"Eğer herhangi bir günün güzel geçtiğini düşünürseniz, bilin ki etrafınızda olan bitenlere yeteri kadar dikkat etmediniz."
Barbara Kingsolver'ın 2010 yılında Orange Roman Ödülü sahibi kitabı Boşluk, Çela Saranga'nın çevirisi ile dilimize kazandırılmış. Yıllarca kitaplığımda bekledikten sonra okuduğuma memnun olduğum, keşke daha önce okusaydım dediğim bir roman.
Meksikalı bir anne ve Amerikalı bir babanın tek çocuğu Harrison William Shepherd. Amerika'da dünyaya geldikten sonra annesi uçarı Salome ile Meksika'ya çocuk yaşta gitmek zorunda kalmış, günlüklerine sığınmış olan Shepherd ile, günlüklerinin izinde 1930lu ve 1950li yıllar arasında Meksika ile Amerika arasında bir yolculuk yapıyoruz. Annesinin kendisine statüsünü yükseltecek yeni adamlar bulma macerasında dışarıda kalıp, evin aşçısının yanında geçirdiği zamanlarda aşçılığı öğrenir. Ve bu öğrenim onu bambaşka serüvenlerin içerisine sürükler.
Bir dönem Amerika'da babasının yanında kalıp tekrar Meksika'ya döndüğünde Diego Rivera'nın duvar resimlerinde alçı karıcı olarak olarak başlayan kariyeri, Diego Rivera ve Frida Kahlo'nun evinde aşçılık ile devam eder. Daha sonrasında Troçki'nin sekreterliğini de üstlenir, Troçki'nin suikastı sonrası Amerika'ya Frida'nın tablolarını götürmek üzere gider ve geri dönmez. Orada yazar olur ama sonrası...
Kitapta; Diego ve Frida, Troçki'nin Diego'nun hükümete baskıları sonucu Meksika'ya gelmesi, Troçki ve Frida aşkı, Troçki suikastı, Stalin dönemi, Lenin'den sonra Rusya, 30'lu yılların Büyük Buhran dönemi, İkinci Dünya Savaşı ve sonrası etkileri, Hiroşima Atom bombası ve Amerika gözünde Japonya, Amerika'nın özgürlük ülkesi adı altında nasıl esaret ülkesi olduğu, gazeteciliğin ikiyüzlü ve yalancı yüzü, anti-komünizmin aslında komünizm karşıtlığı olmadığı, biraz da Çin tarafında