Tek cümleyle özet, “rahatsız edici ve ürkütücü.” Yazarın röportajlarında belirttiğine göre, Batı Berlin'de yaşadığı sürede gözlemlediği durumlar romanına büyük ölçüde şekil vermiş. Zaten roman 1984 yılında yazılmaya başlanıyor. Bu dönemlerde yazarın bizzat kendisinin tecrübe ettiği her an kontrol altında olma, iletişim kurarken zorlanma durumlarını romanında ne derece etkili kullandığını görebiliyoruz. Kitap Feminist distopya olarak geçiyor, ince nüanslar, dokundurmalar, cümleler birer satır fakat arkaları kocaman bir dağ. Altı sağlam, vurucu, ezici biçemler. Distopyamı? Gerçekmi? Okuyup karar verin. Damızlık kızlar bedenleri ile çalışan köleler. Tek düze yaşayan, farklı renklerle sınıflandırılmış, hayatları çalınan, yaşamdan soyutlanan, bedenleri doğurganlık ve üremenin ete kemiğe bürünmüş hali olan kadınlar. Düşünün ki, kitaptaki karakterin adı bile yok. Damızlık kadınlar ait oldukları erkek komutanların isim eklerini alıyorlar. Bu da bir nevi küçültücü alay ifadesini simgeliyor. ‘Fredinki’yi böyle buluyoruz satır aralarında, gerçek adını bilemediğimiz, geçmişinde bizler gibi modern yaşamış olan, sevgilisini ve kızını geride bırakarak ABD’de meydana gelen darbe ile Gilead rejimi yönetiminin eline geçen ve dünyası değişen kadınlardan yalnızca biri. Alıştığı hayat düzeni yok artık. Kırmızı bir elbise ve beyaz çeperli, kanatlı bir başlığı var. Çevresindekiler Komutanlar, Gözler, