Hükümetin kemalizme karşı vurduğu darbeleri görmeyenlere en hafif tabiriyle kör denebilir. Siyasi dengeyi gözetmek amacıyla göstermelik olarak yapılan kemalizm yanlısı uygulamalar üzerinden Erdoğan'ı neredeyse kemalist olmakla suçlayacaklar. Bu adamın Müslümanlar için yaptığının %1'ini ne tekfirciler yapabilir ne de başka bir popülist grup. Ben Erdoğan'ın Müslümanlar için yaptıklarından razıyım. Her uygulamasını doğru bulmamakla beraber bugün seçim olsa yine oyumu Erdoğan'dan yana kullanırım. Ülkemizde şuanda Müslümanlara bu kadar rahat konuşma ve bu kadar rahat bir şekilde kemalizm eleştirisi yapma kolaylığını sağlayan adamları hain olmakla suçlayanlar bana göre hainin kendisidir. Müslümanlar oy kullanamayacak, kemalistler chp yi iktidar yapacak sonra Müslümanlar adına o karanlık günler geri gelecek. Bir parça feraseti olan bir Müslüman oyunu Erdoğan'dan başkasına vermez. Yok israil'e şöyle ticari mallar gidiyor, anlaşmalar devam ediyor vs. vs.. Dünya finansının %90'ından fazlasını ellerinde bulunduran bu adamlara karşı atılacak her adım özenle ve dikkatle seçilmeli aksi halde Filistin'i kaybetmekle kalmayıp Filistin'i kurtaracak insanları da kaybedeceğiz. Her gecenin bir sabahı, her kışın bir baharı vardır.
1000Kitap
Ziya paşanın hatıraları Türk büyüğümüz Ziya paşa nush ile uslanmayanı etmeli tekdir tekdir ile uslanmayanın hakkı ise kötektir vecizesi ile bilinir Adanada hatırasını yaşatmak için ismi bir caddeye verilmiştir eşşek alim olmaz taş taşımakla tekkeye adam insan olmaz gitmek ile mekkeye diyen ziya paşa taşlama ve hicivleri ilede meşhurdur ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz diyen ziya paşa önce amel ister 1825-1880 yıllarında yaşayıp valilik müsteşarlıkta yapan devlet büyüğümüz tanzimat dönemi edebiyatçımız Ziya paşa bir gün Adanada valilik yaptığı yıllarda şöyle bir olaya denk gelir Yük taşıyan bir eşşeği görür onu dikkatle inceler sahibi tekkenin hocası alimidir bir kaç defada Mekkeye gidip Kâbeye yüz süren hocalardandır ancak hocanın amaç ve gayesi yükselebilmektir Eşşek yük taşır Hoca ise ilim yerine söz taşır ziya paşa ise böylelerine hiç tahammül edemez Mekkeye gidip Kâbeye yüz süren insanda edep haya ve iman bulunur o söz taşımaz gıybet etmez diyip Hocanın tekkesini basar zabit ağalar tutuklayın diyip inzibatlara emir verir ziya paşanın ilk icraatı nasihattır fakat halkı gaspeden alim olmaz Mekkeye varamaz ve ziya paşanın köteğinden kurtulamaz Ziya paşanın köteği İki şeyin hazmı güçtür; biri servet, diğeri ikbal. Mektupçu Agâh Ziya paşanın valilik yaptığı yıllardır ilk önce garip ve yalnız bir memur hayatı yaşasada o da basamak atlar yükselir zeval çağında kimse kapı zilini çalmasada şimdi o da şaşkındır dört bir yanı puşt zulası dost yüzlü dost gülücüklü insanlarla dolup taşar ona sebebini şöyle açıklar paşam zeval çağında insanın kapısını kimse çalmaz fakat iktidar olanın kapısından ise ayrılmazlar Ziya paşa ise şu cevabı verir İkbâlde iken insan, feleğin sillesi olacağını hatırdan çıkarmamalıdır ve kendisine daima hatırlatır ikbal bugün senin yarın
Edebiyat
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kitap Önerisi
