Abdulhamid Yalnızca Abdulhamid değildir
10/10
·95 syf.··
Beğendi
·
2025 271. kitabı
Necip Fazıl Kısakürek'in "Abdülhamid Han" Eseri Üzerine İnceleme Giriş: Yazar ve Eserin Bağlamı Necip Fazıl Kısakürek (1904-1983), Türk edebiyatının en etkili şair, oyun yazarı, düşünür ve ideologlarından biridir. 1934 yılında tasavvufî bir dönüşüm yaşayan Kısakürek, eserlerinde İslâmî motifleri, millî tarihî figürleri ve anti-Batıcı eleştirileri ön plana çıkarır. "Büyük Doğu" hareketinin öncüsü olarak, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş sürecini ve Cumhuriyet dönemi modernleşme eleştirilerini sıkça işler. Tiyatro eserleri, onun fikirlerini dramatik bir biçimde sahneleme aracıdır; bu eserler genellikle tarihî gerçeklikleri revizyonist bir bakışla yeniden yorumlar ve tezî bir üslûpla sunulur."Abdülhamid Han", Kısakürek'in tiyatro eserlerinden biridir ve 1968 yılında tamamlanmıştır. Beş perdeden oluşan bu piyes, II. Abdülhamid'in (1842-1918) hayatını ve saltanatını merkeze alır. Eser, Kısakürek'in daha önce yazdığı "Ulu Hakan: II. Abdülhamid Han" (1965) adlı tarihî-tezî monografisinin bir uzantısı niteliğindedir. Kısakürek, piyesin önsözünde bunu açıkça belirtir: "Piyes, Büyük Osmanlı Padişahı Abdülhamid Han'a ait tepetaklak edilmiş tarihî hakikatlerin, 'Ulu Hakan' eseriyle taş taş yerine oturtularak bir tez, bir manifest halinde bina edilmesinden sonra, bir ölçüde sahneye yansıtılmasıdır." Bu ifade, eserin amacını netleştirir: Tarihî çarpıtmaları düzeltmek ve II. Abdülhamid'i "Ulu Hakan" (Yüce Hakan) olarak yüceltmek. Eser, 1968'de yayımlanmış olup, Kısakürek'in Büyük Doğu Yayınları'ndan çıkan tiyatro serisinin bir parçasıdır. Sahneleme açısından, dönemin siyasi iklimi nedeniyle sınırlı temsiller görmüş; ancak fikirî etkisi günümüze dek uzanmıştır. Eserin Yapısı ve Biçimi"Abdülhamid Han", klasik tiyatro geleneğine sadık bir beş perde yapısına sahiptir. Her perde, II.
1000k
Abdülhamid HanNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 20221,568 okunma
9/10
·372 syf.··
Beğendi
·
2025 43. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 31 Temmuz 2025 00:00
Kitap Sokrates’in bir yere davet edilmesi ve oraya gidip sohbet etmesi üzerinedir. 1. Kitap İlk başta yaşlılıkla ilgili sohbet edilir. Sokrates: “yaşını başını almış adamlarla sohbet etmeyi severim, dedim; neden dersen, bizim de belki geçeceğimiz yoldan çoktan geçmiş onlar. Onlardan öğrenebiliriz bu yolun nasıl olduğunu: İnişli çıkışlı mı, düzayak ve rahat mı?” Kephalos: “biz yaşlılar ara sıra toplanır konuşuruz. Bir araya geldik mi çoğumuz ağlaşır durur. Kimi, gençliğin zevklerini, aşkı, şarabı, cümbüşleri, daha nice nice şeyleri yana yakıla anlatır, dert yanar. Yaşamak oydu, şimdi yaşamıyoruz artık, der. Kimi de, kocadığından ötürü yakınlarının kendilerine kötü davrandıklarından, yaşlılık yüzünden neler çektiklerinden dem vurur. Ama bana öyle gelir ki yakınmalarının asıl sebebi bunlar değil Sokrates. Bütün bunlar yaşlılık yüzünden olsaydı, ben de, ben yaşta olan herkes de aynı dertlere düşerdik. Oysa ki, hiç de böyle dertlenmeyen birçok ihtiyarlar bilirim. Bir gün şair Sophokles'leydim. Biri geldi sordu ona: "Aşkla aran nasıl? Hâlâ kadınlarla düşüp kalkıyor musun?" Sophokles: "Bırak canım sen de," dedi, "bu işten kurtulduğuma bilsen