boykut yapmak için en önemli sebeblerden 1 tanesi
6- Yeryüzünde Peygamber Efendimize en çok kin besleyen halk, Yahudilerdir. Nitekim kinleri, neredeyse yeryüzünü kaplayacak. 1957 senesinde Fransızca olarak Paris'te bası-lan Zohar kitabının 2. Cildinin 88. Sayfasında şu bilgiler yer almaktadır: "Ey İsrailoğulları! Ne yaparsak yapalım, derisini soyup pislik atıklarıyla dolu bir tencerede kayпа-tıp çürük kemiklerini çılgın köpeklere atsak da Muham-med'e hak ettiği cezayı veremeyiz. O, bundan daha beteri-ni hak etmektedir. Çünkü İsrailoğullarına ihanet etmiştir, içimizde en hayırlı olanlarımızı ve dostlarımızı yalanlarına inanmaya çağıyor. Dünyada en çok arzuladığımız şeylerin üzerine konuyor. Bundan ötürü Cumartesi günleri yapu-ğımız mübarek ibadetlerde ona lanet okumanız gerekir. Gideceği yer Cehennem çukuru olsun, orası ne kadar da kötü bir yerdir." Bu cümleler, bizzat Yahudilerin ağzından çıkmış cümlelerdir. Bundan ötürü Siyonistlerle olan sava-şımızın inanç savaşı olduğu unutulmamalıdır. Bir tarafta Allah'ın insanlık için seçtiği en son din, diğer tarafta insan-ların elleriyle yazılmış, sonradan tahrif edilmiş batıl din... Yahudilerle olan savaşımız, iman ve küfür savaşıdır. Bu, Allah'ın dostları ve şeytanın dostları arasında olan bir sa-vaştır...
Sayfa 162·Kitabı okudu
4 grup insanın 4 gruba örnek gösterilmesi
Hadis-i Şerif'te zikrolunduğuna göre, dört grup insan, dört grup insana örnek gösterilip şahit getirilecektir: 1) Zengin olup malına haris olanlar kıyamet günü çağrılırlar. "Sizi, Cenab-ı Hakk'ın ibadetinden alıkoyan sebep ne idi?" Onlar da derler ki: "Allah (C.C.) bize mal, mülk ve hırs verdi. Onlar bizi hakkıyla ibadetten alıkoydular." Bunun üzerine denilir ki: "Siz mi daha çok mal, mülk sahibi idiniz? Yoksa Süleyman Aleyhisselâm mı?" Onlar da: "Hz. Süleyman'ın malı daha çoktur." derler. Bu cevap üzerine onlara şöyle denilir: "Malının çokluğu, onu Allah (C.C.)'a karşı hakkıyla ibadet etmekten alıkoymamıştır." 2) Sonra bir münâdî: "Bela ve musibetlere uğrayanlar nerede?" diye seslenir. Derhal getirilirler. Onlara denilir ki: "Sizi, Cenab-ı Hakk'ın ibadetinden alıkoyan sebep ne idi?" Onlar da derler ki: "Allah (C.C.) bizi dünyada çeşitli belalarla müptela kıldı.