Kitap’ta arada kalmışlık, sıkışmışlık, “tam olamama” duygusu hakim. Geçmişle gelecek, gelenek ile yenilik, Doğu ile Batı arasında, ya da iki ayrı yaşam arasında sıkışıp kalmışlık… Yaşamak eksiklik olarak görüldüğü için bu dünyada bütünlüğe ulaşmanın tek yolu ölümdür. Bir Nakkaş’ın bütünlüğe ulaşması için kör olması, görme kusurundan kurtulması neyse yaşayan bir insanın bütünlüğe ulaşması için ölmekten başka seçeneği yoktur. Kırmızı renginin seçilmesi de tesadüf değil, çünkü ölümü simgeliyor. Kitap, “Şimdi bir ölüyüm ben, bir ceset, bir kuyunun dibinde.” cümlesiyle başlıyor. Detaylı tasvirler ve uzun anlatımlar zorlayıcı ama hikayedeki merak öğesi insanın heyecanını korumaya yetiyor ve hızlıca bitirilmesine yardımcı oluyor. Farklı bir anlatım tekniği var. Her bölüm başka bir karakterin ağzından anlatılıyor, bazen iki karakter arasında yaşanan olay arka arkaya ikisinin gözünden de gösteriliyor. Bununla yetinmeyen Orhan Pamuk, bir atı, ağacı, parayı, kırmızı rengini, ölümü veya şeytanı da kitabında konuşturuyor. Bir mühendis yaklaşımıyla kurgulanmış hissi veriyor: “Sanata değil, matematiğe, zeka oyunlarına değer veren kalabalık bir mühendis ailesinde yetiştim…Mimarlık kitaplarını okuyarak (mimarlık eğitimi aldığım için, zevkle yaptığım bir şey), ocağın, kuyunun yerini, ikinci katın planını, odaların evin içinde yerleşimini de zevkle hayal ettim ve Şeküre’nin babası ve çocuklarıyla yaşadığı evin planını daha romanın başındayken dikkatle çizdim… Tarihi romanda birinci tekil şahıs doğrudan bir gerçeklik duygusu vererek, romancının okurda yaratmak istediği “orada, o mekanda, o günde” olduğu yanılsamasına yardım eder” diyerek açıklıyor bu seçimini… Alıntı Benim Adım Kırmızı
İslamiyet Öncesi Türklerde Ölü Gömme Adetleri
Eski Türklerde cennet, cehennem veya mahşer günü gibi kavramlar yoktu. Öldüklerinde cennet veya cehennem kavramlarını kullanmazlar, göğe yükselme kavramını kullanırlardı. Dolayısıyla defin törenlerinde buna yönelik bir hazırlık gerçekleşmezdi. Yapılan tek hazırlık ölüyü bu dünyada olduğu gibi diğer dünyaya hazırlamaktı. Sonradan yabancı dinlerin etkileriyle bu kavramlar ortaya çıkmaya başlamıştı.Eski Türklerde defin işlemi her zaman yapılmaz, yılın belli dönemlerinde gerçekleşirdi. İlkbaharda ölenleri sonbaharda, kışın ölenleri ise ilkbaharda defnederlerdi. Ölüm ve defin arasındaki zaman içerisinde çoğunlukla defin merasimine yönelik hazırlıklar yapılırdı. Kazılardan çıkan buluntular sayesinde elde edilen bilgiler, Türklerde mumyalama işleminin yapıldığına işaret ediyor. Mumyalama işlemi ölüm ve defin arasındaki sürede cesedin bozulmaması için yapılırdı. Bu işlemin dini bir nedeni bulunmamaktaydı.Gömme işlemi gerçekleşmeden önce ölü kimi zaman bir çadır içine koyulurdu. Ölen kişinin ruhunu teskin etmek amacıyla ilk olarak kurbanlar kesilir ve çadırın önüne bırakılırdı. Ölünün akrabaları çadırın önünde yüzlerini keserek ağlarlardı. Eski Türkler, ölünün ardından duydukları acıyı göstermek için yüzlerini keserek yaralarlardı. Herodot, İskitlerde yüz kesme adediyle birlikte kulak memesinin de kesildiğinden bahseder. Ayrıca saç ve sakal kesme gelenekleri de oldukça yaygındı. Buna yönelik örneklere Noin Ula ve Pazırık Kurganlarında rastlanıyor. Ölen kişinin eşinin ve çocuklarının saçları örülür, ardından kesilir ve mezarın içerisine bırakılırdı. Romalı tarihçi Jordanes’in, Avrupa Hun hükümdarı Atilla’nın ölümünden sonra düzenlenen merasime yönelik verdiği bilgiler içerisinde saç kesme ve yüz yaralama adetleri de vardı.Mezar yerlerinin seçilmesi konusunda eski Türk
