9/10
·360 syf.··
2026 27. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 16:15
FUENTES, bilgi birikimine, özellikle derin entellektüel ve tarihsel bilgisine hayran olduğum ve kanımca yazdığı olağanüstü romanları hakettiği değere ulaşamamış, Latin Amerika’nın en büyük yazarlarındandır. Özellikle sahip olduğu bilgi birikimini, yüksek hayal gücünü de kullanarak anlaşılması çok zor olan, aynı zamanda bizleri edebi dilin zirvelerine taşıyan romanlara imza atmıştır; Terra Nostra, Artemio Cruz’un Ölümü, Koca Gringo ve daha pek çok romanı gibi. Bu romanında da Friedrich Nietzsche ile balkondan Meksika’nın panoramasına, sokaklarına bakarak, birbirleriyle konuşarak, özellikle Nietzsche’nin felsefi bakış açılarına değinerek deneysel bir roman sunuyor bizlere. FUENTES, kitabın arkadında da belirtildiği üzere, ölümünden kısa bir süre önce tamamladığı bu romanında hayali bir devrimden yola çıkarak yerleşik gerçekleri sorguluyor. Her zamanki gibi anlaşılması hiç de kolay olmayan, ama edebi hazzın doruğuna doğru bir yolculuğa çıkartıyor bizleri….
Friedrich BalkonundaCarlos Fuentes · Can Yayınları · 201542 okunma
Devrim
9/10
·464 syf.··
Beğendi
·
2026 90. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 21:52
İki Şehrin Hikâyesi Fransa'da 18. yüzyılda yaşanan sınıfsal farklılıkların, insan yaşamını belirleyen yegane şey olduğunu gözler önüne serer. Kitap içerisinde tasvir edilen köylülerin yiyecek bir şey bulamayıp yenebilecek ot ararken bir markinin çikolata yemesi için dört hizmetkara ihtiyaç duyması, halkın içler acısı halini özetler. Fransa'da halk açlık ile mücadele ederken, üstüne soyluların alt tabaka insanlara yaptıkları eziyet ve kanun tanımaz işkenceler de eklenince düzene karşı bir isyan yavaş yavaş başlamış olur. Bu isyan dalgası ve devrim süreci, öldü sanılan Doktor Manette'in, onu bulan kızı Lucie ile birlikte gelişen olaylar üzerinden okuyuculara anlatılır. Alt sınıfların hiçbir hakkının olmaması devrime yol açmıştır. Örneğin, bir adamın çocuğunu arabayla ezerek öldüren bir soylu, hiçbir şey olmamış gibi bir altın para verip yoluna devam eder; üstelik para vermiş olmasını da yüce gönüllü olmasına bağlar. Defarge'ın ailesine karşı işlenen suçların cezasını vermek için ise koca bir devrim yapmak gerekir; çünkü mevcut düzen içerisinde soyluların ceza alması mümkün değildir. bundan sonrası spoiler ​Doktor Manette, kızı ve Mr. Lorry sayesinde yeniden hayata tutunur ve İngiltere'de kızı ile mutlu bir hayat kurar. Ancak Charles Darnay'in aileye girmesi ile birlikte Fransa'daki lanet yine ailenin üstüne bulaşır. Charles Darnay, Fransa'da soylu bir ailenin varisidir; fakat soyluların haklarından ve halkın kanını emmesinden nefret eder. Bu yüzden bütün soyluluk haklarını reddederek İngiltere'ye kaçar. Darnay, kendisine gelen bir mektupla Fransa'ya, hiç gitmemesi gereken bir zamanda gider ve mahkum olur. Fransa'daki devrim her gün durmadan kan dökerek devam eder. İdamların sonu gelmez; devrimden önce yapılan listeler hiç eksilmez, sürekli yenilenir. Böylece şiddet ve adalet de
Alıntı
İki Şehrin HikâyesiCharles Dickens · Can Yayınları · 202376,6bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Siyon Toplantıları
10/10
·304 syf.··
2026 4. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2026 23:03
Kitaba Henry Fordun sahibi olduğu The Dearborn İndependent gazetesinden yazılarla başlayıp (dergiden dolayı yahudilerden ağır baskı almıştı) ondan sonra protokollerle devam ediyoruz.Protokoller 1900 den önce gerçekleşmiş üst düzey yahudi liderlerin toplantısından alındığı iddaasında . 1905 yılında Rusyadan (devrimden önce) dünyaya yayılan protokoller şuan akademik camiada uydurma kabul ediliyor .Lakin metin kurgulandıysa bile 1906'dan önce daha İsrail bile kurulmadan önce kurgulandı . Bunun farkında olup okumak lazım . Nedendir bilinmez ama yapay zekaya kitap hakkında her ne sorarsam sorayım cevaplarken mutlaka BU KİTABIN UYDURMA OLDUĞU KANITLANMIŞTIR ... gibi bilgileri yığıp sorduğum soruya cevap vermesi garip bir ayrıntı , herhalde kendisi için önemli bir nokta olduğundan sık sık hatırlatmak onun için bir vazife :) . Zaten kitap ilk piyasaya sürüldüğünde de benzer bir ¨protokollerin uydurma olduğu¨ çalışmasıda malum şebeke tarafından üstlenilmişti . Kitabı salt bir uydurma mı , uydurma değil mi okumasından ziyade ta 1900 den gelen bu kitaptaki hususların günümüzdeki siyon organizasyonuyla uyuşup uyuşmadığı mantığında olmak lazım (uyuşuyor).Zaten Henry Fordda Protokoller için , kitabın kim tarafından ya da nasıl ortaya çıktığından ziyade içeriğinin gerçeklerle uyuştuğu ve bunun şüphe götürmez olduğunu söylüyor. Diğer bir husus da siyaseten karşıda her zaman bir düşmanın olduğu , düşmanlarını zayıflatmanın güçlü tarafın gücünü pekiştirdiği bakış açısıyla olaylara bakmak gerektiğini iyi kavratıyor. Okunması gereken bir kitap.
