Mutluluk kendiliğinden ortaya çıkmalıdır ve aynısı başarı için de geçerlidir; onu önemsemeyerek ortaya çıkmasına izin vermelisiniz. Vicdanınızın size dikte ettiğini dinlemenizi ve bunu bilginizi en yüksek seviyede kullanarak takip etmenizi istiyorum.
Sayfa 14·Kitabı okuyor
Alıntı
Günümüzde artık kimse bireysel deneyimler yaşamıyor; herkes kocaman bir duygu ekosisteminin içinde 'nasıl hissetmesi gerektiğini' bulmaya çalışıyor. İnsana sadece nasıl hayat yaşaması gerektiği dikte edilmiyor, nasıl hissetmesi gerektiği de öğretiliyor. Duygular Kaiten-zushi'de ( döner bantlı suşi restoranı) olduğu gibi hazır bir şekilde önümüzden geçiyor ve biz, bize uygun olanı seçiyoruz.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Otizmli çocuklar; terapist, öğretmen ya da ebeveynin öğretme beklentilerinin ön planda olmadığı keyifli etkileşimler aracılığıyla en iyi öğrenmeleri gerçekleştirirler. Çocuğa bir hedefle yaklaştığımızda onunla aramızdaki ilişki bozulmaya başlar. Kendisine bir şey dikte edildiğini, bir şeylere zorlandığını hisseden çocuk etkileşimden uzaklaşır. Çocuklarla çalışırken olası hedefleri sürecin önüne geçirmemeliyiz. Süreci yani etkileşimi bozmadan çocuklarla çalışmayı öğrenebilmeliyiz. Çalıştığımız çocukların gelişimsel problemlerini unutup onların önce sadece çocuk olduğunu anlamalıyız.
Sayfa 30·Kitabı okuyor
1000Kitap
“Çocuğunuz daha iyi bir hikaye bulduğunda, bunun iyice oturması için tekrarlamaya çalışın. Ancak çözüm, nihayetinde çocuğun kendisinden gelmelidir. Bu, gerçek bir özgüven yaratır, çünkü çocuklar kendi duygusal tepkilerinin ustası olurlar. Nasıl hissedeceklerini ve nasıl davranacaklarını onlara dikte etmemek gerekir.”
Sayfa 86·Kitabı okudu
Alıntı
Paranın yaygınlaşmasının dikte ettiği bu onur kumarında başarılı olan zenginler hemen çizgiyi çekmeliydi. Kendi kızları ve kadınları bir meta olarak alınıp satılamazdı. Peki ama bunu tüm dünyaya nasıl ilan edeceklerdi? Onları eve kapatarak, dışarı çıktıklarında da örtünmelerini sağlayarak. Belki bugün bize saçma gelecek ama ilk kez Bronz Çağı'nın sonlarına doğru (MÖ 1200) karşımıza çıkan kadınların bu izolasyonunu, o günün mantığı içinde onları korumak için yapılmış bir şey olarak görmek gerek. Zaten bunun ilk gerçekleştiği Asur'daki yasalara göre, cezalandırılması gereken kafasını açan "iffetli" kadınlar değil, örtünün "namuslu" gözükme derdine düşen "iffetsiz"ler ve kölelerdi. İlki zaten pek olası bir durum da değildi; öyle ya, hangi aklı başında kadın örtüsüz dışarı çıkıp fahişe gibi dolaşmayı göze alırdı ki?
Biz geçmişte kadına verdiğimiz değerle övünüyor, değer vermediğimiz dönemleri yalanlıyoruz. Ve ne yazık ki her geçen gün çağdan da imtiyazdan da uzaklaşıyoruz. Haksızlıklara karşı verdiğimiz mücadele iki sosyal medya paylaşımıyla iç rahatlatmaktan ibaret kalırsa yetmez. Film ve dizilerde kadınları aşağılayan senaryoları, fitne, fesat, çirkeflik yapan, para ve her türlü entrika peşinde koşan, birbirinin kuyusunu kazanan kadınları topluma dikte eden, yeni nesile kötü örnek olan bu kurguları ve yarattıkları kadın karakterleri sessiz, normalmiş gibi izlemekte olmaz arkadaşlar. Bana dokunmayan yılan bin yaşasınla bu çark değişmez. Bugün ona, yarın sana, bana görmezden gelirsek gelecekte bizi de görmezden gelirler. Susmayı hanımlık, gizlemeyi iffet, korkmayı nezaket saydıkça hak da kaybedilir güç de haliyle saygıda…
Sayfa 74·Kitabı okudu