Dünyanın Gürültüsüne Çekilen En Zarif Rest
10/10
·376 syf.··
2026 51. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 20:17
Eğer kelimelerin bir ruhu varsa, Edip Cansever bu kitapta o ruhun anatomisini çıkarmış. "Şiiri Şiirle Ölçmek", edebi bir teoriden çok daha fazlası; insan kalbinin ve zihninin labirentlerinde kaybolmayı göze almış bir adamın, arkasında bıraktığı ekmek kırıntıları âdeta. Okurken satırların arasından sızan o zarif ama dik duruş, insana kelimelerin ne kadar güçlü birer silah ve şifa olabileceğini yeniden hatırlatıyor.Kitabın içinde yürüdüğümüz zaman Cansever'in bireyin yalnızlığı veya modern şehir hayatının insanı nasıl tükettiği üzerine çok keskin analizleriyle karşı karşıya gelmemiz kaçınılmaz bir olay Dünyanın gürültüsüne çekilen en zarif rest...Bu kitapta beni en çok büyüleyen ve içimi burkan şeyse, Cansever'in kendi başarısıyla olan savaşı oldu aslında. Herkesin bayıldığı, dilden dile dolaşan "Masa da Masaymış Ha" şiirinden köşe bucak kaçması, aslında onun ne kadar büyük bir vizyoner olduğunu gösteriyor. Aslında kendinden kaçarken şiire sığınıyor. Benim için bir şairin, kendi geçmiş başarısının altında ezilmeyi reddedip, sürekli daha zor olana, daha derin olana doğru koşması müthiş bir sanatsal ahlaktır. Dilerim daha nice kitaplarıyla göz göze gelmek düşüncesiyle, kitaplarınız ve huzurunuz bol olsun arkadaşlar.Keyifli okumalar dilerim. Her gününüz mutlulukla demlensin.
Şiiri Şiirle ÖlçmekEdip Cansever · Yapı Kredi Yayınları · 2009339 okunma
Sözün bittiği yerdeyim!
Puan vermedi·159 syf.··
2026 14. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 16:27
Bu nasıl bir cesaret, bu nasıl bir dik duruş Allahım tüylerim diken diken. Romanın başkahramanı ve şehit kızı Aliye tam bir Türk kadını asilliği ile memleketine büyük bir fedakarlık yapmış kudretli bir kızdır. Onun kasabanın adaletsiz yaşamında çocukları korumak ve eşitlemek için koyduğu duruş ve ettiği “Toprağınız toprağım, eviniz evim; burası için, bu diyarın çocukları için bir ana, bir ışık olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım; vallahi ve billahi! “ yeminiyle mücadeleci , kararlı ve öğretmen ruhuyla görevini layıkıyla yaptığını apaçık yansıtıyor. Herkese bir umut bir sevinç olan Aliye dini kullanıp, saptıranların şerrine, ihanetine , iftarasına uğruyor. Tek gayesi sevdiği insanların selameti ve bu milletin kurtuluşa ermesi olan aliye kendinden vazgeçecek kadar büyük bir iyilik yapıyor ve bu iyiliğin karşılığında sözde Müslümanlar onu canlı canlı kurban ediyor .
Vurun KahpeyeHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 201913,7bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·192 syf.··
2026 433. kitabı
Elif Gibi Sevmek, Türk şair ve yazar Hikmet Anıl Öztekin’in kaleme aldığı, yayımlandığı dönemde özellikle sosyal medyada büyük bir yankı uyandırarak geniş kitlelere ulaşan, tasavvufi ve romantik temalı şiirsel bir deneme kitabıdır. Eser, aşkı sadece dünyevi bir duygu olarak değil, ilahi aşka giden bir basamak ve edebi bir duruş olarak ele alır. Kitabın isminde geçen Elif harfi, İslam terminolojisinde ve tasavvufta hem alfabenin ilk harfi olması hem de dik duruşu sebebiyle doğruluğu, dürüstlüğü ve Allah’ın birliğini (Vahdet) simgeler. Hikmet Anıl Öztekin de bu eserinde, sevmeyi "Elif" gibi dosdoğru, eğilip bükülmeden, hesapsız ve sadakatle yaşamak olarak tanımlar. Kitap boyunca yer alan kısa denemeler ve şiirsel metinler; ayrılık, özlem, sabır ve tevekkül kavramları etrafında şekillenir. Yazar, yaşanan kalp kırıklıklarını ve aşk acılarını, insanı olgunlaştıran ve yaratıcıya yakınlaştıran manevi birer imtihan olarak yorumlar. Eserin dili oldukça yalın, akıcı ve okuyucunun kalbine doğrudan dokunmayı hedefleyen, aforizmalarla süslü bir yapıya sahiptir. Ağdalı bir edebiyat yerine, modern insanın yalnızlığına ve sevgi arayışına tasavvufun pencerelerinden naif, mistik cevaplar üretmeye çalışır. Elif Gibi Sevmek; aşkın hüzünlü ve sabır gerektiren yönünü manevi bir derinlikle hissetmek, edebiyatın dingin ve dert ortaklığı yapan tarzıyla buluşmak isteyen okurlar için popüler, samimi ve kendi döneminde iz bırakmış bir duygusal başucu kitabıdır.