Din
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bu meseleyle ilgili bir hatıramı aktarayım. Tefsirin birinci baskısının yapılmasından sonraydı. Topkapı Eresin Otel'de İslâmî İlimler Araştırmaları Vakfı'nın (İSAV) tertiplediği bir toplantıdayız. Bahsettiğimiz KUR'AN YOLU isimli tefsirin yazarlarından İbrahim Kâfi Dönmez de konuşma yapmak üzere orada. Kendisine, ehl-i sünnete göre müt'anın câiz olup olmadığını sordum. Câiz olmadığını söyledi. "İyi ama sizin hazırladığınız tefsirde, bu verdiğiniz cevabın tersi yazıyor, orada siz müt'aya cevaz veriyorsunuz" dedim. "Hayır, öyle bir şey olmaması lâzım" dedi. Tefsirin ikinci cildi çantamdaydı, çıkarıp 34. sahifedeki müt'adan bahseden o paragrafı okudum."Ben bundan bunu anlıyorum, siz ne an-liyorsunuz?" dedim. Bunun üzerine o paragrafı kendisi de okudu, bana hak verdi ve yanlışlığı kabul etti. İbrahim Kâfi Bey beyefendi bir insandır. Meseleye hakkaniyetle yaklaştı. "Haklısınız, ikinci baskıda bu meseleye dikkat edelim" dedi. Tam bu sırada hatıra şöyle bir düşünce gelebilir: Bu eseri hazırlayanlardan birisi de kendisi olduğuna göre, nasıl olur da kitapta böyle bir yanlışlığın bulunduğunu bilmez? Bildiği halde yoksa bilmezlikten mi geldi? Hayır! Kanaatım odur ki bilmezlikten gelmedi. Değerli okuyucu! Mut'aya cevaz veren satırlar kime ait olursa olsun, bu meselede en çok suçlanması gerekenler, bu eseri -güya-tenkit süzgecinden geçiren o günkü Din İşleri Yüksek Ku-rulu üyeleri değil mi? Cünkü böyle bir fecaat nasıl olur da toptan hepsinin gözünden kaçar!!??.. Sadede geleyim. O seneler köşe yazarlığı yaptığım gazetede de Kur'an Yolu'ndaki müt'a ile alakalı yukarıdaki hükmü tenkit eden yazılar yazmıştım. Duyduğuma göre, başkaları tarafından da tenkitler gelmiş. Bunun üzerine, Kur'an Yolu'nun ikinci baskısından itibaren müt'aya ruhsat/izin veren o satırlar tefsirden
Sayfa 268·Kitabı okudu
(5776)- Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Biz mağarada iken müşriklerin ayaklarını görüyordum. Onlar bu sırada başlarımızın üstünde idiler. ‘Ey Allah’ın Resulü!’ dedim, ‘Onlar ayaklarının aşağısına bir bakacak olsalar bizi mutlaka görürler!’ Bunun üzerine: ‘Ey Ebu Bekir!’ buyurdular, ‘Üçüncüleri Allah olan iki kişi hakkında ne zannediyorsun?’” [Buhârî, Fezâilu'l-Ashâb 2, Menâkıb 45, Tefsîr, Berâet 1; Müslim, Fezâilu's-Sahâbe 1, (2381); Tirmizî, Tefsîr, Tevbe, (3095)]
Sayfa 201·Kitabı okudu
Din
Hümeze Suresi
Bismillâhirrahmânirrahîm 1-​Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi ve ayıplamayı alışkanlık edinenlerin vay haline! 2-​O ki, mal toplamış ve onu sayıp durmuştur. 3-​Malının kendisini ebedi kılacağını (asla ölmeyeceğini) sanır. 4-​Hayır, andolsun ki o, Hutame'ye (cehenneme) atılacaktır. 5-​Hutame'nin ne olduğunu sen ne bileceksin? 6-​O, Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir. 7-​Öyle bir ateş ki, tırmanıp kalplerin ta içine işler. 8-​Şüphesiz o ateş, onların üzerine kapatılacaktır. 9-​Kendileri de uzatılmış direklere bağlanacaklardır.
Din
İnsanları Rabler edinmek nasıl olur?
"Ey Yahudiler ve Hristiyanlar! Bizim ve sizin aranızda aynı olan bir gerçeğe gelin: Yalnız Allah'a tapalım, ona hiçbir şeyi ortak koşmayalım, birbirimizi Allah'ın yanında rabler edinmeyelim." Ali İmran 64 Bu ayetin inişi üzerine, Peygamberimize, "İnsanları Rabler edinmek nasıl olur? diye sormuşlardı. Cevap, üzerinde olduğumuz konu bakımından eşsizdir. Şöyle diyor Hz. Muhammed: "İnsanları rab edinmek, din adamlarının sözlerini Allah'ın sözleri gibi kabul etmekle vücut bulur."
Sayfa 744·Kitabı okudu
Din