Puan vermedi·254 syf.··
2026 51. kitabı
insanın başka bir insanın varlığıyla geçirdiği içsel dönüşümün hikâyesi oluyor. Kitap yüzeyde bir adam ile bir kadının yakınlaşmasını anlatıyor gibi görünse de, derinlere inildiğinde aslında bir ilişkinin nasıl başladığından çok, bir insanın başka bir insanı hayatına aldıktan sonra kendi içinde nelerin değiştiğini anlatıyor. Romanın merkezinde Adam ve Kadın var; fakat yazar onları yalnızca karakter olarak bırakmıyor. Bir noktadan sonra onlar Oasis ve Lapis'e dönüşüyorlar. Su ve taş, hareket ve durağanlık, sıcaklık ve soğukluk gibi birbirine zıt görünen unsurların bir araya gelişini izliyoruz. Bu yüzden kitap boyunca gezegenler, frekanslar, yörüngeler, titreşimler ve döngüler üzerinden kurulan anlatım aslında bilimkurgu yapmak için değil; iki insanın birbirine yaklaşırken yaşadığı ruhsal süreci görünür kılmak için kullanılıyor. Olay örgüsünün derinine indiğimizde, kitabın temel çatışmasının "birbirlerini sevip sevmeyecekleri" olmadığını görüyoruz. Asıl çatışma, Adam'ın kendi içinde yaşadığı dönüşüm. Başlangıçta hayatını belirli kurallar içinde yaşayan, duygularını kontrol altında tuttuğunu düşünen bir insan varken; zamanla Kadın'ın varlığı onun zihninde, düşüncelerinde ve günlük yaşamında beklediğinden çok daha büyük bir yer kaplamaya başlıyor. Bir mesaj, bir kelime, bir yanlış anlaşılma, bir özür, bir bakış ya da geçmişe ait bir anı bile Adam'ın içinde büyük dalgalanmalar yaratıyor. İşte kitap tam da bu noktada ilginçleşiyor. Çünkü yazar, aşkı dışarıda yaşanan bir olay gibi değil, insanın içinde gerçekleşen bir deprem gibi anlatıyor. Adam artık yalnızca Kadın'ı düşünmüyor; Kadın onun zihninin bir parçasına dönüşüyor. Çocukluk anılarında, yürüdüğü sokaklarda, okuduğu kitaplarda, duyduğu seslerde, hatta kendi benliğini sorguladığı anlarda bile Kadın'ın izi bulunuyor. Bu
PetrikorJonah Axon · Limera Yayınları · 202676 okunma
Ben yazayım da nasılsa okunur kitabı #2
4/10
·336 syf.··
2026 18. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 00:00
İncelememe başlarken sevgili Jack London bir yerlerden bunları okuyabiliyorsan bu zamana dek Martin Eden için yaptığım kötü yorumlardan dolayı senden çok özür dilemek istiyorum. 2025 BOOKER ÖDÜLÜ KAZANANI olduğu için çok merak etmiştim ama ödül jürisi/jürileri artık aklımızla alay etmekten hoşlanıyor sanırım bu kanaate vardım. Sırf ödül aldığı için kral çıplak demekten çekinip bir yere yamamaya çalışsın okurlar biz de bu çabalarını izleyip kıs kıs gülelim pisliği yapıyorlar. (Yemin edebilirim ama ispatlayamam). Macaristan'da Istvan diye bir çocuk var 15 yaşında, annesinin 42 yaşındaki arkadaşıyla ilişki yaşamaya başlıyor ve kitap bu minvalde ilerliyor. Zengin kız fakir oğlan hikayesi ama çokca gereksiz cinsellik barındıran versiyonu. Gereksiz cinsellikle kastettiğim şey hikayeye, karakter gelişimine hiçbir katkısı olmayan p*rnografik anlatı. Booker almasa işte Grinin Elli Tonu 'nunun laciverdi ama booker alınca "karanlık hikaye", "varoluşsal felsefe", vb vb etiketlerle oldurma uğraşı veriliyor. (Hatta 50ton'da bu kitaptan daha fazla duygu vardır.).. Sonrasında da hayatını bir "gold diger" olarak devam ettiriyor ve ne hikmetse hep evli kadınlar bu karaktere aşık oluyorlar bu da şaşırıyor ama kendisi öyle hissetmediğini düşünüyor ama yine de yasak ilişkiyi sürdürüyor. İncelemelerin çoğunda Martin Eden ile özdeşleştirilmiş kitap ama Martin Eden'da iyi kötü geçen bir duygu var okura bu kitapta bir sürü yapay diyaloğa maruz kalıyorsunuz. Ortalara doğru biraz Buddenbrooklar havası aldım kitaptan ama bu kitap hiç bir türlü olmamış. Benim için aşırı hayal kırıklığı oldu.
