Kozmopolit Hafızadan Kimliksizliğe
7/10
·138 syf.··
2026 14. kitabı
Mine Kırıkkanat’ın 1990 yılında yayımlanan ilk romanı Sinek Sarayı, okuyucuyu İstanbul’un kozmopolit hafızasının labirentlerine davet eder. Ancak bu davet, bir hoş geldin den ziyade, 80 darbesinin silindiri altında kalmış Türk aydınının içine düştüğü hedonist ve apolitik çukurun sert bir teşhisidir. Yazar aynı yıllarda yaklaşık 10 yıllık evliliğinin sona ermesi ile İstanbul’a dönmüştür; muhtemelen Sinan gibi yalnız hissetmektedir. Aidiyet ile ilgili benzer çıkmazlarda olduğunu düşünüyorum. Kitap bizi gökyüzünden aşağıya inen bir uçak sahnesi ile karşılar. Yer ve göğün birbirine karıştığı bu açılıştan kitabın sonlarına kadar yer gök yerine oturacaktır. Bu yukarıdan aşağı inmenin kitapta bir daha bu kadar kapalı görmeyeceğimiz bir metafor olduğu kanaatindeyim. Roman, birinci tekil şahıs anlatımıyla okuyucuyu Sinan ile özdeşleşmeye zorlar; fakat bu bilinçli bir tuzaktır. Sinan, okuyucuya içini açmayan, şekilci, elitist ve cinsiyetçi bir antikarakterdir. Bir kadına tacizci yaklaşımı ile tokat da yer insanları ilginç bulmadığı için azar da. Yazarın 40 yaşında, yılların gazetecisi olarak kurduğu bu anlatı dili, postmodern bir oyun barındırır. Sinan yer yer okura doğrudan seslenirken : ‘paris gibi bir yerde yaşıyormuşsun hiç mi travesti görmedin, diyebilirsiniz’, yer yer de görünmez birine-annesi diye düşündüm- anlatır gibidir: ‘ Oysa benim karşımda sevimli bir tombul. Beni görmeni isterdim.’ Yazarın -di’li geçmiş zaman anlatımı bir anı algısı bırakmaktadır. "ben" dili, okuyucuyu Bülbül Çıkmazı’ndaki apartmana bir apartman sakini olarak dahil eder. Mekan olarak seçilen Bülbül Apartmanı, insan sirkidir. Cüce, mongol, dümbelekçi, fahişe ve travestiden oluşan bu marjinal topluluk, yazarın kaleminde birer renk ve insanlık kazanır. Yazarın ahlak terazisi burada sarsıcıdır:
Sinek SarayıMine G. Kırıkkanat · Cep Kitapları Yayınları · 1990404 okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 32. kitabı
Yaşadıklarımızın gerçeğine neden bir türlü erişemiyoruz? Neden gerçek, yaşadığımız dünyada ışımasıyla kararması bir olan bir fotoğraf filmine dönüştü? Bu gerçeğin kırılgan tabiatından mı yoksa yaşadığımız dünyanın gerçeğe giderek kendini kapatan karanlık ahvalinden mi ileri geliyor? Bu sorular menziline doğru ne kadar çatallanırsa çatallansın şurası kesin: Yaşadıklarımızda ister dert edinmediğimiz ister peşine düşüp yeter sebatla takip etmediğimiz için erişemediğimiz gerçek biz istesek de bizim peşimizi bırakmıyor: Bir ülkenin düzlüğüne dün dağlık bölgeler ve bu sonuncularına da içine dağılmış kaleler veya müstahkem mevkiler hükmederdi. Dün buralara haşin dincilik ve sofuluk perdesi altında "Hakikat diye bir şey yok, her şey mubah" yaygarasıyla 'ibahiye' sancağının altında toplananlar yuvalanıyordu. Buraların cebir veya hileyle efendileri olmak, devlet içerisinde devlet olarak varlıklarını sürdürmek bunların temel siyasi hedefiydi. Bu hedeflerine bağlılarının kör itaat ve bağnaz fedailiği sayesinde kralları desise veya korku ile dehşete düşürmek, düşmanlarına karşı katillerin eline silah vermek suretiyle ulaşıyorlardı.
