Durmaksızın özlüyorum onu biliyor musun? Yataktan kalktığımda, yatağa yatarken, rüya görürken ve tüm gün boyunca, adeta onu durmaksızın beraberimde götürüyormuşum gibi, sanki onu kendime, bedenime katmışım gibi.
Kendi yetersizlikleri nedeniyle reddedici ya da aşırı koruyucu tutumlar gösteren anne babaların çocukları, kendilerine ayrı bir varlık olarak değer verilmediğinden kişiliklerini bütünleştiremezler. Yetişkinliğe ulaştıklarında da çocukken doyurulmamış ihtiyaçlarını diğer insanlardan karşılayabilmek için umutsuzca çabalarlar.
“Hüzün, insanı sevince hazırlar. Böyle okuyunca hüzünlü bir “gecikmenin” iyileştiren yanları da açığa çıkıyor. Hüznün yarattığı uzaklaşma insanın başını kaldırmasına, düşüncelerini, ilişkilerini özenle seçmesine neden olur. Hüzün bir geri çekilme sanatıdır. Hüzünde zaman kaybedilmez ama sanki parça parça yamanır. Hüzünlendiğimiz zaman yine de burada kalarak şimdiden uzaklaşırız, kendimizden geçmeksizin başka yerde oluruz. Hüznün kapalı kapıları başka kapıları açar. Hüzün kendimizle vakit geçirmeye davet eder.”
Bazen Füsun ona yıllar önce getirdiğim bir iğneyi takardı. Bazen televizyonun gösterdiği şeyden bambaşka bir şey anlattığını sanmaya başlardım. Bazen Füsun televizyondaki bir tiyatrocu, bir edebiyatçı ya da profesör hakkında bana bir soru sorardı. Bazen sofradaki kirli tabakları mutfağa ben de taşırdım. Bazen hepimizin ağzı yemekle dolu olduğu için sofrada bir sessizlik olurdu. Bazen önce birimiz esner, onu görür ve diğerleri de esnemeye başlar ve bunu fark edince bu konuyu konuşur, gülüşürdük.