– Hükümet idare edemiyor dii mi efendim?
İşin ucu hükümete dayanınca, ben bu sefer “evet” bile demedim. Hadi havayı anladık, suyu da anladık... Peki hükümet ne oluyor? Ben sesimi çıkarmadım ama, adam boş böğrüme bir dirsek atıp,
– Öyle dii mi? diye bağırınca,
– Evet... dedim.
Demesem, bir dirsek daha atacak.
Bir de Tanrı demiş, ben her seyi kılı kırk yararak ikiye böldüm. Diși ile erili, soğuk ile sıcağı, yeryüzüne karşı gökyüzünü. Her bir seyi birbirinden ayırdım. Demis, artık bundan sonrası size ait, soğukla sıcağı ayırdığınız gibi, iyilikle kötülüğü de artık siz ayırın. Size akıl irfan verdim demiş.
Yeryüzündeki bütün organizmaların arasında sadece sineklerin kökeninin dünya dıșı olabileceği fikri tuhaf bir șelkilde Martin Luther'in vardığı öfkeli yargıyla benzeşiyor: "Geri kalan bütün yașam formlarını Tanrı yaratmış olsa da sineklerin Şeytan tarafından yaratılmış olması lazım, çünkü anlaşılabilir hiçbir pratik faydaları yok."
Bir adam yolda giderken hendeğin içine düşse, onu dostunun mu yoksa düşmanının mı kurtardığının ne önem var? Ben melankoli gibi bir illetle boğuşuyor olsam, bizzat şeytanın mı ya da Tanrı'nın müsaadesini almış hizmetkârlarının mı bana deva bulduğuna neden aldırış edeyim ki? İşte Paracelsus böyle düşünür, büyücüyü Tanrı'nın hizmetkârı ve vekili olarak adlandırır, dine saygısızlık ederek Vos estis dii sözlerini büyücüler için kullanır ve bundan dolayı T. Erastus tarafından bir hayli ayıplanıp kınanır.
İzmit doğumlu bir Hristiyan azizesinin de adı olan Barbara, Latincede "yabancı kadın" anlamına geliyor çünkü aslında o bir "diși barbar"!
Ataerkil kültürlerde erkeğin yabancısı bir tehdit unsuruyken, kadının yabancısının egzotik güzellik, gizemli cazibe olarak görülmesine ne demeli? Peki ya nesiller boyu "batılı, beyaz, ideal güzellikte kadın" stereotipini dünyanın her köşesindeki kız çocuklarına pazarlayan Barbie'nin adının Barbara'nın kısaltması oluşuna?