FATİH SULTAN MEHMET HAN KONUŞUYOR!
Beşyüz yıl önce bana kılıcımın hediyesi olan bu ülkenin semâlarında, bugün nail olduğum "ba'sü ba'de'l-mevt" sırriyle etrafıma bakıyorum. İstanbul, asırların değiştirdiği bir şehir. Evlâdım taşra mülkünün vârını ona harcamışlar. Onun şimdiki binalarının ihtişamı yanında Topkapı sarayımız, eski bir medrese halinde kalmış. Bizden sonrakiler nefislerine hizmet etmişler. Biz cami, medrese, çeşme, imâret yaptırdık. Onlar köşkler, apartmanlar, devlet sarayları, oyun yerleri yaptırmışlar. Bizim vaktiyle, kıyamete kadar Muhammed ümmetine hayır kasdiyle kurduğumuz vakıfların yerinde, halkın yağmasına vesile olan menfaatler dolaşıyor. Bizim düşmandan aldığımız ganimeti onlar milletten almışlar. İslâm halkının tehlil ve dua ile doldurduğumuz ağızlarından, şimdi hep menfaat ve birbirlerine şekavet yâdı dökülüyor. Yollarını ne kadar şaşırmışlar! Bu etrafımda gördüğüm kâbuslar nedir? Üç tepede üç Haçlı zaferi görüyorum. Bu şehrin fethine anahtar olsun diye inşa ettirdiğim, büyük Peygamber'in ismini taşla yazan Rumelihisarı'nın üstünde protestanlar nâkus inletiyorlar. Ben keşke orada şehit olsaydım! Belki türbem ahfâdımı bir zilletten korurdu. Ya Ayasofya'nın minarelerindeki ezan sesini kim susturdu? O minarelerde okunan ezân, Allah'ın adı yanında Peygamber'in adını göklere dağıtırken, ecdâdına bağlı ruhlarda beni de düşündürüyordu da ondan mı? Bin Haçlı ordusu bunları yapamazdı! Siz nasıl yaptınız? Bunu asıl yapanlar, şimdi hürriyet kahramanları diye başka bir tepede âbide altında defnolunmuşlar; taziz olunuyorlar. Heyhat bana, heyhat asil evlâdıma! Bu şehri görmek istemem artık. Ufuklara çevriliyorum. Bakışlarım daha uzaklara dalarak, düşman emelleriyle minarelerinde ezan sesleri susturulan Ayasofya'nın kubbesinden Irak ve Acem'in hudutlarına kadar bütün Anadolu'yu kucakladı.
Sizin muazzam birliğinizi yaratan, dünya tarihinden daha azametli tarihiniz dururken, her devriliş devrinde, her inkılâbınızla başka bir millete benzemek istediniz. Kölelerimiz olan zümrelerin herbiri bir millet olup da sizden ayrıldıktan sonra, sizin içinize sokulup, tâ bünyenizin içinde yabancı bir millet yarattılar ve yine size, bizleri, sizi bir millet yapan ecdadımızı inkâr ettirerek, size düşman olan bu yabancı varlığa Türk milleti dedirtmek istediler. Sizi de bu varlığa hizmetkâr yapmak hırsiyle çalışanlar, sizden nice kahra-man başlar kopardılar. Sizin içinizden namus ve azametinizi temsil edenleri zâlim mahkemelerde mahkûm ettiler, zillete hizmetkâr olanlarınıza ise devletinizi peşkeş çektiler.
Alıntı
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
“Seni sahiden sevdim, benim küçük yaşamım. Bana bir devriliş, bir aksak ayak verdin ve beni canımdan bezdirdin ama seni sahiden sevdim. Ve biliyor musun eski dostum, fazlasıyla yaşanmaya değerdin.”
Giriş kısmından
Yenişehir'de Bir Öğle Vakti, öğlen güneşi altında çekilmiş eski bir fotoğraftır. Bir romandan çok dev bir hikâye. Tek bir ânı, kavağın devriliş ânını değilse de, bu andan önceki yarım saatlik bir zaman dilimini tasvir eden bir hikâye.
