Binalar zayıf olduğu tarafa devrilir, insanlar da acziyet taraflarına. Her devriliş kendini anlatır durup bakana, anlayana; çatırdamayı duyana ve sendelemeyi görene. Binalar devrilmeden evvel çatırdar ama insan devrilmeden hemen önce en güçlü anını yaşar. Öyle olmaya zorlar kendini. Sendelemesini azıya alır; dişini sıkar, devrilecek bir kuytu arar. Bir daha hiç kalkamasa bile utanmamak adına yapar bunu. Öyle bulunmaktan utanır ama en çok da aldığı yaranın devrilişine yakıştırılamayışından utanır. Yarası gözükebilecek yerde değildir. İçinde de değildir, kalbinde de değildir düşünülenin aksine. Kendisi başlı başına bir yaradır. Devrildiği yerde yaraya dönüşmenin son evresini yaşamıştır. Gregor Samsa nasıl bir böceğe dönüşmüşse bu da öyle bir yaraya dönüşmüştür. Ama bu dönüşüm Gregor kadar konuşulmamış, dikkate değer bulunmamıştır. Çünkü bir yara Gregor gibi insanlığa yabancılaşmayı anlatmaz, psikolojik ya da toplumsal tahlillerle romantizm katmaz. Bir yara nettir, dolayımsızdır, gerçekliğin tam orta yerinde kanar da kanar. İnsanlara vereceği uzun bir sızıdır yalnız. Bir yara okuyun da yorum katın demez, bakın da görün der. Şunu, şunu ve şunu siz açtınız der. Bu insan artık başlı başına bir yaradır da yaranın şekli şemali belli değildir. Bazen bir ağacın ağlamasına sebep olan gövdesindeki oyuktur, bazen savaşın ortasında kalan bir çocuğun gözüdür. Bazen eşini yitirmiş bir turnanın çırpamadığı kanadı, bazen kıyıya vuran bir mültecinin toprak bulaşan yüzüdür. Bazen bir terminalde cam yıkayan adamın ıslak, üşüyen eli; bazen bir ihtiyarın secdeye varmak için yere bastırdığı eli, bazen yavrusundan kara haber alan bir ananın yüzüne kapadığı elidir. Bazen terk edilen bir evin yanmayan lambası, kırık camları; bazen kimsesiz bir maden işçisinin ardında bıraktığı vesikalığıdır.
Edebiyat
Endülüs'te Raks
Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı... Şevk akşamında Endülüs üç defa kırmızı... Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir. İspanya neş'esiyle bu akşam bu zildedir. Yelpaze çevrilir gibi birden dönüşleri, İşveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri... Her rengi istemez gözümüz şimdi aldadır; İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır. Alnında halka halkadır aşüfte kâkülü, Göğsünde yosma Gırnata'nın en güzel gülü... Altın kadeh her elde, güneş her gönüldedir İspanya varlığıyla bu akşam bu güldedir. Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi; Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi... Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli... Şeytan diyor ki, sarmalı, yüz kerre öpmeli... Gözler kamaştıran şala, meftun eden güle, Her kalbi dolduran zile, her sineden: "Ole!" Yahya Kemal Beyatlı
1000Kitap
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Yaşam ne ki Ölüm ne ki Bir devriliş Gönlüm de ki
Müzik
Bulaşık yıkanacak. Yemek yapılacak. Çay içilecek. Akıl başa toplanacak. Saygınlık. Kapanış. Zabağa kadar bir top yün örülecek. Uykusuz kalınacak. Dengesizlik.. Baygınlık.. Devriliş.. Yıkılış..
Bir ip cambazını yüzlerce kişi neden izler?
İpi geçtiğini görmek için değil, düştüğünü görmek için... Asır seyirlik olan başarı değil, her zaman devriliş, başaramayıştır. Kalabalıklar en çok kralın devrilme hikayesini izlemeyi sever. O yüzden de uçuruma giderken kimse durdurmaz kralı, nefeslerini tutup susarak izlerler.
Endülüs'te Raks
Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı... Şevk akşamında Endülüs üç defa kırmızı... Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir. İspanya neş'esiyle bu akşam bu zildedir. Yelpâze çevrilir gibi birden dönüşleri, İşveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri... Her rengi istemez gözümüz şimdi aldadır; İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır. Alnında halka halkadir âşüfte kâkülü, Göğsünde yosma Girnata'nın en güzel gülü... Altın kadeh her elde, güneş her gönüldedir; İspanya varlığıyle bu akşam bu güldedir. Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi; Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi... Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli... Şeytan diyor ki sarmalı, yüz kerre öpmeli... Gözler kamaştıran şala, meftûn eden güle, Her kalbi dolduran zile, her sîneden: "Ole!"
Aşk ve Şiir