Gerçek akıl ilahi bir mevhibedir; aşka sonsuza feragate kanatlandırır bizi. •kapital yazarı biliyordu ki, düşünce belli bir çağın, belli bir coğrafyanın, belli bir ırkın imtiyazı değildir. •tek düşman: Tanrı, yani ahlak. Hiçbir anarşist cinayeti överken onun kadar coşkun değildir. Sade insanlığı kurtarmak için, cana kıymayı öğütlemez, cinayet cinayet olduğu için yani işleyene cismani bir zevk verdiği için insanın tanrılaşmasıdır. •aşk yoktur, sade için. Çiftleşme vardır. Kadın bir zevk makinesidir. Kam alındıktan sonra ifna edilir. İnsana işkence en büyük zevk kaynağı. •devleti tanrılaştırıyor liberalizm. •yetişkin insan olduğu gibi görür dünyayı. İdealinden çok gerçeğe yönelir. Yine çocuktur ama şuurlanan bir çocuk. •"gökten yücesin, topraktan bayağı yokluk zulmeti ile bağlıysan toprak , ilahi nur'un tecelligahı isen arş." Feyz-i hindi
Vassaf'ın"ın tarihçilik anlayışı daha çok Ata Melik Cüveyni'nin anlayışına da­yanmaktaydı. Vassaf kendisi de Cüveyni'yi takdir ettiğini ve kendine onu rehber aldığını da ifade etmektedir. Hatta burada Cüveyni'yi ve onun eserini överken bir beyit ile "daha bin kitap yazsam ben o buluta nazaran ancak bir damlayım," demiştir. Buradan da Vassaf'ın Cüveyni'yi ne kadar önemsediği anlaşılmaktadır. Kendisinin önünü açan Reşidüddin hakkında ise bu tarz bir övgüye eserinde rastlanılmamaktadır. Bu tarihçilik anlayışında Cüveyni'nin çizgisini takip etmesiyle açıklanabilir. Vassaf, eserini oluştururken Cüvey­ni'nin bıraktığı tarih olan 655/1257 olaylarından anlatmaya başlamaktadır. Zaten eserinin girişinde de bu eserini Ata Melik Cüveyni'ye zeyl olarak yazdı­ğını belirtmektedir. Arazilerin pay edilmesi ve Asırların geri sürülmesi manasına gelen Tecziyet el-Emsiir ve Tezciyet el-A'siir isimli eserini Cüveyni'nin tarihine bir zeyl olarak kaleme almıştır. Bu eserini otuz dört yaşındayken 697 /1298 yılın­da yazmaya başlayan Vassaf, eserini kademe kademe tamamlamıştı. Moğol­ların İran ve Türkistan'daki faaliyetlerinden bahsettiği kısımları 702/ 1303 tarihinde tamamladı. Bu tarihte eserini Şam seferine çıkan ve Fırat kıyısın­da mola veren Sultan Gazan Han'a takdim etti. Eserinin ikinci kısmını ise 712/1312 yılında Sultaniye'de Olcaytu Han'a takdim etti. Bu takdim sıra­sında Olcaytu Han tarafından kendisine "Vassaf el-Hazra" unvanı verildi. Abdullah bin Fazlululah'ın Vassaf olarak anılma süreci de böylece başlamak­taydı Vassaf peyder pey yazdığı eserine en son aşamada da 728/1328 yılına kadar geçen sürede İlhanlılarda yaşanan siyasal olayları ekledi. Böylelikle eser Ebu Sa'id Bahadır Han devrinin ortalarına kadar getirilmiş oldu. Bu haliyle beş cilde tamamlanan eser ilim çevrelerinde
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Devleti överken
Kendimiz tehlike altında kaldığımızda göze almamız gereken risklerin sadece bir bölümünü bizim güvenliğimizi oluşturan şey adına göze almamız kazançlı değil midir?