Üç Büyük Peygamber ve Semavî Dinlerin Temel Özellikleri
Medenî insanlığın vicdanî rehberi olan üç büyük dinin üç büyük peygamberi ve şâri‘i Mûsâ, Îsâ ve Muhammedü’l-Mustafâ’dır (s.a.v.). Bunlardan Cenâb-ı Mûsâ’nın hayatı, bütün safhalarıyla değilse bile, meşhur ve umumî hatları itibarıyla tarihî kayda geçmiştir. Cenâb-ı Îsâ, Mûsâ’ya nispetle çok sonra yaşamış olmasına rağmen hakkındaki tarihî bilgiler âdeta yok denecek kadar azdır. Cenâb-ı Peygamber’in ise hayatları günü gününe, belki de saati saatine tespit edilmiştir. Bu üç büyük peygamberin meşrep ve ahlâkı, tecellileri ve istidatları hakkında tarihî vesikalardan çıkarılan hüküm ve bilgiler, her üç dinin görünüşündeki özelliklere de uygun düşmektedir. Cenâb-ı Mûsâ, mizacı itibarıyla hiddetli olup kuvvetli azim sahibi bir peygamberdi. Gönderilmiş olduğu İsrailoğulları’nın ruhanî reisliğiyle beraber mülkî idaresini de üzerinde taşıyordu. Cenâb-ı Îsâ ise Allah’ın cezbesine kapılmış hâli ve aşkı ağır basan, içtimaî ve idarî meselelerle uğraşmamış olan bir zât idi. Zamanında kendisine iman edenler, on iki arkadaşıyla birkaç kadından ibaret kaldığından, hayatında bir ümmet ve içtimaî topluluk teşkil edememiş; İsevî cemaat sonraları bulunduğu çevreye göre şekillenmiştir. Cenâb-ı Peygamber ise diğer iki peygamberde göze çarpan hususî kabiliyetlerin ortalama haddini şahsında toplamış, kâmil ve en mükemmel bir zât idi. Cenâb-ı Mûsâ’da teşbihî fikir, Cenâb-ı Îsâ’da tenzihî fikir, Cenâb-ı Muhammed’de (s.a.v.) ise tevhidî fikir hâkim görülmektedir. Tasavvufta meşhur olan ve özellikle *Fusûsü'l-Hikem*’de bütün tafsilâtıyla belirtilen bu beyanlar, indî görüşler kabilinden olmayıp, her üç peygambere nispet edilen dinlerin umumî görünüşleri de bu değerlendirmeleri desteklemektedir. Semavî dinlerin hepsi “Allah’ın birliği” fikrini ve ahlâkî güzellik esaslarını içine alır. Lâkin bu
Sayfa 231 - Ötüken·Kitabı okuyor
MERHAMETSİZLİK!
Merhamet, müslümanın kalbinde hiç sönmeyen ateş gibidir. Müslümanı başka insanlardan ayıran onlardan fazla merhametli oluşudur. Kâfirler gibi müfsitler ve münafıklar da merhametsiz olanlardır. İmansızlar merhametsizlerdir. «Allah'a karşı vazifelerimi yapıyorum, Elhamdülillâh müslümanım» deyip te kalblerinde ve hareketlerinde merhamet yaşatmayanlar; kendi kavimlerinden, kendi zümrelerinden ve kendi dinlerinden başka kavimlere, zümrelere ve dinlere saldırmakla Allah'a yarandıklarını zanneden katı yürekliler; İslâmı yükseltmek için kin, kılıç ve şiddet silâhlarını kullananlar Allah yolunun dışında dolaşan gerçek imansızlardır. Asıl sapıklar ve hüsranda kalanlar bunlardır. Onlar ibadet diye istedikleri kadar beden hareketleri yapsınlar, sayısız hac etsinler, secde onlardan tiksinir, Kâbe onlardan kaçar.
Reklam
Biz de masum değiliz. Hızlı olanı sevdik.Kısa olanı sevdik. Kolay sindirilen, çabuk tüketilen, hemen “beğenilen” şeyleri sevdik. Bir şarkıya sabretmeyi bıraktık. Bir insanı dinler gibi dinlemeyi bıraktık. Sonra da “neden eski tadı yok” diye soruyoruz. Var aslında da biz o tadı alacak kadar yavaş değiliz artık.Dilimiz hızlı, kulağımız sabırsız, kalbimiz meşgul. Böyle olunca da şarkı ne yapsın.
Sayfa 23 - CAN YILMAZ
Alıntı
Birisi “memleketin bekası” ya da “kader, alınyazısı” gibi büyük laflar ederken ve ardından gözyaşları dökerken ne kadar doğru konuşuyorsa, bu da o kadar doğruydu. Bunları söylerken insan bu lafın ne kadar içi boş, anlamı tükenmiş, utanç verici ve sıradan bir laf olduğunu elbette hissederdi 
söylenmemiş, anlatılmamış, söylenememiş olanı anlaşılır kıldı duruşun
Reklam
Reklam