Bu kadar ruh hastasının, kepazenin, sahtekarın, namussuzun olduğu bir dünyada içerdekiler mi gerçek suçlu, dışardakiler mi gerçek suçluydu? Suçluların suçluluğuna karar veren mercî ne kadar masum, delilerin deli olduğuna karar veren mercî ne kadar sağlıklıydı? Peki o halde biz sağlıklı mıydık? Psikolojik tedavi görenler deli miydi? Yada aslında gerçek sorunlu olanlar bu tedavileri yadsıyanlar mıydı? Gerçek nerede başlıyordu? İçeridekinin dışarıya çıktığı yerde gerçekten özgürlük mü yoksa mahkûmiyet mi başlıyordu?
Bir solukta okuyun,
Bir solukta sorgulayın...
Az katıkla ekmek yer gibi...
“Nefret ettiğim birşey daha varsa, o da insanların kendinizi berbat hissettiğinizi bildikleri halde neşeyle hatırınızı sorup, “iyiyim” demenizi beklemeleridir”.
Dikkat, spoiler içerebilir!!!
Kitap, kaçıngan bağlanma stiline sahip bir adamın hayatını konu alıyor. Kitabı okurken, aslında ıssız adam filmindeki Alper karakterini okuyorsunuz.
Kim bilir kaç kadın Ayşe gibi sevip, aylak bir adamın hezeyanına uğrayıp savruldu. Güler karakteri gibi aşık olup, ortada kaldı...
Aylak adam daha fazla insanın canının yanmaması için gerçek anlamda psikolojik tedavinin gerekliliğini ortaya koyan bir kitaptır. Geçmişindeki travması sebebiyle hayatında hiçbir şeye bağlanamayan, hiçbir şeye tutunamayan, sevilmekten kaçan, sevildiğini farkettiğinde korkup ortadan kaybolan o kadar çok insan var ki...Bunlarda biri kahramanımız aylak adam. Bunlar içimizde. Bunlardan biri bu paragrafı okuyan kişi belki de. Sadece bu kitap, birinin kaçma isteği başkasının canını yakması, dünyasını yıkması hakkını ne derece doğuruyor, bunu tekrar sorgulattı bana. İyi okumalar...