Spoiler içerir!
Leyla: mahallenin sevilen, köklü ailelerinden kalan biricik Leyla'sı... Birtakım hukuk dışı olaylar sonucunda evinden oluyor ve bambaşka sosyal statüdeki insanların hikâyesi bu noktada birleşmeye başlıyor. Geçmişlerinden izler taşıyan bu izlerle ayrıştırılan insanlar insan olmanın farkındalığıyla birbirilerine tutunuyor. Evden Leyla eksiliyor fakat ev Leyla'nın evi olmaya devam ediyor...
Yazar farklı dönemleri ve bu dönemlerden farklı hayatlara yansıyan, taşınan izleri bize aktarmış. Bence bir insanlık hikayesi var farklılıkları kabul ederek insan olmanın hikayesi. Okunmaya değer.
Hikaye baştan sona o kadar güzel betimlenmiş ki zaman zaman pis kokuyu, güzel kokuyu, birbirine geçmiş kokuları şayet öncesinde almışsanız hafızanızda canlandırıveriyor. Kokuyu, var oluşu, korkuyu, nefreti, kurtuluşu, yok oluşu.. hissettirmiş yazar.
Sevgisizliğin, bir kenara itilmişliğin izleri kendine bir yer edinme , var olma , var olduğunu hissettirme çabasına dönüşüyor. Bu çaba bir şekilde sonuçlanıyor. Var olan aslında yok, yok olan aslında var oluyor gibi gibi....
Sağlıklı bireylerin doğumundan birkaç ay sonra refleks olarak başlayıp sonra ritmik biçime dönüştürdüğü yürüme eyleminin, insanın hem fiziki hem ruhsal sağlığı üzerine etkisi yıllardır konuşulmaktadır. Insanın doğasına ve doğanın insanına olan bu etki kitapta yalnız yürümenin verdiği özgürlüğü , yürürken sadeleşmeyi, yeri geldiğinde yavaşlayabilmeyi, bazen de haklarını aramak için yapılan bir grevi akıcı bir dille okuyucuya sunmakta. "Yürürken gördüklerin senindir" . Şu kahverengi toprak ,masmavi gökyüzü.... Bazen yeşil, bazen sarı, bazen sadece dalları kalmış köşedeki ağaç... Alabildiğince yol senindir...
Yollar; engebeli, taşlı, dümdüz, güneşli,karlı,manzaralı, manzarasız olsun bulunur birşeyler ya da kaybedilir. Kim bilir? ...
Şiir kitabı değil de birbirinden bağımsız olaylar dizisi desek daha doğru olur. Düz yazı tadında. Hem kitaplar farklıdır. Bu farklardan çıkarılır benzerlikler . Okuyan, arayan ve bulan vardır belki de kendini, kafiyenin uğramadığı bu karışık satırlarda.
Thomas Bernhard'ın "Beton" adlı eserinde Rudolf'un bir türlü yazmaya başlayamaması gibi başlayamıyorum cümlelerime!
Elimde fiilen tek kitap tuttum ,yanımda tek kitap taşıdım. Oysa ki kitap sonlandığındaki hissiyatım yedi kitabı birden okumak oldu.
.Huzur
.Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
.Aylak adam
.Woyzeck
.Dönüşüm
.Beton
Bu yapıtların karakterlerine özellikle baş kahramanların düşüncelerine, bastırılmış duygularına dolayısıyla onların ruhuna ufak dokunuşlarla ; kullandıkları eşyalara yükledikleri anlama ,ağızlarından çıkan cümlelere psikanalitik bir yaklaşımla bakma fırsatı bulunuyor.
Kitap tamamlanıp da başka bir kitaba ,başka bir yazara geçildiğinde bu tarz çözümlemeleri siz artık okuduğunuz şeye veya karşınızdaki bir insana acaba sebebi nedir ki ? Sorusuyla yanıt arıyorsunuz.
İYİ OKUMALAR...
Ahmet Sarı