Tam 14 gün sürdü. 14. Günün sabahı son otuz sayfayı da okudum, kitabı kenara koydum. Oh be! dedim, nihayet bitti. Steinbeck dedim, sana laflar hazırladım.
Sevdiğim bir okuma grubu bu ay bu kitabı okuyor. Çok övüldü, bari ben de okuyayım dedim. Havalı da bir adı var hani, şöyle Saramago romanları ile yarışır cinsten. Aldım elime kitabı, 20 sayfa falan okudum, bi durdum, az buz değil 650 sayfa, yahu dedim sen bu yolu yürüyebilecek misin? Zaten sosyal medyada gezmekten sabır mabır kalmamış, dikkat yeteneği desen hak getire. Bak sıkılırsan bırakması da zor gelir, vicdan falan, yol yakınken geri dön. Kenara bıraktım kitabı. Ertesi gün, beni hangi güç iteledi hiç bilmiyorum, başladım yeniden okumaya, başlayış o başlayış. Böyle anlatınca elimden bırakmadan bir solukta okudum sanacaksınız muhtemelen, hoş 14 gün detayını çoktan verdim yukarıda da neyse, ama öyle olmadı. Yani başka türlü bir şey oldu, anlatayım.
Bu kitabı okurken edebiyata dair bazı sorgulamalara giriştim. Son zamanlarda bir soru çalınıyor kulağıma; “eski kurgu eserleri hala okumak zorunda mıyız?” Bağışlayın, biraz tuhaf bir aktarım oldu ama kast edilen şu; okullarda bize ısrarla tavsiye edilen, çoğu 19. Yüzyıla ait klasiklerin hala aynı öneme sahip olup olmadıklarına dair bir sorgulama. Bu senenin başında Balzac’ın Albay Machbet’ini okurken bir anda şu soruyu sorarken bulmuştum kendimi; “Edebiyatta bugünün insanlığına açılan onlarca pencere varken ben iki yüz sene önce Paris’de bir hukuk bürosunda neler olduğunu bilmeli miyim? Bir kaç ay öncesine daha sarıyorum filmi ve Casterbridge Başkanı’nı okuduğum güne gidiyorum. Hatırladığım tek şey her sabah bir dizinin başına oturur gibi heyecanla kitabın başına oturup karısını ve çocuğunu bir panayırda satmış olan Michael Henchard’ın maceralarını okuduğumdu ve
Cennetin DoğusuJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 201711,5bin okunma
Kadın, her dönemde hakkını dibine kadar sıyırıp yedikleri...
Kadın, "ben bir obje değilim!" diye avaz avaz bağırmak zorunda kalan...
Adalet; herkese lazım olan, ama belli zümrelerin sadece kendilerini korumasını talep ettiği, güce göre şekillenen bir gösteri cümbüşü...
Toplum, başkasına gelince en önde ahlak nutukları atan ama, kendi ahlaksızlıkları söz konusu olunca, kırk takla ile kırk yalanı seviştirip gözümüze sokan budalalar yığını...
Bu üç ana başlığa dair çok şeyi bulabileceğiniz bir klasik eser...
Kesinlikle tavsiyemdir.
DirilişLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202521,6bin okunma
Sezai Karakoç, büyük şair, üstad…
Üstad derken ben, sadece Necip Fazıl Kısakürek derdim.
Yanılmışım.
Bu ülkede şair ustaları bir tane olur mu hiç? Olmaz tabi…
Sezai Karakoç
* Yunus Emre
* Mevlânâ Celâleddîn Rûmî
* Fuzûlî
* Nâbî
* Nâzım Hikmet
* Necip Fazıl Kısakürek
* Yahya Kemal Beyatlı
* Cahit Sıtkı Tarancı
* Orhan Veli Kanık
Ve
* Sezai Karakoç
Sadece bazıları, daha niceleri…
Kitaba gelince ; Alınyazısı Saati - Şiirler IX
Sezai Karakoç, şiirlerinde karanlık ve yıkımı anlatıyor, müslümanlara yapılan eziyetleri anlatıyor. Fakat hiç bir zaman umudunu kaybetmiyor . Çözümünü sunuyor bizlere…
Birlik, beraberlik , dayanışma …
Çöküş varsa yeniden diriliş de var…
Yine şiddetle tavsiye edilir .
Tavsiye edip başkasının faydalanmasını sağlayan herkese teşekkür edilir efendim :)
Bir cinayet, altı yıl önce Afrika'da yarım kalmış bir hayatta kalma mücadelesiyle nasıl bağlantılı olabilir? Diriliş, bu sorunun peşinden ilerleyen ve cevabını okuru sürekli şaşırtarak veren bir roman.
Hikâye, usta bir avcı ve tahnitçi olan Leon Gott'un vahşice öldürülmesiyle başlamaktadır. Olay yerindeki ayrıntılar, bunun sıradan bir cinayet olmadığını daha ilk andan hissettirmektedir. Dr. Maura Isles'ın fark ettiği benzerlikler, dosyayı geçmişte çözülemeyen cinayetlere bağlarken soruşturma, beklenmedik şekilde yıllar önce Afrika'da kaybolan bir safari grubuna uzanmaktadır. Roman, bir yandan Boston'daki cinayetin izini sürerken diğer yandan Afrika'da yaşanan ölüm kalım mücadelesini anlatmakta ve bu iki anlatıyı ustalıkla aynı noktada buluşturmaktadır.
Gerritsen'in bu romanda en başarılı olduğu nokta, Afrika bölümlerinde doğanın acımasızlığı ile insanın ilkel içgüdülerini karşı karşıya getirirken, Boston'daki soruşturmada medeniyetin ardına saklanan kötülüğü sorgulamasıdır. Böylece roman, av ve avcı kavramlarını sürekli yer değiştiren güçlü bir metafora dönüştürmektedir.
Önceki kitaplara kıyasla aksiyonun daha yoğun hissedildiği Diriliş, farklı zaman ve mekânlarda ilerleyen kurgusuna rağmen ritmini hiç kaybetmemektedir. Her bölüm, iki hikâye arasındaki bağı biraz daha görünür kılmakta ve finale ulaşıldığında hiçbir ayrıntının tesadüfen yerleştirilmediği anlaşılmaktadır. Benim için Diriliş, sürprizlerle dolu kurgusunun ötesinde, insanın sınırlarını zorlayan koşullarda nasıl değişebileceğini de düşündüren etkileyici bir romandır.
"Bir millet, bağımsızlık ve özgürlüğünü her ne pahasına olursa olsun korumasını bilmelidir!"
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
Boşa geçmiş birkaç on sene, bir milletin tarihinde saniye hükmünde bile değildir; ama içine büyük devrimleri sığdırmış bir on sene, o milletin tarihini yeniden yazar ve yazmıştır da!
Fadime Arslan