Elif Gibi Sevmek 1Hikmet Anıl Öztekin · Hayy Kitap · 201715,2bin okunma
Kendini Kusursuz Sanmanın Büyük Yanılgısı
Puan vermedi·144 syf.··
2026 38. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 09:38
"İnsan Nasıl Kaybeder?" İnsan gerçekten ne zaman, nasıl kaybetmeye başlar? Çoğumuz kaybetmeyi bir başarısızlık, maddi bir düşüş ya da hayatta yanlış bir adım atmak olarak görürüz. Oysa Mesud Topal, İmam Gazali’nin o derin felsefesinden süzerek bize bambaşka bir gerçeği fısıldıyor. Kitap boyunca anlıyorsunuz ki insanın asıl büyük kaybı, dış dünyada değil, kendi içinde başlıyor. Üstelik insanı yoldan çıkaran şey basitçe hata yapmak da değil; yaptığı doğrudan o kadar emin olmak ki, bir süre sonra kendi kusursuzluk illüzyonuna aşık olmak. Kibrin ve "Emin Olmanın" Gizli Zehri…. İnsan ne zaman ki kendini başkalarından üstün görmeye başlıyor, ne zaman ki o gizli kibir kalbine sızıyor, işte o an fark etmeden kendi insanlığından eksiltmeye başlıyor. Kendi doğrusundan şüphe duymayacak kadar emin olan insan, aslında yanılma payını, yani insan olmanın en yalın gereğini kaybediyor. Kusursuz olduğuna inanan o dik duruş, zamanla etrafındaki insanları tepeden görmeye, onları acımasızca yargılamaya dönüşüyor. Kitap, tam da bu noktada durup kendimize bakmamızı istiyor: Başkalarını yargılarken kalbimizin ne kadar bozulduğunu fark ediyor muyuz? "İnsan Nasıl Kaybeder?", sadece teorik bir Gazali okuması değil, adeta bir içsel ayna. Gazali’nin bilginin ve aklın ötesine koyduğu o "kalp gözü" kavramı, günümüz dünyasının o koşturmacalı, benmerkezci yapısında unuttuğumuz bir şeyi hatırlatıyor: Tevazu ve esneklik. Hata yaptığında mahcup olabilen, "Acaba yanılıyor muyum?" diyebilen bir insan, vicdan kapısını her zaman açık tutar. İşte bu eser, o kapıyı açık tutmanın, her şartta insanlığın ortak paydasında ve o görünmez eşitlik çizgisinde kalabilmenin hayati önemini anlatıyor. Eğer siz de hayatın koşturmacası içinde durup ruhunuza, niyetlerinize ve insanlarla kurduğunuz bağların samimiyetine
İnsan Nasıl Kaybeder?İmam Gazali · Destek Yayınları · 2026240 okunma
Geleneksel Toplumda Dik Bir Duruş: Udi Romanı İncelemesi
Puan vermedi·112 syf.··
2026 3. kitabı
Şam'da seçkin bir aile ortamında büyüyen Bedia, çocukluğunun erken dönemlerinden itibaren müzik eğitimleri almış ve bu konuda olağanüstü yeteneklidir. İlk olarak kanun ve ardından keman çaldıktan sonra asıl tutkusu olan uttta ustalaşır. Genç bir kadın olduğunda büyük bir aşk evliliği yapar ve ilerleyen süreçte ağır imtihanlardan geçer. Dönemin kadınları yalnız ev içi rollerle sınırlayan anlayışa karşı, kadının iffetli bir şekilde sanatı ve eğitimiyle var olabileceğini savunur. Kendi ayakları üzerinde duran kadın ve erken dönem kadın hakları mücadelesine dikkat çeker. Dönemin okurları tarafından büyük ilgi görür. Fatma Aliye, eserini 1899 yılında, Osmanlı Devlet'inde Tanzimat ile başlayıp Meşrutiyet'e uzanan modernleşme ve yenilenme döneminde yazmıştır. İkdam Gazetesi'nde bölüm bölüm yayınlandıktan