Giovanni Scognamillo (Jean Gennaro) Türk Sinema Tarihi * ÖNSÖZ, Giovanni Scognamillo (Jean Gennaro) * Bir tarih kitabını yazmak -ister bir çağın, bir ulusun ister bir sanatın tarihi olsun- sadece o çağın, ulusun ya da sanatın önde gelen, değer taşıyan, örnek teşkil eden olaylar, kişiler ve yapıtlarını sıralamaktan ibaret değildir. Tarih, en geniş anlamıyla, çok daha karmaşık ve çoğunlukla da ''örnek'' teşkil etmekten uzak bir süreçtir. Tarih, belirli bir çağ, ulus ya da sanatın, belirli bir buluş ya da aracın tüm aşamalarını izleyen, yeniden yaşatan, olumlunun yanına olumsuzu, başarılının yanına başarısızı koyan, iyiyi ve kötüyü, doğruyu ve yanlışı bir araya getiren ve sadece bütün bu değişik ve çeşitli unsurların toplamından bir sonuç çıkarma sürecidir. * Tarihçi bir eleştirmen değildir, olmamalıdır. Tarihçi belgeleri toplayıp sıralayan, karşılaştırıp derleyen, değerlendirip yorumlayan kişidir. Asıl amacı bir durumun ''nasıl olması gerektiğini'' belirtmek değil, ''nasıl ve neden olduğunu'' açıklamaktır. Amacı ve görevi yargı vermek değil, belgeler, yapıtlar ve somut malzemelere dayanarak gerçekleri ortaya koyup bir dönemi aydınlatmaktır. * Herhangi bir şeyin tarihi gibi, ''Türk Sinema Tarihi''ni yazmak da hiç kolay bir uğraş değildir. Bunu en baştan belirtmemizin amacı, ileriki bölümlerde -hiç kuşkusuz- rastlanılacak eksiklik, aksaklık, hatta yanlışlıkları bağışlatmak değildir. * Nijat Özön'nün tüm araştırmalarına rağmen Türk sinemasının ilk yılları kesin olarak ortaya koyulamamıştır. Üzülerek belirtmeliyim ki sinema tarihi konusundaki çalışmalar, Türk sinemasının kaynaklarını ve ilk belgelerini koruma çabaları oldukça geç bir tarihte başlamıştır. Türkiye'de sinema konusunda yapılan tarihsel araştırmalar, çoğu kez kaynak ve belge açısından çeşitli zorluklarla karşılaşır. Nijat Özön'ün uzun ve kişisel bir çabanın ürünü olan
Türk Sinema Tarihi
Liyakatsızlığın Gölgesindeki Türkiye
Millet olarak birçok şeyi düzene sokmak için her gün birbirimize söz verip adım atıyoruz. Yine millet olarak bunu ertesi gün unutuyoruz. Geçmişin sorunlarını geleceğe erteliyor, böylece aynı döngüyü tekrar ediyoruz. Hiçbir şeyi oldurtamıyor ve sürekli yerimizde sayıyoruz. Belki de sözlerimizi oldurtmak için en önemli hususlardan biri olan liyakat kavramını daha çok ele almalıyız. Bana kalırsa bu ülkede çözülmesi zor ama en önemli meselelerden biri liyakat. Çünkü sorunlarımızı liyakatli bir toplumda çok daha hızlı ve etkili çözebiliriz. Deprem ve yangınlara daha sağlam önlemler alabilir, ekonomiyi daha refah bir seviyeye çıkarabiliriz. Eğitimi daha iyi bir seviyeye ulaştırabilir, hayvanları korumada daha etkili olabiliriz. Hepsinin önünde adaleti daha iyi sağlayabiliriz. Bolu'da yaşanan yangın felaketinde hayatını kaybetmiş olan Dr. Nedim Türkmen 2020'de liyakatsizlikten şu şekilde bahsetmiştir: "Otel sahibi Turizm Bakanı, hastane sahibi Sağlık Bakanı, özel okul sahibi Milli Eğitim Bakanı yapıldı. Devleti hiç tanımayan ve atandıkları bakanlıklarla ilgili Türkiye’de neyi ne kadar bildiklerinden emin olamadığımız birçok kişi bakanlık görevine getirildi. Bürokraside dikkate alınmayan liyakat, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin iyi işlemesi için çok dikkatli seçilmesi gereken bakanların seçiminde de dikkate alınmayınca çok güçlü bir başkan çok zayıf bir Bakanlar Kurulu ve zayıf bürokrasi, ‘devletin sorunlarını çözme yeteneğinin ortadan kalkmasına’ ve henüz 2 yılını bile doldurmamış başkanlık sisteminin şiddetli bir şekilde tartışılmasına zemin hazırladı. Bürokraside liyakate dikkat etmezseniz Aralık 2019’da çıkan ve hemen uygulamaya başlanan vergi kanunlarını uygulama genel tebliğlerini Mayıs 2020 sonunda yayımlarsınız. Yine bakan seçiminde liyakata dikkat etmezseniz,
Heda