Gün yitirdiğinde ışığını , hilal erkenden
Erguvan kızıllıkların arasına yemyeşil
Ve kıskançlık sızdığında , güne düşman kesilmiş ,
her adımda gizlice
güllerden örülme hamakların yanından
hilali sürünerek , ta ki hepsi batana kadar ,
gecenin derinliklerine , solgun , gömülene kadar :
bende batmıştım bir zamanlar ,
hakikat çılgınlığımın sürüklemesiyle ,
gündüz düşlerimin sürüklemesiyle ,
gündüz yorgunu , ışık hastası ,
batmışım aşağılara , akşamlara , gölgelere
Bir hakikatin
yanıklığı ve susamışlığıyla
Anımsıyor musun hala , anımsıyor musun ? sıcak yürek ,
nasıl susuzluk çektiğini oralarda ?
Sürgüne yollanmalıyım ,
Ne varsa hakikat diye tümünden
Lennie’ye döndüm: “Atla suya dedim.” Atladı.
Hiç yüzme bilmiyordu. Biz onu çıkarana dek nerdeyse boğuluyordu. Onu çekip sudan çıkardım diye bana öyle minnet duydu ki “atla!” diyenin ben olduğumu hepten unutmuştu.