1000Kitap
Siyon Liderlerinin ProtokolleriSergei Aleksandrovich Nilus · İlgi Kültür Sanat Yayınları · 201533 okunma
Korkak Kedi - George Orwell Eleştirilerim
Puan vermedi·352 syf.··
2026 8. kitabı
·
34 günde okudu
·
Okunma: 25 Mart 2026 14:34
Son okuduğum anarşist Osmanlı aydını Baha Tevfik’i incelerken, onun bir sözü dikkatimi çekmişti. “Nüfuzlu ve kuvvetli bir devlete ihtiyacımız olduğunu söylüyorsunuz. Peki, nüfuzlu bir devletin kullanılış mahalli neresidir? Böyle bir hükümet nüfuzunu ve kuvvetini, harici düşmanlar üzerinde mi kullanır yoksa halk üzerinde mi?” Bu sorunun cevabı belli değil mi özellikle 1984 kitabını okuyanlar için. Baha Tevfik bu sözü 1910’lu yıllarda hem Abdülhamid dönemi için, hem de, İttihad ve Terakki dönemi için söylemişti. Ancak tarihin tüm dönemleri için de söylenebilirdi ki yetkiyi ve gücü eline alan her rejim, bunu önce kendi halkı üzerinde kullanır. Şimdi 1984 kitabı çok popüler bir kitap, ben bu kitabı inceleyeceğim evet ama daha önce söylenmiş ,ve çok da harika şekilde söylenmiş şeyleri tekrar etmek istemiyorum. Youtube’da bile bu kitap hakkında yapılmış mükemmel inceleme videoları var. Portal kanalında var, Harun Çelik, BayKedi, Sokak Kedisi kanallarında var, yabancı kanallarda var, çok güzel videolar var. Dediğim gibi ben oralarda söylenenleri tekrarlamak istemiyorum. Ben, Orwell ne düşünüyordu, neyi eleştirmişti, bu eleştirisi doğru muydu, bu eleştirisi nerelerde kullanıldı? Daha çok bunları incelemek istiyorum. Yazıldığı 1949 yılından bugüne, komünizmin eleştirildiği en popüler roman bu. Bugüne kadar da hep anti-komünist pencereden, liberal pencereden incelendi. Övüldükçe de övüldü. Bugüne kadar kötülendiğine pek şahit olmadım. Halbuki George Orwell de bi Marksist-komünistti aslında. Yani başlarda kesin öyleydi,, ama hayatı boyunca hiçbir zaman sert çizgilere sahip olan bi adam olmadı zaten. Ateistti mesela ama kiliseye giderdi, dini ritüeller falan hoşuna giderdi. Anarşistti ama gelenek ve göreneklere bağlıydı. Yani Orwell’i bi kefeye koymak, bi gruba dâhil etmek biraz
Bin Dokuz Yüz Seksen DörtGeorge Orwell · Can Yayınları · 2014200,3bin okunma
Puan vermedi·272 syf.··
2026 7. kitabı
Devrimler… Tarihin en büyük kırılma anları. İmparatorlukları yıkan, toplumları baştan yaratan, milyonlarca insanın kaderini değiştiren o anlar. Ama gerçekten bir soru var: Devrimler neden olur? Yoksulluk mu, baskı mı, adaletsizlik mi? Yoksa bunların hepsi sadece yüzeyde gördüğümüz sebepler mi? Ya sana şunu söylesem: tarihin en önemli devrimlerinden biri, insanların hayatı aslında iyileşirken gerçekleşti. Evet, bu ilk bakışta tamamen mantıksız görünüyor. Çünkü bize hep şu anlatıldı: insanlar ne kadar ezilirse, bir noktada o kadar patlar. Ama Alexis de Tocqueville bu düşüncenin eksik olduğunu söylüyor. Ve onun analizine göre devrimler, çoğu zaman en karanlık anlarda değil… umut ışığının yeni yeni görünmeye başladığı anlarda ortaya çıkar. Biz Fransız Devrimi’ni genelde çok basit bir hikâye olarak öğrendik. Halk