“Yalnızca seninle konuşmak istiyorum. Sana ilk defa her şeyi söylemek istiyorum; bütün hayatımı bilmelisin, o hayat ki, hep senindi ve sen onu asla bilmedin.„
“Şimdi artık benim için yalnız sen varsın dünyada, yalnızca sen, benimle ilgili hiçbir şey bilmeyen sen, bu arada hiçbir şeyden haberi olmayanı oynayan veya her şeyi ve herkesi alaya alan sen. Evet, yalnızca sen, beni asla tanımamış olan ve hep sevdiğim sen.„
Olay 1950'lerde edebiyat öğrencisi Esther Greenwood'un başından geçiyor. Kitabın yarısına kadar her şey bir gençlik romanı, eğlenceden ibaret gibi görünse de kitabın diğer yarısında karakterin yaşadığı depresyon ve bunun sonuçları yüzünüze çarpıyor. Plath'in yaşadığı bunalımın bir kısmını bu kitapta görebilmemize rağmen bu depresyon hali ve psikolojik tahlil çok yüzeysel anlatılmış. Sonu tam bağlanmamış. Lakin yine de kaleminin güçlü olduğu su götürmez bir gerçek. Özellikle "sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkanıp kalan insan için dünyanın kendisi kötü bir düştür." sözü ve "incir ağacı" benzetmeleri Plath hakkında pek çok bilgiyi bize veriyor ve etkileyici bir dille bize aktarılıyor. Okurken kendinizden bir şeyler bulabilirsiniz veya yüzeysel bulup beğenmeyebilirsiniz. Eğer Esther gibi bunalımla yüzleşen, savaşan biriyseniz (özellikle sırça fanus ve incir ağacı benzetmelerinde) kim bilir belki benim gibi bu kitapta kendinizi görürsünüz.