Heyhat bana, heyhat asil evlâdıma! Bu şehri görmek istemem artık. Ufuklara çevriliyorum. Bakışlarım daha uzaklara dalarak, düşman emelleriyle minarelerinde ezan sesleri susturulan Ayasofya'nın kubbesinden Irak ve Acem'in hudutlarına kadar bütün Anadolu'yu kucakladı. Nice yüzbin şehit kaniyle üzerinde birlik kurduğumuz bu vatan ne kadar perişan olmuş! Kurduğumuz birlikse ayaklar altında. Bir olan Allah'ın adına bağlılık öyle gönüllerden düşmüş ki, hangi emelde birlik gözükmüşse ondan kaçmışlar. Nerede birlik kalmış? Ecdadımın ve benim bir asır döktüğümüz kanların mâyesi birlik yuğuracakken, şehir şehire, köy köye düşman kesilmiş. Allah'a sığınır gibi hasis menfaatlarına sığınan genç ruhlar ise, iki zevk ve devlet şehrinin kapılarından taşra çıkıp halka hizmet emelini kendinde bulamamış; çıksa da yine menfaata secde edip halka belâ kesilmiş. Maarifde mi birlik kalmış? Bizim İstanbul'dan başka, herbirini aynı kültür ve irfan seviyesiyle ihya ettiğimiz Bursa, Konya, Kırşehir, Urfa, Kayseri, Sivas, Amasya medreselerimizin halka dağıttığı nur ve imân yerine, bugün buralarda taassup ve cehâlet hüküm sürüyor. Türk yurdunda kaç türlü mektep var! Semâlarına kılıcımla "âmentü" yazdığım şehirde Türk olan lâiklerle müslümanların mektebi, onların da yanında yahudilerin, protestanların, katolik misyonerlerin ve bütün Haçlıların mektepleri var.
Şaşırmış ahfâdım, bedbaht evlâdım! Ruhlarınız bambaşka makinelerden çıkarken, onlarla aynı millet yapısını yapmak mı istiyorsunuz? Elbette bu imkânsız olur, birlik yerde sürünür. Sizin muazzam birliğinizi yaratan, dünya tarihinden daha azametli tarihiniz dururken, her devriliş devrinde, her inkılâbınızla başka bir millete benzemek istediniz. Kölelerimiz olan zümrelerin herbiri bir millet olup da sizden ayrıldıktan sonra, sizin içinize sokulup,