ne kadar seviniyorum. Deli ve belalı bir efendinin elinden kurtulmuş gibiyim." Sophokles'in bu sözünü beğenmiştim o zaman. Yine de beğeniyorum. Gerçekten, ihtiyarlık bu bakımdan kurtuluş sayılır. İstekler, hırslar gevşeyince insan rahatlar, Sophokles'in dediği gibi zırdeli bir zorbanın elinden yakasını sıyırmış olur. Yaşlıların yakınlarından çektiklerine gelince Sokrates, bunların da sebebi ihtiyarlık değil, insanların kendi huyudur. Ölçülü, uysal olana ihtiyarlık dert olmaz. Öyle olmayana ise gençlik de bela olur, ihtiyarlık da.” Yani isteklerin bitmesini bir özgürlük olarak görür ve eğlence, cinsellik hasreti çekeni de yaşlılıktan
DevletPlaton (Eflatun) · İş Bankası Kültür Yayınları · 200832,9bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Latife Hanım'ı Pek Anlatmayan Latife Hanımın Hikayesi
5/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2025 26. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 09 Temmuz 2025 14:47
Daha önce kıskançlıkları üzerine birçok duyum aldığım Latife Hanım'ın hayatını okumak için kitabı almıştım. Öncelikle söylemeliyim ki kitap gerçekten akıcı bir üsluba sahip. Problem ise kitap Latife Hanım'dan çok Mustafa Kemal Paşa üzerinden kurgulanmış. Bir de dikkatimi çeken ve beni rahatsız eden bir durum da bir kurumu ya da şahsı överken diğer tarafı ötekileştirmeyi çok yersiz buluyorum. Yazarın ülkedeki ben dahil birçok insan gibi Atatürk sevgisinin üst düzeyde olduğu belli ama bu sevgiyi putlaştırma/ilahlaştırma seviyesine çıkarmanın çok gereksiz olduğunu düşünüyorum. Son olarak da söylemek istediğim; biz Yüce Türk milleti olarak Türkiye Cumhuriyeti'ni severken aynı anda Osmanlı Devleti'ni de sevebilmeliyiz. Peygamberimiz Hz. Muhammed (Sav)'ı severken Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü de sevebilmeliyiz. En azından ben böyle düşünüyor ve yapıyorum. Bilmem kaç milyon Almanı sabun yaban Hitler'e Alman halkı atamız diyebiliyorken bizim Atatürk'ü, bizi hiç de ilgilendirmeyen konularla itham edip nefret duymanın da anlamı ve gereği yok.
Atatürk ve Latife
Cumhuriyet Kadını Latife HanımS. Eriş Ülger · Parola Yayınları · 20206 okunma
6/10
·318 syf.··
2024 83. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Ekim 2024 20:42
Merhum Akif Emre, Amin Maalof için "Batının suflorlüğüne soyunan yazar" nitelemesi yapıyor. Semerkant romanı ilerledikçe özellikle de kitabın ikinci kısmında Akif Emre'nin ne kadar haklı olduğunu idrak ettim. Dünyada bu denli popüler olmasını anlıyorum ancak bizim ülkemizde de bu denli popüler olmasını anlayamıyorum. Zira yazar bir yandan Ömer Hayyam gibi Doğu'nun dahilerini överken diğer yandan günümüz Doğu'sunu İslam Dünya'sını gericikle, softalıkla itham ediyor. Bu ithamlardan Osmanlı Devleti ve Sultan Abdülhamid de payını alıyor tabi. Yazarın bakış açısı "gösterdiği vahşetle bu bir Avrupalı" dedirtiyor. Zira Amerikalı başkarakterimiz ve arkadaşları İran'a demokrasi ve özgürlük (!) gelsin diye kahramanca çarpışıyor hatta canlarını feda ediyorlar. Sözün kısası Ömer Hayyam konulu bir roman maskesi altında Batı şak şakçılığı içeren bir roman Semerkant. Romana ideolojik açıdan yaklaşmasak dahi kurgusuyla tekniğiyle vs. öyle yere göğe sığdırılamayacak bir kitap asla değil. Fazlasıyla soğuk, çoğu kısmı tarihi bir metin kuruluğunda.