sonra kitap olarak basılmıştır. Eserin yazıldığı dönemde siyasi açıdan sıkı bir denetim ve sansürlenme olduğundan kaynaklı yazarlar daha çok ailevi konular işlemekteydi. O yıllarda Osmanlı'da geleneksel yaşam ile Batılı tarzda modern yaşamın çatıştığı geçiş dönemiydi. Bunu geçimini iffetiyle bilgisi ve eğitiminden kazanmaya çalışan Bedia ile gayrimüslim bir kadın olarak çalışma hayatındaki rahatlığıyla Naomi ve kızı Helula arasındaki fikir ayrılıklarından net bir şekilde görülmekte. Romanın son bölümünde Fatma Aliye kurguya kendisini de dahil eder. Bedia, İstanbul'da karşılaştığı Fatma Aliye'den kendi hayatını yazmasını ister. Fatma Aliye, eserin gerçek hayat hikayesinden esinlendiğini vurgulayarak inandırıcılığı artırır. Eserde sanatı kadınlar için sadece bir eğlence aracı olmaktan çıkarıp onu bir sığınağa ve mesleğe dönüştürür. Yazar Hakkında; Fatma Aliye Topuz { 22 Ekim 1862 - 13 Temmuz 1936 } Babası hukukçu ve tarihçi Ahmed Cevdet Paşa, annesi Adviye
UdiFatma Aliye Hanım · İş Bankası Kültür Yayınları · 20222,202 okunma
10/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
Uzun zamandır duygusal anlamda beni bu kadar çok etkileyen bir kitap olmamıştı. Kitapta hepimizin çok iyi bildiği ve anladığı bir konu işleniyor: Yalnızlık. Etrafındaki kişi sayısından bağımsız olan bu duygu, en çok da kalabalıklar içinde ‘tek başına’ hissettirdiğinde yıpratır insanı. Ve Şermin Yaşar da bunu çok güzel hissettirmiş, iki kadının hikayesiyle. Kitap, kendini yalnız ve kimsesiz hisseden bir anne ile terk edilmiş bir kadının hikâyesi üzerinden ilerliyor. Her iki kadının hissettikleri, düşündükleri kendi bakış açılarından, kendi ağızlarından verilmiş. Bence bu kitabı güçlendiren bir yazım tarzı olmuş, duyguların daha kolay benimsenmesini sağlamış. İki kadın da kendi açısından dik duruş sergilemeye çalışıyor, böylelikle yaralarını herkesten gizlemeye çalışıyorlar. Hani her şeyi, herkesi sessizce dinleyip kendileri konuşmakta güçlük çeken insanlar vardır ya, bu iki kadın tam da o insanlardan; anlayan ama anlaşılamayan, dinleyen ama konuşamayan… Selime Teyze kendisini yalnız, anlaşılamamış, fazlalıkmış gibi hisseden ve bu nedenle de evini terk eden bir anne. Ama sürekli gidip gelmeleri, kararsızlığı; aslında sadece kırgın olduğunu, “görülmek, duyulmak” istediğini gösteriyor. Hatta bunun için de çabalıyor ama sonunda önemsenmediğini fark ettikçe içine kapanıyor. Yalnızlığını bir tercih olarak görmeye çalışıyor. Onun anlattıklarını okurken öyle çok üzüldüm, öyle çok kırıldım ki… Anne olmanın ağırlığını iliklerime kadar hissettim. Bir annenin çocukları için yaptığı fedakarlıkları ve çocukların anneleri için yaptığı ihmalkarlığı görmek çok ağır geldi. Meltem… Annesini tanımayan, yaşıyor mu ölü mü onu bile bilmeyen, babasının ikinci evliliğinden sonra babaannesiyle yaşayan, “dışlanmış ve terk edilmiş” olmanın ağırlığı altında büyümüş küçük kız… Yaşadıkları ne kadar
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,9bin okunma