Eski Türklerde cennet, cehennem veya mahşer günü gibi kavramlar yoktu. Öldüklerinde cennet veya cehennem kavramlarını kullanmazlar, göğe yükselme kavramını kullanırlardı. Dolayısıyla defin törenlerinde buna yönelik bir hazırlık gerçekleşmezdi. Yapılan tek hazırlık ölüyü bu dünyada olduğu gibi diğer dünyaya hazırlamaktı. Sonradan yabancı dinlerin etkileriyle bu kavramlar ortaya çıkmaya başlamıştı.Eski Türklerde defin işlemi her zaman yapılmaz, yılın belli dönemlerinde gerçekleşirdi. İlkbaharda ölenleri sonbaharda, kışın ölenleri ise ilkbaharda defnederlerdi. Ölüm ve defin arasındaki zaman içerisinde çoğunlukla defin merasimine yönelik hazırlıklar yapılırdı. Kazılardan çıkan buluntular sayesinde elde edilen bilgiler, Türklerde mumyalama işleminin yapıldığına işaret ediyor. Mumyalama işlemi ölüm ve defin arasındaki sürede cesedin bozulmaması için yapılırdı. Bu işlemin dini bir nedeni bulunmamaktaydı.Gömme işlemi gerçekleşmeden önce ölü kimi zaman bir çadır içine koyulurdu. Ölen kişinin ruhunu teskin etmek amacıyla ilk olarak kurbanlar kesilir ve çadırın önüne bırakılırdı. Ölünün akrabaları çadırın önünde yüzlerini keserek ağlarlardı. Eski Türkler, ölünün ardından duydukları acıyı göstermek için yüzlerini keserek yaralarlardı. Herodot, İskitlerde yüz kesme adediyle birlikte kulak memesinin de kesildiğinden bahseder. Ayrıca saç ve sakal kesme gelenekleri de oldukça yaygındı. Buna yönelik örneklere Noin Ula ve Pazırık Kurganlarında rastlanıyor. Ölen kişinin eşinin ve çocuklarının saçları örülür, ardından kesilir ve mezarın içerisine bırakılırdı. Romalı tarihçi Jordanes’in, Avrupa Hun hükümdarı Atilla’nın ölümünden sonra düzenlenen merasime yönelik verdiği bilgiler içerisinde saç kesme ve yüz yaralama adetleri de vardı.Mezar yerlerinin seçilmesi konusunda eski Türk