Haşhaşilerin Esrarlı TarihiJ. Von Hammer · Say Yayınları · 201713 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
9/10
·480 syf.··
2026 1. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Ocak 2026 23:02
Kitabın adını gören ve ilk sayfayı okuyup 19. yüzyıl ortası Viktorya çağında geçen bir aşk hikayesi okuyacağını sanan herkes son sayfaya gelene kadar çağın lirik ve romantik sıradan aşk hikayelerinden birini okumayacağını hemen anlar. Çok zekice yazılmış, zekice tasarlanmış, mantıklı bir aşk romanı karşımızdaki ve de esrarlı. Kitabın arka kapağında Orhan Pamuk'un kitaba dair yorumu bu. İşin aslı ve kişisel görüşüm de benzer olmakla birlikte sadece mantıklı bir aşk romanı olarak adlandırmak da kitabın belli bir dönemi resmetmesi açısından hak ettiği övgüyü de gölgelemek olur. Her ne kadar kitap 1969 yılında yayınlansa da, dönemini bolca aktardığı çağın kraliçesiyle anılan Viktorya çağını azıcık irdelemek gerekir önce. Viktorya çağı, İngiltere kraliçesi Viktorya'nın hüküm sürdüğü 1837-1901 yıllar. Çağın sınıfsal yapılanmalarına, ekonomik ilerlemelerine, dinin toplum üzerindeki rollerine, ahlaki katılığa, cinsel tabulara, kadın-erkek rollerindeki 'görev' bilincine kadar bir çok konuyu gerçekçi bir üslupla barındırır çağın edebi metinleri de. Post modernizmin ilk örneklerinden sayılabilecek Fransız Teğmenin Kadını kitabında John Fowles'un, Viktoryen çağına ait en çok üzerinde durduğu konuların kadın ve erkeklerin 'görev' bilinci, katı ahlak bekçiliği ya da 'dincilik' ve cinsellik üzerindeki yapay çekingenlik olduğunu söylesek çok da yanlış olmaz sanki. John Fowles'un Viktoryen çağın ikiyüzlülüğünü net bir şekilde resmetmesi, salt tarihsel bir tutum takındığından ötürü değil. Yalnız bu konuya değinmeden önce şu paragrafa göz atalım derim, zira mevzu bahis çağı özetler nitelikte: "On dokuzuncu yüzyılda karşımıza neler çıkıyor? Kadının kutsal olduğu bir çağ; on üç yaşında bir kızı birkaç pounda satın alabilirdiniz: Sadece birkaç saatliğine istiyorsanız üç beş şilin yeterliydi. Ülke tarihi
Fransız Teğmenin KadınıJohn Fowles · Ayrıntı Yayınları · 20203,036 okunma
9/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2025 48. kitabı
Hakikat Karşısında Varoluş Tartışmaları Tanrı ve inanç konusunda insanlık eninde sonunda orta doğu da üretilmiş marka dinlerden hakikatin tek olduğunu anlayarak kurtulacak. Papaz, imam vb tarikat ve cemaatler örgütlü ilim yayma çabaları adında misyoner dincilik adını ne koyarsanız koyun tümü doğal kaynak soyguncularının kamu malı hırsızlığı adına dini siyasete alet ederek kullandığı toplum uyuşturucu araçlardır. Hakikat inancı temiz duyunc içinde aracısız ve örgütsüz yaşanır. Örgütlü inanç sistemleri kötülük üretir. Dünyanın ne kadar örgütlü ve işbirlikçi madde gücü varsa bir araya gelse bile hakikat karşısında mum gibi erir ve yok olur. Temsiller hakikati hiçe saymaya devam ederse yanlış tutumdan geri dönüş yapmaz ise aynı akıbeti yaşar. Dünya savaş tarihi, düşmanlık ve doğal kaynak hırsızlığı tarihi olup hakiki bir yüzleşme yapmak isteyen her insana aynı yanıtı verir. Cumhuriyet devrimleri ile diyanet o günkü teba toplumun dini ihtiyaçlarını doğru tarihi süreçler içinde bilimsel bir şekilde öğrenilmesi amaçlanmış. 1938 sonrası bir mezhebin kurumsal yapısına bir ruhban sınıfı gibi bir rolü siyasi müdahaleler ile buna alet olarak tarihi misyonunu tamamlamıştır. İmam diye devlet memuru kadrosu olur mu? Sayısızca bakanlığın parasından daha büyük kaynak buraya aktarılıyor. Herkesin sünni mezhepçi olduğuna kim karar verdi de herkesin ödediği vergiler buraya aktarılıyor. Çağ geçmiş tüm hile niyetleri temizliyor. Bağırsak temizliği yapanlar Anadolu ve Türk ulusunun üretim ve hizmet araçları ile doğal kaynak talanı yaptıklarını unutturmak için yapmadıkları kötülük kalmadı.
