Nietzsche, Putların Alacakaranlığı adlı kitabını küçük hacmine rağmen bir savaş ilanı olduğunu söyler. Bu kitapta insanların sayfalarca anlattıklarını on cümlede anlatmaya çalıştığını ifade eder. Put olarak kastettiği dini, filozofları ve geleneksel yaşam tarzını hedefler. Ve adeta çekiçle felsefe yapmak dediği şekilde putları yerle bir eder.
Kitlelerin putlaştırdığı filozoflardan biri olan Sokrates'in alt sınıftan geldiğini belirten Niezsche, onun görünümünü hedef alarak çok çirkin olduğunu belirtir. Kriminal açıdan ele alınırsa tam bir suçlu profilinin ortaya çıktığını söyleyen Nietsche, fikirlerin yerine insanın görüntüsüne takılmış durumdadır. Şahsi kanaatim şudur ki kişilerin görüntüsünü değil görüşünü hedef tahtasına oturtmak gerekir. Nietzsche Sokrates'in kullandığı diyalektik yöntemini eleştirerek, diyalektiğin ait olduğu sınıfların zaferini sağladığını, seçkin beğeniyi ortadan kaldırdığını ifade ediyor. Kanıtlamayı gerektirenin değerli olmadığını söyleyerek emretmenin değerli olması gerektiğini belirtiyor. Yani Nietzsche'ye göre otorite gerçeğe ihtiyaç duymaz. Otoritenin kendisi gerçeğin kaynağıdır.
“ İçgüdülere, bilinmeyene verilen her taviz aşağıya çeker”, “ Karanlık arzulara karşı sürekli bir gün ışığı oluşturulmalı” diyen Yunan filozoflarının ahlakının patolojik koşulların ürünü olduğunu belirtir, Nietzsche. Buradaki amacı içgüdülerin kısıtlanmadan yaşanması gerektiğine olan inançtır. İçgüdülerin bastırılması güç istencinin ortadan kaldırılmasıdır. Schopenhaur “ yaşama istencinin olumsuzlanması” fikri Nietzsche'ye göre dekadans içgüdünün ta kendisidir. Oysa ki Nietzsche yaşamı her yönüyle olumlamaktan bahseder. İnsan öyle yaşamalıdır ki hiçbir suretle pişmanlık duymamalıdır.
“Sorumlulukların arandığı her yerde bu kavram, sorumluluk arayanı,