BedenDavid Szalay · İthaki Yayınları · 2026317 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
10/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
#kendimdenözürdilerim "Hepimiz zaman zaman karanlık renkler seçiyoruz. Yoruluyor, eksiliyor. vazgeçmeyi düşünüyoruz. Ama her sabah önümüze bırakılan o boş tuval, hâla söz hakkımız olduğunu hatırlatıyor. Fırça elimizdeyse, hikâye bitmiş değildir. " Merhaba kitap severler bugün size Semra 'un tavsiyesi üzerine okuduğum, Miraç Çağrı Aktaş 'nın kaleminden çıkan ve okurken kendinizden parçalar bulabileceğiniz bir eser ile geldim. Kitabımız, belki de hayatımda ilk kez, özür dilemen gereken kişi başkası değil.. sözü ile başlamakta ve bu çerçeve de ilerleyerek bilsek bile farkındalığını yaşamamıza neden olacak düşüncelerle devam ediyor. Dünya telaşı, çevre karmaşası, gelecek kaygısı, geçmişin keşkeleri derken insan kendini bir çok noktada kaybediyor, yeri geliyor kendimizle mücadele ediyoruz, en çok kendimizi eleştiriyor en çok kendimize sert davranıyoruz. Oysa ki en çok kendimize ihtiyacımız var, kendimizi onaylamaya, kabul etmeye ve değer vermeye ihtiyacımız var. Yazar farklı noktalardan, çeşitli olaylardan yola çıkarak ulaşmamız gereken nihai sonucun kendimizden özür dilemek olduğunu anlatmış. Kalemine bayıldım ben, kitabı okurken mutfakta veya balkonda kahve eşliğinde edilen sohbetlerin verdiği keyfi aldım. Bazen bu sohbetlerde üzücü, kırıcı noktalar olsa da aydınlanma yaşarız, iyi gelir ya öyle bir eser oldu benim için. Kitap 'en büyük ihmal ben' ile başlayıp kendimden özür dilerim diyerek bitiyor. Arada birbirinden anlamlı içerikler farklı başlıklarda toplanmış. Farklı kitaplardan, yazarlardan, bilinen insanlardan veya olaylardan alıntılar verilerek hisler açıklanmış. En sevdiğim yanı ise tüm her şeyin Allah'a teslim olmakla, dua ile vurgunlanmasıydı. Okurken beni en çok etkileyen kısımlar; duaların kabulü samimiyetin kadar yakındır sana, kişisel
Kendimden Özür DilerimMiraç Çağrı Aktaş · İndigo Kitap · 2026215 okunma
Güven bir kez yıkıldı mı bir daha eskisi gibi olmaz
9/10
·576 syf.··
2026 12. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 03:38
Kitap bir nevi bana tanıdık geldi. Hayatın gerçeği… Bir erkeğin daha ne kadar alçalabileceğini bilmiyorum. Gerçekten sevdiğin birinin canını bu kadar yakmaya değer mi gerçekten? İşin sonunu bilmeden masum biriyle böyle oynamak, onarılamıyacak bir hasar bırakır. Birinin duygularıyla oynamak diğer bütün işkencelerden,cezalardan daha kötüdür. Eğer bir insanı maffetmek istiyorsan duygularını hedef alacaksın. Burda da öyle olmuş. Hardin gibi erkekler maalesef hayatımızda çok fazla var. Duygularıyla oynadıktan sonra özür dilemek bu kadar kolay mı? O güven bir kez yıkıldı mı bir daha asla eskisi gibi olmaz… bundan daha kötü bir acı yok. Bu kitap da olanlar aslında hayatımızda olanların bir nevi yansıması…
AfterAnna Todd · Pegasus Yayınevi · 20191,893 okunma
İnsan görünümlü şeytanlar :(
10/10
·228 syf.··
Beğendi
·
2026 73. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 21:06