Sayfa 8 - İletişim·Kitabı okudu
Alıntı
Devriliş
Mesnevide bulunan ve bir evin yıkılışının anlatıldığı örnek de biraz düşünülünce buraya bitişmektetedir: bir fakir, yaptığı evine yıkılacağın zamanı haber ver de çoluk çocukla birlikte altında kalmayalım demiştir. Ama bir gün, yıllar geçtikten sonra bir gün ev yıkılır ve o kişi ev halkıyla yıkıntının altında kalır. Evi kınayarak: «hani haber verecektin, neden haber vermedin? deyince ev dile gelerek: «ben mi haber vermedim, duvarda gördüğün çatlaklar neydi ya? Her ağzımı açıp yıkılacağımı haber vereceğim sıra sen ağzımı hemen bir parçacık çamurla kapardın» der. Bu Mesnevi hikâyesi de aynı gerçeğe dokunmakta. Bir ruhun düşüşünün palyatif tedbirlerle önlenemiyeceği, aynı şekilde bir toplumun, bir devletin çöküşünün geçici ve yüzeysel önlemelerle durdurulamayacağının en güzel bir şekilde anlatımı görülmektedir onda.
Sayfa 74·Kitabı okudu
Heyhat bana, heyhat asil evlâdıma! Bu şehri görmek istemem artık. Ufuklara çevriliyorum. Bakışlarım daha uzaklara dalarak, düşman emelleriyle minarelerinde ezan sesleri susturulan Ayasofya'nın kubbesinden Irak ve Acem'in hudutlarına kadar bütün Anadolu'yu kucakladı. Nice yüzbin şehit kaniyle üzerinde birlik kurduğumuz bu vatan ne kadar perişan olmuş! Kurduğumuz birlikse ayaklar altında. Bir olan Allah'ın adına bağlılık öyle gönüllerden düşmüş ki, hangi emelde birlik gözükmüşse ondan kaçmışlar. Nerede birlik kalmış? Ecdadımın ve benim bir asır döktüğümüz kanların mâyesi birlik yuğuracakken, şehir şehire, köy köye düşman kesilmiş. Allah'a sığınır gibi hasis menfaatlarına sığınan genç ruhlar ise, iki zevk ve devlet şehrinin kapılarından taşra çıkıp halka hizmet emelini kendinde bulamamış; çıksa da yine menfaata secde edip halka belâ kesilmiş. Maarifde mi birlik kalmış? Bizim İstanbul'dan başka, herbirini aynı kültür ve irfan seviyesiyle ihya ettiğimiz Bursa, Konya, Kırşehir, Urfa, Kayseri, Sivas, Amasya medreselerimizin halka dağıttığı nur ve imân yerine, bugün buralarda taassup ve cehâlet hüküm sürüyor. Türk yurdunda kaç türlü mektep var! Semâlarına kılıcımla "âmentü" yazdığım şehirde Türk olan lâiklerle müslümanların mektebi, onların da yanında yahudilerin, protestanların, katolik misyonerlerin ve bütün Haçlıların mektepleri var. Şaşırmış ahfâdım, bedbaht evlâdım! Ruhlarınız bambaşka makinelerden çıkarken, onlarla aynı millet yapısını yapmak mı istiyorsunuz? Elbette bu imkânsız olur, birlik yerde sürünür. Sizin muazzam birliğinizi yaratan, dünya tarihinden daha azametli tarihiniz dururken, her devriliş devrinde, her inkılâbınızla başka bir millete benzemek istediniz. Kölelerimiz olan zümrelerin herbiri bir millet olup da sizden ayrıldıktan sonra, sizin içinize sokulup,
Sayfa 89 - DERGÂH YAYINLARI·Kitabı okudu
Büyük Fetih-Nurettin Topçu