunda, yani yönetimin sıradan insanın ruhsal acılarını dindirmek için doğrudan bir şey yapamayacağını hissettiği zamanlarda, din bireysel ruhu tatmin eder. Hakikaten de, evrensel, önüne geçilmez ve şimdilik kaçınılmaz olan kötülüklerin (kıtlık, ekonomik krizler, savaşlar) tam ortasında bile din çoğunluğa sakinleştirici, sabırlı ve güven verici bir tutum kazandırır. Devlet yönetiminin kaçınılmaz ya da tesadüfi kusurlarının veya hanedanlık çıkarlarının tehlikeli sonuçlarının dikkatli bir gözlemci için görülebilir hale geldiği ve onu daha dikkafalı olmaya yönelttikleri herhangi bir yerde, daha az kavrayışlı insanlar Tanrı'nın elini gördüklerini düşünecekler ve yukarıdan gelen düzenlemelere sabırla boyun eğeceklerdir (ki bu, kutsal ve insani yönetim biçimlerinin iç içe geçtiği bir anlayıştır). Böylece, iç barış ve gelişimin sürekliliği korunmuş olacaktır. Bir rahipler sınıfının kendi sadakati pahasına yönetici güçle anlaşmaya varamayıp onunla çatışmaya girdiği nadir durumları saymazsak, halk duygularının birliğinden, herkesin aynı fikirlere ve amaçlara sahip olmasından doğan güç, din tarafından korunur ve onun damgasını taşır. Her zaman olduğu gibi, devlet rahipleri nasıl kazanacağını bilir çünkü devlet ruhları hayli özel ve örtük biçimde eğiten bu rahiplere ihtiyaç duyar ve dışarıdan bakıldığında tamamen farklı bir çıkarı temsil ediyor gibi görünen hizmetkârlara nasıl değer vereceğini bilir. Rahiplerin
Felsefe
Friedrich Nietzsche
Tutkuların dümencisi.— Bir devlet adamı, zayıflatılan karşı tutkulardan yararlanmak için kamusal tutkular yaratır. Bir örnek vermek gerekirse: bir Alman devlet adamı Katolik Kilisesi'nin hiçbir zaman Rusya'yla aynı planlara sahip olmayacağını ve aslında Katolik Kilisesi'nin Rusya'dan daha çok Türklerle ittifak yapacağını gayet iyi bilir; aynı şekilde, Fransa'yla Rusya arasındaki bir ittifakın Almanya için büyük bir tehlike teşkil ettiğini de bilir. Şimdi, eğer Alman devlet adamı Fransa'yı Katolik Kilisesi'nin ocağı ve yuvası haline getirmeyi başarırsa, uzun bir süreliğine bu tehlikeyi bertaraf etmiş olacaktır. Sonuç olarak, Katoliklere karşı nefret sergilemek ve papanın otoritesini kabul edenleri ateşli bir siyasal güce, Alman politikalarına düşman olan ve doğal olarak Fransa ile, yani Almanya'nın düşmanıyla birleşmesi gereken bir güce dönüştürmek için her türlü düşmanlığı kullanmak Alman devlet adamının çıkarınadır. Nasıl ki Mirabeau kendi anavatanının kurtuluşunu Katoliklikten arındırılmasında görmüşse, Alman devlet adamı da aynı zorunlulukla Fransa'nın Katolikleştirilmesini amaçlar. Bu yüzden bir devlet başka bir devletteki milyonlarca aklın karanlığa gömülmesini ister, bu karanlık sayesinde bir avantaj elde edebilmek için. Komşu bir devletteki cumhuriyetçi yönetim biçiminin desteklenmesinin gerisinde de aynı tutum yatar — Mérimée'nin dediği gibi, le désordre organisé* — sırf bu yönetimin halkı daha zayıf, daha dağınık ve savaşa daha az yatkın hale getireceği düşünüldüğü için.
Felsefe
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
O hâlde Stirnerci bir siyaset neye benzer? Egoist neye karşı, kiminle ve ne şekilde mücadele etmelidir? Egoistin yüzleşmesi gereken şeylerin başında soyutlamalar ve kavramlar gelir. Egoist sadece aşkın, dinî kavramlara karşı değil, aynı zamanda dinî hürmetin nesnesini "insanın göğsü”ne taşıyan tüm o görünüşte seküler, içkin kavramlara karşı da savaşmalıdır. Sadece Tanrı, Hıristiyanlık, devlet, ulus, hukuk, aile ve ahlak gibi müesses nizamın soyutlamaları değil, aynı zamanda âdem, türsel varlık, insanlık, emek, adalet, hakikat, aşk, devrim ve sosyalizm de... gizemden arındırma, eleştiri ve yapı bozuma tabi tutulmalıdır. Egoist, aralarında devletin önemli bir yer tuttuğu herhangi bir kavram, genellik ya da kolektivite tarafından köleleştirildiğinden, kendini "âdem olmayan" [un-man] Biricik olarak yeniden sahiplenmek, bu kölelikten kurtulup kendini var etmeye doğru atılacak gerekli bir ilk adımdır.
