Polat Özlüoğlu’nun Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar’ı ilk bakışta 12 Eylül döneminin işkencelerini anlatan bir roman gibi görünse de, aslında çok daha geniş bir alana yayılıyor. Hafıza, unutma, utanç, fail, kurban, sanat, yayıncılık dünyası, queer kimlikler, dostluk, merhamet ve özgürleşme gibi pek çok temayı aynı potada eritmeye çalışıyor.
Romanın merkezinde Meşhur Kara var. Yetimhanede büyümüş, işkence görmüş, belleği parçalanmış bir kadın. Onun zihninde yaşayan “kızlar” yalnızca psikolojik bir bölünmenin göstergesi değil; kaybedilmiş çocuklukların, bastırılmış anıların ve hayatta kalmak için oluşturulmuş savunma mekanizmalarının da simgesi olarak okunabilir. Romanın eksi birinci bölümden başlaması da sanki bu eksilmişliğe işaret ediyor: Meşhur hayata sıfır noktasından değil, eksiden başlıyor.
Romanın en dikkat çekici yapısal tercihi ise “Külliyat” bölümleri. Bence esere seviye atlatmış bu bölümlerdeki zekice kurguyla. Başlangıçta farklı ülkelerden, farklı yazarlardan çevrilmiş gibi görünen işkence anlatılarının sonunda aslında Meşhur tarafından yazıldığını anlıyoruz( be öyle yorumladım) . Japonya’dan Finlandiya’ya uzanan bu metinler, işkencenin ve baskının yalnızca ülkemize özgü olmadığını, otoritenin olduğu her yerde benzer yaralar açtığını düşündürüyor. Burada ilginç olan, yazarların çoğunun bilinmemesi. Acı evrenselleşirken bireysel isimler siliniyor.
Romanın güçlü yanlarından biri, mağdur kadar faili de konuşturması. Ancak Cezmi’nin yıllar sonra “bize emredildiği için yaptık” savunması ikna edici olmaktan uzak kalıyor. Tam da burada romanın açtığı etik tartışma önem kazanıyor: Emir almak, vicdani sorumluluğu ortadan kaldırır mı? Benim okuma deneyimimde cevap hayır. Sistem suç üretse de birey kendi eylemlerinin ahlaki sorumluluğunu taşımaya devam eder,