İdeolojik ve Siyasi Devridaim: ABD-İran gerilimi veya içerideki nepotizm ağı, halkın öfkesini ve enerjisini alıp tekrar sistemin bekasına dönüştürüyor. Halkın isyanı bile, Ortadoğu örneğinde olduğu gibi, Ouroboros yılanının sadece deri değiştirmesiyle sonuçlanıyor; baş aynı baş, zehir aynı zehir kalıyor.
1000Kitap
İnsan paradigmasının kendi perspektifi paradoksu...
Kendine geldikçe dünyadan gidiyor sanki insan. Önce ruhuyla terk ediyor bulunduğu insanlığı sonra aklıyla vazgeçiyor insanlardan. Kendine geliyor ya güya hiçbir zaman artık geldim diyemiyor; kendi dediği yerin varılacak bir sabite olmadığını kendinden yola çıkarken fark ediyor yani yine kendinden giderek anlıyor. Kendi de bir dünya sonuçta ve dünya geçici bir hülya. Devridaim olan spiral bir yolculuk bu; idrak ettikçe yükseliyor, döngüye ve dönüşüme kör kaldıkça alçalıyor.
Felsefe
Çocukluk rüyam
Çocukken gördüğüm bir rüya vardı. Tekrar tekrar görmüştüm sanırım. Bir tepeden yuvarlaniyordum. Kan revan içinde kalıyor çok yaralanıyordum. Ama en dibe düştüğümde huzur ve sükünet buluyor rahatlıyordum. Sonra ayağa kalkıp en tepeye doğru koşuyor ve her yukarı çıktığımda iyileşiyor fakat öfke doluyordum en zirvede öfkeden kuduruyordum. Bu böyle bir devridaim şeklinde ilerliyordu. Sebebi hikmeti nedir bu rüyamın bilemedim bir türlü.
EV DEDİĞİN!
​"Bir yanım koşa koşa eve gitmek isterken, bir yanım da gitmemek için bahaneler arıyor. Aynı anda hem özlem duymak hem de kaçmak istemek insanı değişik bir haletiruhiyeye sokuyor. Zaman zaman kalbim sıkışıyor, gözlerim buğulanıyor. Kızmaktan mı, acımaktan mı, üzülmekten mi; bazen çözemiyorum. Beynim 'resti çek, tepkini koy' derken, kalbim yumuşattıkça yumuşatıyor. Sonra aynı şeyler devridaim oluyor. ​Ben sarıp sarmalamayı, bağrıma basmayı, konuşmayı; kısacası hemhâl olmayı seviyorum. Uzak durmak bana göre değil ki tepki koyup sessizleşeyim. Ev benim için sinir ve stres bombası. Oysa böyle olmamalı; ev dendi mi ayaklar geri geri gitmemeli. Akla stres gelmemeli mesela. Ev dediğin, kendini şarj edeceğin bir yer olmalı. Huzuru, mutluluğu hissettiğin, stresi de kapı dışarı ettiğin bir yer olmalı. Kendin gibi olacağın bir yer..."
İnsanlar ve Duygular
Eskisi gibi bir şeyleri çok eleştirmeyi sevmiyorum. My game, my rules. Benim istediğim gibi olmadığı için düzeltmeye uğraşmayı düşündüğüm tek şey kendi hayatım, kişiliğim, zihnim ve ruhum. Onun dışındakiler sistemdir, toplumdur eleştirmenin bir anlamı olması bir çözüm, bir felsefik fikir keşfettirmesi lazım. Öbür türlü, değiştiremeyeceğin bir şeyi eleştirmek mantıksız. No hikmet no party. Ki onun bile o anki ihtiyacı en iyi karşılayanları lazım. Doğru yer, doğru zaman, doğru hikmet, doğru gelişim, hatta ötesiyle berisiyle doğru süreç. Projenin projesinin projesinin projesi, mikro makro, çapraz ilişkiler, doğru kimya, doğru amaç-hedef, devridaim optimizasyon... Sağa sola sallayarak kaybedilecek vakit kalmadı artık. O kadar mutluluğu arıyordun ey insanevladı, al sana mutluluk! Hazla ulaşamazsın ona, insan olarak ulaşırsın...
Edebiyat
Sandalye
Şimdi kalabalık misafirliklerde, ikinci çayların demlendiği,sohbetin koyudan açığa açıktan koyuya devridaim ettiği, damağa düşen şerbetin dimağı talan ettiği o uyuşukluk anında, huzursuz koltuk örtülerinin çaresizce gevşeyip kendini dağınıklığa teslim ettiği, annelerin aklını kurcalayan-muhtemelen yere dökülen kırıntıların yayılmadan imha edilmesi operasyonunu- tek hamleyle alaşağı eden bir çocuğun çatalla yersiz yakın münasebetinin çıldırtıcılığı anında, sen herkesten ayrı, dolu koltuklardan, boş tepsilerden azade, o sandalyedesin. Misafirliklerde ortaya çıkan, sonraları yüzüne dahi bakmadığın, bir görev adamı olan o sandalyede zamanın bir zaman sonra içinde nüksettireceği bu anın tadına varıyorsun. O sandalye senin kendi evinde mahcupluğun. Kendi evinde tatlı mahrumiyetin. O sandalye senin acil durumlarda kalkış kolaylığın, ısmarlanacak bir bardak suyun, eksik çay kaşıklarının emrine hazır bekleme yerin. Şimdi sen, herkesin kulağını ıslak ve yapış yapış netameli söz yığınlarıyla doldurduğu bu kırık lahzada, sur’a üflenişin sesini duyacak gibi tetiktesin. Yine de en çok kendine dönmektesin. Çünkü o sandalyenin, biraz da yalnızlığını telafi ettiğin yer olduğunun bilincindesin.
Duygu ve Düşünce