Sayfa 114·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
"Güçlerini aile, parti, ulus gibi sınırlı topluluklar için harcamayı reddeden kişi, her zaman daha değerli bir topluluğun özlemini çeker ve gerçek sevgi nesnesini belki de 'insan toplumunda ya da 'insanoğlunda' [mankind] bulduğunu düşünür; bundan böyle 'insanlık için yaşar ve insanlığa hizmet eder.” Ancak bu bağlılığın yerleşik kolektif birimlerden daha evrensel, daha az yabancılaştırıcı ve daha eşitlikçi kolektivitelere aktarılması, yalnızca insanların köleleştirilmesinin derinleştirilmesidir. Stirner, insanların uğruna çabaladığı ve fedakârlıkta bulunduğu ideal olarak "ulus"un yerine "insanlık”ın ikame edilmesinin, özgürleşmeye doğru bir hareket değil, yalnızca bireyin boyun eğdirilmesinin daha da sağlamlaştırılması olduğunu söyler. Yeni hürmet nesnesi çok daha sinsice işlemektedir; yine bireyin egemenliğini gasp etmekte, ancak bu gaspı sözde daha “değerli” ve karşı çıkılması daha zor bir dava olarak gizlemektedir: "Toplumun verebilecek, ihsan edebilecek ya da bağışlayabilecek bir benlik olmadığını, ancak kendisinden fayda sağlayabileceğimiz bir araç ya da vasıta olduğunu; toplumsal görevlerimiz olmadığını, yalnızca toplumun bize hizmet etmesi gereken çıkarlarımız olduğunu; topluma hiçbir fedakârlık borcumuz olmadığını, ancak bir şey feda edeceksek bunu kendimiz için feda edeceğimizi sosyalistler düşünmezler, -çünkü onlar liberaller olarak dini ilkeye hapsolmuşlardır ve şimdiye kadar Devlet'in olduğu gibi kutsal bir toplumun peşinde gayretle koşarlar." Dolayısıyla, her türden liberal (komünistler bile), tüm hükümetlerin aynı olduğunu, özlerinin despotizm olduğunu, nihai savaşın egemen gücün kendisine yöneltilmesi gerektiğini kabul etmekte başarısız olmaktadır." Oysa devletin yok edicisi "kendi iradem'den başka bir şey değildir."
Sayfa 111·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
Stirner'e göre, komünistler, Biricik olan bireyin yerine her bireyin içindeki "emekçiye" değer vererek, bireye yeni bir "meslek" [vocation], ilham verici bir “çağrı”, başka bir “inanç" dayatır ve ondan bir kez daha "âdem" olmasını ister; daha spesifik olarak, kendini emek yoluyla gerçekleştirebilen “emekçi âdem.”Çağdaş devlet nasıl yurttaş olan bireylerin köleliğine dayanıyorsa, komünistlerin kurmak istediği toplum da emekçi olan tekil bireylerin köleliğine dayanacaktır. Stirner'in proletaryaya yaptığı atıf, işçi sınıfının yerine geleneksel yurttaşlık ahlakına en şüpheli görünen toplumsal kesimleri kapsamaktadır. “Dolandırıcı, fahişe, hırsız, soyguncu ve katil, kumarbaz, mevkisi olmayan beş parasız adam, uçarı adam” hiçbir güvencesi ve bağı olmayan “ahlaksız” kitlelerin örneği olarak Stirner için “kararsız, huzursuz, değişken proletarya'yı oluşturur. Stirner'in proletaryasının kaybedecek hiçbir şeyi yoktur, zincirleri bile.
Sayfa 110·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
Stirner'e göre, "Ortak yarar benim yararım değil, yalnızca kendinden feragatin en uç noktasıdır.” "Devletin her zaman tek amacı bireyi sınırlamak, evcilleştirmek, tabi kılmaktır – onu şu ya da bu genelliğe tabi kılmak; birey her şeyde her şey olmadığı sürece sürer ve bu yalnızca benim açıkça işaretlenmiş kısıtlanmam, sınırlanmam, köleliğimdir" Devletin varlığı, ortak yarar ve kolektif irade kisvesi altında, Ben'in sahipliğinin küçümsenmesine dayanır. Tüm kolektifler "varoluşları için yalnızca benim kendime duyduğum saygısızlığa teşekkür etmelidirler ve bu değersizleştirmenin ortadan kalkmasıyla birlikte kendileri de yok olurlar: Yalnızca benim üzerimde var olduklarında, yalnızca güçler ve güç sahipleri olarak var olurlar." Gerçekte her kolektivite bireye karşı ve onu köleleştirerek var olur; kutsallık bir haledir. Stirner, Kant'a atıfta bulunarak, egoist ve devlet “aralarında ‘sürekli barış' mümkün olmayan ölümcül düşmanlık içindeki güçler” olarak tanımlar." Stirner hararetle ilan eder: “Ben hiçbir devlette özgür değilim."
Sayfa 107·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce