DEVLET ve MÜCÂDELE ÖLÇÜLERİ...
(...) "Başyücelik Devleti"isimli eserin son bölümünde, devlet ve mücadele ölçülerini ihtivâ eden “kırk hadis” yer alır… Birkaç seçme yapalım: "Ümmetimin zalime, “sen zalimsin!” demekten korktuğunu görürsen, onlardan ayrılabilirsin." "Kıyamet gününde en şiddetli azabı görecek olanlar, kendilerinde hayır olmadığı hâlde halkın hayır gördüğü (hayırlı sandığı) kimselerdir." Kıyamet gününde en şiddetli azabı görecek olanlar, zalim hükümdarlardır." "Âlim’i Sultan ile çok sıkı ihtilâtta (haşır neşir) görürsen, bil ki o hırsızdır..." "Hıyanetin en büyüğü, bir valinin kendi raiyesinde (mesuliyet bölgesinde) ticaret yapmasıdır. (Mevkiini kazanç vesilesi yapması.) "Eğer üzerinize, Allah’ın Kitabıyla idare eden, siyah bir köle de (bile de) Emir olsa, onu dinleyin ve ona itaat edin..." "Yakında bazı Emirler gelecek. Siz onların bazı işlerini beğenecek, bazılarından ise hoşlanmayacaksınız. Kim onlarla mücadele ederse necat bulur. Kim onlardan ayrılırsa selâmet bulur. Kim de onlara karışırsa helâk olur." "Allah’a masiyetle emretmedikçe, Emir’e itaat etmek Müslüman kişiye haktır. Allah’a isyanla emredene itaat yoktur..." "Hiç şüphe yok ki, imân küfür üzerine galip gelecek ve küfrü inine sokacaktır."
BAŞYÜCELİK DEVLETİ “Yeni Dünya Düzeni” -V-, 1 Mayıs 2013, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Başyücelik Devleti
Kitaptan alıntılar
- Sahabe o amelle Allah’a yakın olabilme gayesiyle, amellerin daha öncelikli olanını öğrenmeye çok istekliydi. Bu sebeple onlar hangi amelin daha faziletli olduğu ve hangisinin Allah’a daha daha sevimli geldiği konusunda Hz. Peygamber’e çok soru sordular. - “Nerede israf varsa orada mutlaka zayi edilen bir hakkın olduğunu gördüm!” - Dinde aşırı giden kimselerin samimi olmakla birlikte çoğu kere amellerin tercihe şayan olanın bırakıp tercih edilmeyenleri ile meşgul olduklarını daha faziletli olandan habersiz olup, faziletçe az olana daldıklarını görmekteyiz. - Kendi içlerinde samimi olan bazı Müslümanların, camilerle dolu şehirlerde cami yapmak için yardımda bulunduklarının gördüm. Bu kişiler bazen yarım milyon, bir milyon veya daha fazla dolar veya cüneyh ödeme yükümlülüğü altına girmektedirler. Ancak bu meblağın bir mislini, yarısını hatta çeyreğini İslam daveti için, küfür ve imansızlığa karşı koymak için, dinin yerleşmesi ve hakim olması için veya yapacak adam bulunup da mali kaynağın bulunamadığı benzer büyük hedefler için talep ettiğin vakit seni dinleyen bir kulak yada kabulle karşılayan bir cevap bulamazsın. Çünkü onlar adamlardan oluşan bir bina değil, taşlardan oluşan bir bina yapmaya inanıyorlar. - Her yıl hac mevsiminde oldukça çok sayıda zengin Müslüman iştiyaklı bir şekilde nafile hac yaptıkların görmekteyim. Bunlar, ramazan ayında çoğu kez nafile hacca birde umre eklemekte ve bu konularda cömertçe harcama yapmaktadırlar. Bazen de fakir Müslümanların bir kısmının masraflarını karşılayarak onları yanlarında arkadaş olarak getirmektedirler. Halbuki onların masraflarını karşılayıp getirdikleri fakir kimseleri Allah ne hac ile ne de umre ile yükümlü kılmıştır. Fakat bu masrafları yapanlardan, bir yıllık masrafın aynısını filistin’de Yahudilerle veya
Düşünce
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Alıntılar
Colin A. Ronan. (2003). Bilim tarihi. Ankara: Tübitak yayınları. Bilim nedir? Bilim insanı deyince aklınıza kimler geliyor? Neden bu insanlar geliyor? Bilimin yaşamımızdaki yeri nedir? Büyü Bilim İlişkisi Büyücü, insan ile onu çevreleyen dünya arasında bir ilişki bulunduğunu kavramıştı; doğru yöntem uygula ndığında, insan doğa güçlerine hakim olabilir ve onları kendi menfaati dotrultusunda kullanabilirdi (16). Büyü, genel olarak animistik bir doğa görüşüydü Dünya, ruhlar ve onların gizli kuvvetleriyle doluydu ve bunlar tarafından idare edilmekteydi. Bu kuvvetler, hayvanlarda veya ağaçlarda, denizde veya rüzgarda gizlenmiş olabilirdi. Büyücünün görevi, bu kuvvetleri kendi amacına uygun olarak yönlendirmek ve ruhların işbirliğini 􀅃lamaktı (16). Büyünün mistik özelliklerinin kişisel amaçlar do&rultusunda kötüye kullanılması, büyücülüğ"ün doğmasına sebep olduğu gibi, kamusal gayeler doğrultusunda kötüye kullanımı, güçlü bir rahip sınıfı yarattı, saf ve cahil insanları emellerine alet etti. Bu şekildeki bir gerileme, sırası gelince, eski Yunan nlozoAarını tamamıyla büyü dışı bir yaklaşıma yöneltti ve fllozoDar böylece, Batı bilim kültürünün çekirdeA"inl teşkil edecek düşünce tarzını ortaya koydular (17) Hekim, hastalığı başka bir canlı varlığa geçirmeyi de deneyebilirdi. Bu yöntem, "günah keçisi" ilkesinin ilk örneği sayılabilir (20). Standart Ölçüm Araçları X I I . sülale zamanında Teb'de hüküm süren Amenemhet ve onun halefleriydi. Yönetim, tartı ve ölçüleri standartlaştırdı. Yönetimdeki memurlar (ka.tipler), hiyeroglif veya el yazısına benzeyen hiyeratik yazıyı kullanmaktaydı. Hiyeratik kelimesi Yunanca "ruhani " anlamına gelen hieraticos'dan gelmektedir: genellikle, Mısırlı katipler aynı zamanda rahipti (25). Mısır Mısırlıların felsefi spekülasyona olan ilgisizlikleri ve
KİTABIN ÖZETİ
Colin A. Ronan. (2003). Bilim tarihi. Ankara: Tübitak yayınları. Bilim nedir? Bilim insanı deyince aklınıza kimler geliyor? Neden bu insanlar geliyor? Bilimin yaşamımızdaki yeri nedir? Büyü Bilim İlişkisi Büyücü, insan ile onu çevreleyen dünya arasında bir ilişki bulunduğunu kavramıştı; doğru yöntem uygula ndığında, insan doğa güçlerine hakim olabilir ve onları kendi menfaati dotrultusunda kullanabilirdi (16). Büyü, genel olarak animistik bir doğa görüşüydü Dünya, ruhlar ve onların gizli kuvvetleriyle doluydu ve bunlar tarafından idare edilmekteydi. Bu kuvvetler, hayvanlarda veya ağaçlarda, denizde veya rüzgarda gizlenmiş olabilirdi. Büyücünün görevi, bu kuvvetleri kendi amacına uygun olarak yönlendirmek ve ruhların işbirliğini 􀅃lamaktı (16). Büyünün mistik özelliklerinin kişisel amaçlar do&rultusunda kötüye kullanılması, büyücülüğ"ün doğmasına sebep olduğu gibi, kamusal gayeler doğrultusunda kötüye kullanımı, güçlü bir rahip sınıfı yarattı, saf ve cahil insanları emellerine alet etti. Bu şekildeki bir gerileme, sırası gelince, eski Yunan nlozoAarını tamamıyla büyü dışı bir yaklaşıma yöneltti ve fllozoDar böylece, Batı bilim kültürünün çekirdeA"inl teşkil edecek düşünce tarzını ortaya koydular (17) Hekim, hastalığı başka bir canlı varlığa geçirmeyi de deneyebilirdi. Bu yöntem, "günah keçisi" ilkesinin ilk örneği sayılabilir (20). Standart Ölçüm Araçları X I I . sülale zamanında Teb'de hüküm süren Amenemhet ve onun halefleriydi. Yönetim, tartı ve ölçüleri standartlaştırdı. Yönetimdeki memurlar (ka.tipler), hiyeroglif veya el yazısına benzeyen hiyeratik yazıyı kullanmaktaydı. Hiyeratik kelimesi Yunanca "ruhani " anlamına gelen hieraticos'dan gelmektedir: genellikle, Mısırlı katipler aynı zamanda rahipti (25). Mısır Mısırlıların felsefi spekülasyona olan ilgisizlikleri ve