açtı, eziliyordu, soylular zengindi ve sonunda halk ayağa kalktı. Ama Tocqueville bu anlatının fazla yüzeysel olduğunu söyler. Ona göre devrim, bir anda ortaya çıkan bir patlama değil, yüzyıllardır biriken yapısal değişimlerin sonucudur. Yani devrim bir kopuş değil, bir devamlılıktır. Bu şu anlama gelir: 1789’da olan şey, aslında çok daha önce başlamış bir sürecin kaçınılmaz sonucuydu. Devrim, geçmişi yok etmedi; aksine geçmişin içinden doğdu. Bu noktada en büyük yanılgılardan biri ortaya çıkıyor. Çoğu insan Fransız Devrimi’nin güçlü bir feodal sisteme karşı yapıldığını düşünür. Ama gerçek tam olarak bu değil. Devrim gerçekleştiğinde feodal sistem zaten çözülmeye başlamıştı. Köylüler artık klasik anlamda köle değildi. Hatta büyük bir kısmı toprağa sahipti, yani üretim araçlarının sahibiydi. Bu normalde bir rahatlama yaratmalıydı. Ama tam tersi oldu. Çünkü sorun artık sadece ekonomik değildi, psikolojik ve algısal hale gelmişti. Soylular eskiden hem yönetir hem
Eski Rejim ve DevrimAlexis de Tocqueville · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202556 okunma
Puan vermedi·464 syf.·
2026 1. kitabı
İki Şehrin Hikâyesi, İngiltere ve Fransa arasında geçen; Fransız Devrimi döneminde aristokratlar ile halk arasındaki çatışmayı çarpıcı bir şekilde anlatan bir romandır. Kitabın başındaki “Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü…” cümlesi gibi sonu da hem umut dolu hem de hüzünlüydü. Mr. Darnay ve Lucie’nin kurtulması umut vericiyken, Sydney Carton’ın geride kalıp kendini feda etmesi aynı anda büyük bir kayıp hissi yaratıyor. Bu yönüyle kitap, baştan sona zıtlıkların güçlü bir yansımasıydı. Kitaptaki karşıtlıklar oldukça etkileyiciydi. Fransız Devrimi öncesinde soyluların alt sınıfa uyguladığı zulüm, devrimden sonra bu kez halkın soylulara aynı şekilde karşılık vermesiyle yer değiştiriyor. Bu durum, toplumda sınıflar arasındaki uçurum derinleştiğinde ve denge kaybolduğunda nelerin yaşanabileceğini çarpıcı bir şekilde gösteriyor. Bana göre bu kitabın en çarpıcı karakteri Sydney Carton’dur. Çünkü o, yalnız, hayatında bir amacı olmayan, kendi değerinin farkında olmayan ve işinde de hep gölgede kalmış bir adamdır. Sydney, Lucie’ye âşık olduğunda hayatında ilk kez bir anlam ve renk hissetmiştir. Ancak Lucie başka birini sevmekte ve evlidir. Buna rağmen Sydney sevgisinden vazgeçmez; karşılık bulmasa da derin ve gerçek bir sevgi besler. Yine de yalnızdır, çünkü hayatta hiçbir şeye tam anlamıyla sahip değildir. Charles Darnay için idam kararı kesinleştiğinde, Sydney yıllar önce Lucie’ye verdiği “Ne olursa olsun mutluluğunu sağlayacağım.” sözünü tutar. Darnay’ın yerine geçerek kendini feda eder. İşte tam o anda, hayatında ilk kez kendini gerçekten değerli ve anlamlı hisseder. Çünkü hem dostu Charles’ı kurtarmış hem de sevdiği kadının mutlu olmasını sağlamıştır. Charles ve Lucie’nin çocuklarına Sydney ismini vermeleri ise onun hatırasını yaşattıklarını gösterir.
İki Şehrin HikâyesiCharles Dickens · Can Yayınları · 202376,6bin okunma