“Yaşlandıkça aksileşen insanlar vardır hani. Bir de bakar ki yaşamında kendisi yok, içi bunu hisseder. Ona kızar, buna kızar ama aslında neye öfkelendiğini kendisi de bilmez. Avuçlarının arasından yaşanmadan akıp gitmiş, anlamsız, boş bir ömür… İşte, öfkenin kaynağı budur. Bazıları da vardır ki yaşlandıkça daha saygı uyandırır insanda. Öyle keyiflidirler ki… Onların da içi bilir; doya doya yaşanmış, anlamlı bir ömür sürmüşlerdir. Özellikle çocuklara ve gençlere karşı dikkat çekici bir hoşgörü ve sevgi beslerler.”
Yalnızlıkta ses olsun diye açılan, bir başkası gelince hemen kapatılan televizyon gibi hissediyorum bazen kendimi . Kimsenin hayatına dahil olamıyor, yaşananları kenardan izliyorum sadece.
Hayatlarının belli bir döneminde, kendi zihinlerinde ulaştıkları belli sonuçlara hangi adımları atarak vardıklarını anlatmaktan zevk almayan kişi pek yoktur.
Günün ilk ışıdığı saatlerde eski binamızın tüm pis panjurlarını kapatırdık; sadece en solgun, en cılız ışığı yayan, keskin kokulu bir çift ince mum yakardık. Böylece, bunların yardımıyla ruhlarımızı hayallerle meşgul eder; okur, yazar veya sohbet ederdik. Ta ki gerçek karanlığın geliş saati bizi uyarana kadar. Ardından kol kola sokaklara fırlardık, günün ana konularından söz etmeyi sürdürürdük veya geç bir saate dek dolaşıp dururduk. Şehrin kalabalığının vahşi aydınlık ve karanlıklarında sessiz gözlemin bize vereceği sonsuz zihinsel heyecanı arardık.
Güzelliğin geçici olmadığını senden öğrendim
Emeğin aşktan büyük bir hazine olduğunu senden
Zaman, kâküllerinden doğar topuklarından batardı
Al yeşil soluğum, yarasına döndüğüm, sözümün sahibi
Sevmenin, dünyayı sevmek olduğunu senden öğrendim.