HAMDULLAH SUPHİ TANRIÖVER DOĞUM YERİ VE YILI Hamdullah Suphi, İstanbul Aksaray'da Horhor'daki Abdüllatif Suphi Paşa Konağı'nda doğmuştur. Bu konak onun ölümünden sonra İstanbul Üniversitesi tarafından satın alınarak, muhafaza altına alınmıştır. Doğum tarihi ile ilgili olarak muhtelif tarihler 1884, 1885 ve 1886 yılları verilmektedir. Bu tarihleri ileri sürenlerin, iddialarını destekleyecek delilleri bulunmamaktadır. Babasının 1886 tarihinde öldüğü bilindiğine göre bu tarihte ve 1884'te doğması söz konusu olamayacaktır. Yakın akrabalarından Seniha Moralı, özel kâtibi Mustafa Baydar ve Dr. Fethi Tevetoğlu'nun da belirttikleri gibi doğum tarihi 1885 olmalıdır. Baba tarafından mensup olduğu aile Kastamonu'dan Mora'ya göç etmiş oldukları ileri sürülen Kocamemioğulları'dır. Aileye ismini veren Koca Memi Bey, III. Mehmet zamanının tanınmış şahsiyetlerindendir. Mora yarımadasının eyalet merkezi Trapoliçe'ye yerleşen aile bölgede nüfuz sahibi olmuştur. Dedesi Abdurrahman Sami Paşa 1792'de Mora'nın Trapoliçe şehrinde doğmuştur. Yunan isyanında babasının şehit edilmesi üzerine genç yaşta ailenin reisliğini üzerine almış, bütün aile ile birlikte bir müddet esir kaldıktan sonra Mısır'a göç etmişlerdir. Bir müddet kaldığı Mısır'da devlet hizmetine girmiş, 1843'te Ferik rütbesini almıştır. 1844'te Mısır'dan Avrupa'ya gönderilmiş üç yıl önemli şehirleri dolaşmıştır. Mısır'a döndükten sonra Mısır valisi Abbas Paşa babasının yakın çevresindeki kişileri, bu arada A. Sami Paşa'yı da Mısır'dan çıkarması üzerine padişahın emri ile Tırhala mutasarrıflığına tayin edilmiştir. Değişik görevlerde ve valiliklerde bulunduktan sonra 1856'da ilk defa kurulan Maarif Nezareti'ne nazır olarak tayin edilmiş, 1881 yılında vefat etmiştir. Hamdullah Suphi'nin babası Abdüllatif Paşa Tripolice şehrinde
İlk Çin İmparatorlukları
Avrupalı tarihçiler dünya tarihini, geleneksel olarak, Ortadoğu’da başlayan ve Yunanistan ve Roma üzerinden Batı Avrupa’ya geçen bir tarih olarak görmüşlerdir. Oysa kuzey Çin’de ortaya çıkan bir uygarlık, Avrupa’dakilerin hepsini geçmiş, şu ya da bu şekilde 2000 yıldan fazla bir süre varlığını sürdürerek, insanlığın en önemli teknik gelişmelerinden bazılarını gerçekleştirmiştir. M. Ö. 221’de kurulan Çin İmparatorluğu, Romalıların herhangi bir zamanda egemen olduğundan çok daha fazla sayıda insana egemen olmuştur. Bu imparatorluk, standart dingil genişliğindeki yük ve savaş arabalarının geçebileceği 6800 kilometre yol yapmıştır (Roma İmparatorluğu’nun yollarının uzunluğu 5.984 kilometredir). 3.000 kilometrelik ilk Çin Seddi’nin yapımı için 300.000 kişiyi işe koşabilmiş; ilk imparatorun mezarı ve gerçek insan boyutlarında fırında pişirilmiş toprak askerler için 700.000’e yakın insanı seferber etmiştir. Nehirleri birleştiren kanallar, dünyanın hiçbir yerinde benzeri olmayan bir iç su yolları sistemi yaratmıştır. Bu imparatorluk yüzyıllar süren ekonomik ve toplumsal değişimin zirve noktasıydı. Mezopotamya’dakine yakın bir zamanda tarıma başlamışlar, kuzeyde akdarı yetiştirmişler, domuzları ve köpekleri evcilleştirmişler; daha güneyde Yangtze Nehri vadisinde pirinç yetiştirmek için gerekli teknikleri öğrenmişler ve yaban sığırını evcilleştirmişlerdir. Neolitik teknikleri kullanan insanlar tarafından kurulan şehirler ve devletler M. Ö. 2000 yılından sonra ortaya çıkmıştır. M. Ö. 17. yüzyılın sonlarında metal işçileri kalay ve kurşunu bakır ile karıştırarak bronz elde etmeyi öğrenmişlerdi ve aristokrat savaşçılar kuzey Çin’deki Sarı Nehir üzerinde Şang Hanedanı için bir krallık kurmak üzere bronzdan yapılan silahları kullanmaya başlamışlardı. Çin, askerî, yönetsel ve