Hayata Dair
İnsan Bir UçurumdurFernando Pessoa · Zeplin Kitap Yayınları · 2019234 okunma
6/10
·172 syf.··
Beğendi
·
2025 47. kitabı
Dincilik, Felsefe, Savaş, Kan ve Ganimet Dinler ve felsefe tarihi bunun dışında ne anlatır? Din ve felsefe bu mudur? Felsefe bir bilim olarak bilim ve teknolojinin yaşam içinde üretilen sorunlara karşı soru sormak ve sorgulama yapma anlayışıdır. Dinin alternatifi olmuş olsaydı batı felsefesi kapital soyguncu emperyalizme bir çözüm üretmiş olması gerekirdi. Bilim ve teknolojinin bu esaret altında dijital varlıkları tanrı yapmak isteyenlere karşı Türk kadim bilgelik kültürü dışında bir duruşu olan dincilik ve felsefe anlayışı var mı? Yok. Neden yok? Kant Almanların bugün yine hit faşizme doğru savrulmasını niye durdurmaya yetmiyor. Ülkemizde de felsefe yapanlar Rus yahudilerin Türk kadim bilgelere şaman ismi vermiş olmalarını bilmeden bunu din olarak görüyor. Siyasete, ticarete alet edilen din yetmedi ölmüş bir mezhebi yahudi ve hristiyanlar yararına yeniden ayin ile canlandırmak onlara burada bir devlet gibi yetki vermek Türk ulusunun egemenliğine bir saldırı değil mi? Yıl 1774 Diderot kendi itiraflarının yarısı doğru diğer yarısı yanlış. Anadolu'da felsefe ile dinin siyasete alet edilerek özelleştirme talanı sonrası üzerine yeni bir emperyalist düzen kurmak isteyenlerin hilesi için faaliyet sürdürüyorlar. Diderot diyor ki; felsefecinin papaz öldürdüğü görülmüş şey değildi, oysa papaz oldukça felsefeci öldürmüştür. Felsefe batıda dinci zulme karşı engizisyon zamanında yaşananlara karşı çıkan bir akım. Dinciliğin yerine kapitalizm ve komünizm gibi ideolojileri koyan bir başka etik ahlak üretemeyen anlayış. Bilim ve teknoloji esareti altında felsefe etik ahlak üretebilir mi? Robot teknolojileri ordular kuruyorlar! Kime karşı? Bunu en yüksek tonda on yıldır dünyada Mobbing Bank Türk Fırtınası kitabı dışında eleştiren var mı? Niye yok? Türk kadim bilgelik ahlakının
Felsefe KonuşmalarıDenis Diderot · İş Bankası Kültür Yayınları · 2020530 okunma
Puan vermedi·240 syf.··
Beğendi
·
2025 51. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 11 Kasım 2025 20:16
Öncelikle inceleme ekledikten sonra puanlama yapacağım çünkü tam puan vermek istiyorum haksızlık yapmak istemiyorum öncelikle kitabın ana konusu Ahmet’in dedesinin ve Ahmet’in Usturlap ve Ayna etrafında şekillenen hikayeleri aslında iki hikaye de Usturlap ve Ayna’ya bağlanıyor o yüzden. Şimdi beğenmediğim yerleri söyleyeyim kitap da aşırı derece bir dinci anlatım mevcuttu tabiki de yazar kendisi bilir yazacağı yazıyı da konuyu da ancak okurlar, eleştirmenler de kendine göre eleştiri yapar bana din müdahalesi çok fazla geldi 1 puanı buradan kırdım ayrıca kitap içerisinde çok fazla arapça, farsça ve eski Türkçe kelimeler yer almıştı bu güzel bir şey ancak alt kısıma bir sözlük gibi kelimeleri belirtmek ya da sayfa sonuna bir sözlük yapmak zor olmamalıydı bu fazlaca anlamını bilmediğim, anlamadığım kelimeler bana hem zaman kaybettirdi hem de ayrıca kitabı daha anlamsız kıldı 2. Puanımı da buradan kırdım ayrıca anlamsız kelimeler üzerine bir de anlamsız acayip yoğun bir felsefe vardı kitap içerisinde, bilmediğimiz insanlar vardı, bilmediğim felsefecilik veya dincilik , mezhepler vardı o yüzden tekrar diyorum yoğun bir kitap olmasını istiyorsan bu kitabın yoğunluğunu karşı tarafa aktarabilmen için bir açıklama gerek herhangi bir açıklama yok sürekli telefona bakamıyorum kitap okurken bilmediğim felsefeyi anlamadığım için kitabın en az 10 sayfası yok oluyor insanda 3. Puan kırdığım da bu. Son olarak da bazı yerlerde felsefe, din açıklaması yaparken bazı yerlerde aniden hikayeye dalış yapıyor ya da aniden hikayeden felsefeye dalış yapıyor bu da yine kitabın karışmasını ve anlaşılır olmasını zorlamıştı. Kitap çok anlaşılır değildi ancak içerisinde bulunan 2 hikaye de akıcıydı ve insana kitabı okutuyordu. Kitap da özellikle Türk kültürünü, Türk inancına değinmesini, bazı
Usturlap ve AynaKübra Pehlivan · Ötüken Neşriyat · 2025394 okunma