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,8bin okunma
Puan vermedi
Düşündüm; heykelleriyle ünlü kadim İran'ın Zerdüştçülüğünün, İslam fetihleriyle tarihe karışmasını beklemek gerçekçi mi diye. Değil. Son peygamber ve son kitabın ardından, İslam toprakları içerisinde ilga olunan başkaca inanç sistemleri için de aynını söylemek mümkün. İlga edilen ne varsa, belirsiz ölçüde yeniye -İslâm yeni değil, tahsis edilen sistemler yeni- eklemlenir. Tarihi okurken, hakikatin de okuduğumuz metindeki gibi açık, anlaşılır, net ve "dosdoğru" olduğunu düşünmek şüphesiz yanılgıya düşürür. Beş yüz sayfalık metinle bir yüzyılı -bir yüzyıl süresince oluşan ve evvelinden devralınan devasa birikimi- değerlendirmek biraz böyledir. Kitabı okuyalı on yıldan fazla bir süre geçti ancak Keykavus'un nasihatlerinden aklımda kalanlar oldu. Kırk dört bölümden oluşan bu siyâsetnâme/nasihatnamenin büyük bir kısmında ahlakî ve dinî öğütlerin belirginliği göze çarpar ki bunların da tevhid temelinde şekillendiği aşikar. Devrinin siyâsî ve içtimâî gerçeklerine uygun bir biçimde yöneticiliğe dair öğütler onları izler. Av avlamaktan müziğe şiire, dönemin mühim meslek ve zanaatlerinden önemli devletlerine ve devlet adamlarına, askeri sanatlardan cinsel hayata, yeme içme adabından beden idmanlarına, karakter eğitiminden çocuk eğitimine çerçevesi son derece geniş. Mercümek Ahmet çevirisinden Orhan Şaik Gökyay'ın sadeleştirdiği metni okumuştum. Gökyay'ın eski Anadolu Türkçesine vukufiyetine şüphe yok. Ancak yıllar sonra eserle alakalı okuduğum birkaç farklı makalede, 13-15. yüzyıl süresince Türkçeye farklı mütercimlerce en az altı defa tercüme edildiğini öğrendim. Bu çevirilerden en büyük üne kavuşanı şüphesiz Murat'ların ikincisinin buyruğuyla Mercümek'in kaleme aldığı tercüme. Çağımızın insanının, yükseliş devrindeki bir Osmanlı hanından hem daha hızlı erişilebilir hem de
KabusnameKeykavus · Antik Yayınları · 2008275 okunma
Heyet 3
7/10
·304 syf.··
2021 3. kitabı
Öncelikle şunu söyleyeyim serinin en çok merak ettiğim kitabıydı. Çünkü Cumhuriyet dönemini anlatıyor du . Asıl merak ettiğim konu ise Abdülhamit’te ve diğer Türk büyüklerinde olduğu gibi amansız övgü Atatürk ve silah arkadaşlarına yapılmış mı diye merak ediyordum ki tam tahmin ettiğim gibi yok. Bizim ülkemizin kronik sıkıntısı bu galiba herkes kendi siyasi kimliğine birini yalın görüp onu amansız överken karşı siyasi görüşe ait gördüğü kimseyi ise yanlışları ile anıyor. Aslında kitapta net bir şekilde Atatürk iyi ya da köyü demiyor ama Abdülhamit’teki bir arkasını kollama olayı da yok. Kitapta sürekli Atatürk bunları tek başına yapmadı felsefesi var ki bu doğru . Tabi ki de tek başıma yapmadı koskoca bir milletle yaptı. Peki Fatih İstanbul’u tek başına mı feth etti yada Alpaslan Anadolu’ya tek başına mı girdi. Bunlardan hiç bahsedilmiyor. Zaten konu ne zaman. Atatürk olsa hep aynı tek başına mı yaptı sorusu geliyor karşınıza. Biz millet olarak sahip olduğumuz siyasi görüşlerle bazı devlet büyüklerimizi ilişkilendirerek sevme yada sevmeme olayından yıllardır vazgeçemedik. Olayları kendi dönemi içerisinde değerlendirmeyi de öğrenemedik. Mesela bu kitapta gene benim duymaktan bıktığım latin harfleri olayı var . Arkadaş Hunlar’dan Osmanlı’ya kadar da 2 kere alfabe değiştirdik. Ama kimse Arap alfabesi kullanmaya geçişi eleştirmiyor. Asıl önemli olan dildir . Dil hiç bir zaman değişmedi. Bizler konuştuğumuz dili bir çok alfabe ile yazabiliriz olay bundan ibaret ama yıllardır kimse anlamadı. Ayrıca Osmanlı sanki çok okur yazardı da herkes bir gecede cahil kaldı algısı var ki bu daha vahim. Osmanlı’nın son döneminde okuma yazma erkeklerde %3 kadınlarda ise %0,4 . İlk emri oku olan dinin okumayan bireyleri olarak bu istatistiği de hiç okumadık. Amacım burada dönemi ya da
Siyasi Tarih
Heyet IIIHalil Yaşar Kollu · Lopus Yayınları · 20181,732 okunma