Düz Dünyacılar, Sezgin Kaymaz’ın yine alışılan anlatı sınırlarını zorladığı, tasavvufi düşünceyi kara mizahla ve sert toplumsal eleştiriyle iç içe geçirdiği oldukça sarsıcı bir kitaptı bence. Daha ilk sayfalardan itibaren ölüm, berzah, melekler ve “Düz Dünyacılar” üzerinden kurulan metafizik dünya okuru gerçeklikle hayal arasında gidip gelen bir anlatının içine çekiyor. Kitap boyunca “varlık hakkı” kavramı özellikle dikkat çekiyor. İnsan, hayvan, doğa ayrımı yapmadan her canlının eşit bir varoluş hakkına sahip olduğu fikri romanın merkezine yerleştirilmiş. İşte tam bu noktada romandaki köpeklere yapılan zulüm meselesi de yalnızca bir yan detay olmaktan çıkıyor; yazar bunu insanın kibriyle, güç gösterisiyle ve vicdansızlığıyla ilişkilendiriyor. Kitap, hayvanlara uygulanan şiddeti sıradan bir olay gibi göstermiyor; aksine bunun insanın manevi çürümesinin bir sonucu olduğunu hissettiriyor. Özellikle sokak hayvanlarına yönelik hoyratlığın toplumun genel merhamet duygusunu nasıl aşındırdığı romanın her noktasında sürekli dolaşan bir huzursuzluk yaratıyor. Sezgin Kaymaz’ın anlatım tekniği ise yine oldukça özgün. Bir anda çok ciddi bir metafizik tartışmanın ortasında bulurken kendini, birkaç satır sonra absürt bir mizahla karşılaşıyorsun. Meleklerin konuşmaları, gündelik dilin rahatlığıyla aktarılırken aynı zamanda kadim bir anlatı hissi yaratıyor. Bu yüzden roman ne tamamen fantastik ne de tamamen toplumsal gerçekçi bir yerde duruyor; ikisinin arasında kendine özgü bir alan yaratıyor. Özellikle anlatıcının sürekli okurla konuşur gibi ilerlemesi, hikâyeyi yaşayan bir şeye dönüştürüyor. Romanın en etkileyici taraflarından biri de insan merkezci bakışı kesinlikle kırmaya çalışması. Yazar, sadece insanların değil tüm canlıların dünyadaki yerini sorgulatıyor. Bu yüzden
Düz DünyacılarSezgin Kaymaz · İletişim Yayınları · 2023798 okunma
Lütfen bu kitabı yayından kaldırın.
Ben pes ediyorummm Öncelikle, bu kitabın basımında tüketilen kağıt, emek ve zamandan içtenlikle özür dilemek istiyorum. Çünkü ortaya çıkan şey; derinlikten, anlatı disiplininden ve edebi kaygıdan fazlasıyla uzak. Kullanılan sayfa sayısı gereksiz, karakterler yüzeysel, diyaloglar ise yalnızca boşluğu doldurmak için yazılmış hissi veriyor. Yazı dili son derece zayıf; üslup dağınık, anlatım ise özensiz. Samimi bir ricam var: Lütfen bu kitabı yayından kaldırın. Abarttığımı düşünebilirsiniz fakat gerçekten değil. “Gerilim” etiketiyle sunulan bu metinde ne güçlü bir atmosfer var ne de okuru sürükleyen bir olay örgüsü. Karakterlerin iç dünyaları o kadar sığ ele alınmış ki, yer yer ilkokul kompozisyonlarını andırıyor: “Ne olmak istiyorsun?”, “Ailen ne iş yapıyor?”, “Ne oldun?” gibi yüzeysellikten öteye geçemeyen diyaloglar… Okurken sürekli kendime aynı soruyu sordum: “Ben bu kitabı neden okuyorum?” Ve ne yazık ki hiçbir cevap bulamadım. Betimleme yok denecek kadar az. Kurgu gelişigüzel ilerliyor; sanki yazar aklına gelen her şeyi herhangi bir estetik süzgeçten geçirmeden peş peşe sıralamış. Karakter çözümlemeleri yok, düşünsel bir derinlik yok, felsefî bir alt metin yok. Kelime dağarcığı son derece sınırlı. Dolayısıyla insan ister istemez şu soruyu soruyor: Bu kitabı değerli kılan şey tam olarak ne? Bir de buna 450 TL verdiğimi düşününce hayal kırıklığım daha da büyüyor. Hatta bir noktada sorunun bende olduğunu düşündüm; gidip yorumları okudum. Fakat karşıma çıkan yorumların çoğu “yazlıkta okunur”, “çerezlik kitap” seviyesindeydi. Oysa mesele tam da bu: Edebiyat yalnızca vakit geçirmek için mi vardır? Kitabı bitiren okuyuculara ayrıca saygı duyuyorum; ciddi bir zaman ve sabır harcamışlar. Fakat dürüst olmak gerekirse, bu kitap o emeği ve zamanı hak etmiyor.
İçimizden BiriLucy Clarke · Olimpos Yayınları · 2023443 okunma