Felsefe Konuşmaları; sistematik bir felsefe kitabından ziyade, diyalog formunda kurulmuş parçalı düşünce denemeleri olarak değelendirilebilir. “D’Alembert” 1830, “La Maréchale” 1776 ve sonradan bulunan “Başrahip Barthélemy” 1920 yılında yayımlanmış. “D’Alembert” konuşmaları evrim, evrenin düzeni, yaşam ve ölüm konularını; “Başrahip Barthélemy” konuşması dua, tanrı, ruh, öteki dünya konularını; “La Maréchale” konuşması ise din ve ahlâk arasındaki denklemin sorgusunu içeriyor. Konuşmalar, ele aldıkları konular itibarıyla diyalektik materyalizme, evrim teorisine ve ahlâka dair zamanından önce ileri sürülmüş düşünceler olarak kabul edilebilir.
Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri, materyalist eğilimi erken ve oldukça cesur biçimde göstermesi. 18. yüzyıl Fransası’nda din, bilim ve siyaset arasındaki gerilim çok daha keskindi. Diderot’nun yazdıkları bu gerilimi sadece yansıtmamış, bilinçli biçimde provoke de etmiş. Bu yüzden metin, bugün okunduğunda bile yer yer tartışma başlatıcı bir karakter taşıyor.
Felsefe KonuşmalarıDenis Diderot · İş Bankası Kültür Yayınları · 2020528 okunma
Her şeyi olduğu gibi kabul edip sorgulamayanlar, düşünme özürlüler, dogmacılar, yobazlar, felsefe ne işe yarar diyenler...
Sizler kesinlikle bu kitabı okumayın, neme lazım yoldan çıkarsınız.
Şaka bir yana, Voltaire ve Jean-Jacques Rousseau ile birlikte Fransız devrimini hazırlayan 18. yüzyıl aydınlanma filozoflarinin baş tacı Denis Diderot'nun rahatsız edici! eserini mutlaka okuyun. Özellikle dini düşünceleri eşsiz..
Felsefe KonuşmalarıDenis Diderot · İş Bankası Kültür Yayınları · 2020528 okunma
Diyaloglar üzerine kurulu, felsefi sorgulamalarla dolu bir eser. Metinde yer alan “Ben” ile “O” arasındaki konuşmalar, Aydınlanma devrinin çatışmalarını ve bir devrin ruhunu kavrayabilmemiz adına kıymetli bir okuma deneyimi sunuyor bize.
Bu eseri ve yazılış amacını daha iyi anlamak için yalnızca metnin kendisine değil, XVIII. yüzyıl Fransa’sının siyasal ve toplumsal koşullarına da bakmamız icap eder. Aydınlanma Çağı’nın en mühim simalarından biri olan Diderot’un düşünsel dünyasının arka planını iyi analiz etmeliyiz. Mutlakiyetçi krallığın çürümüşlüğü, kilisenin baskıcı rolü, burjuvazinin yükselişi ve halkın sefalet içindeki yaşamı Diderot’un fikir yoğunlaşmalarında ciddi role sahip gerçeklikler. İşte bu tarihsel tablo, diyalogdaki “Ben” ile “O” arasındaki çatışmanın neden bu kadar canlı ve keskin olduğunu açıklıyor bize.
Diderot’un kişisel hayatına baktığımızda da bu çelişkilerin izlerini görmemiz mümkün. Langres’te küçük burjuva bir ailede doğmuş, papaz olması beklenmiş ama bu yola direnerek Paris’te özgür bir düşünür olarak yaşamayı seçmiş… Maddi sıkıntılar, bohemlik, zindan günleri, Rousseau ve d’Holbach gibi çağdaşlarıyla dostlukları ve nice yaşam deneyimleri, onun düşüncelerini sürekli bir gerilim içinde beslemiş. Bu yüzden Rameau’nun Yeğeni adlı bu eser, yalnızca bir edebi taşlama değil, Diderot’un kendi hayatındaki paradoksların da bir yansıması gibi yorumlanabilir.
Metnin diyalog yapısı, dönemin salon kültürünü hissettiriyor bize. Fikirlerin tartışıldığı, sanatın ve müziğin toplumsal işlevinin sorgulandığı bir ortam var. Yeğen figürü yani “O”, çıkarcılığın ve sefahatin sesi olarak, aristokrasinin çürümüşlüğünü dile getiriyor. Buna karşın “Ben” ise aklın ve ölçülülüğün sesi olarak Aydınlanma’nın ideallerini savunuyor. Bu karşıtlık, esasen ana düşüncenin
Rameau’nun YeğeniDenis Diderot · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2013292 okunma
162."Amplius Domine... Tanrım, artır bu acımı"
Komünyon ayinleri=hz.isanın son akşam yemeği adlı çalışma "ekmek ve şarap "
Spoiler
Bir ailenin üvey evlatlarının diğer kardeşlerinden daha güzel ve zeki olduğu gerekçesi ile istemediği bir hayatta zorla itmeleri
Yalnız Gezerin Düşleri ya da bendeki versiyonuyla Yalnız Adamın Hayalleri, Jean-Jacques Rousseau’nun hayatının son döneminde yazdığı, bir tür iç monolog ya da düşünce günlüğü denilebilecek türde oldukça kişisel ve felsefi yoğunluğu yüksek bir metin. Rousseau burada dış dünyayı değil, kendi zihnini ve duygularını inceliyor. Kitap 10 bölümden oluşuyor ve her bölüm, bir yürüyüş sırasında zihninde beliren düşüncelerin akışı şeklinde.
Yalnızlık ve toplumdan kopuş teması:
Rousseau, bu eserde kendisini toplum tarafından dışlanmış biri olarak konumlandırır. Ona göre insanlar onu yanlış anlamış ve haksız yere yargılamıştır. Emile eserinden sonra hem kilise hem devlet otoriteleri tarafından ağır eleştirilere maruz kalmış, dönemin diğer önemli düşünürleri Voltaire ve Denis Diderot ile ilişkisi kötüleşmiştir. Bu yüzden yalnızlığı zamanla bir varoluş biçimi haline getirmiştir.
Doğa ile kurulan ilişki:
Doğa, Rousseau için bir sığınak ve iyileştirici alandır. Yürüyüşler sırasında doğayla kurduğu bağ, modern insanın kaybettiği saflığa dönüş gibi sunulur.
Kendini gözlemleme:
Metin, klasik anlamda bir felsefi argüman kurmaktan ziyade, bir öz-bilinç deneyidir. Rousseau burada kendini analiz eder, hatalarını ve duygularını sorgular.
Mutluluk anlayışı:
Rousseau’ya göre mutluluk: Dışsal başarılarla değil
içsel dinginlik ve doğayla uyumla mümkündür. Bu da kendinden memnuniyettir.
Kitap duygu ve bireysel deneyimi öne çıkardığı için Romantizm akımının habercisi sayılabilir.
Modern bireyin yalnızlığına dair erken ve güçlü bir metindir.
Diderot'nun belki de Ön yargılı ve dikkatsiz değerlendirmeler sonucunda en tartışmalı metin ününe sahip olmuştur. Fransa'da iktidara tırmanma yolundaki burjuva sınıfının ve kilisenin ikiyüzlü ahlakının bir belgesidir
RahibeDenis Diderot · Bordo Siyah Yayınları · 20121,030 okunma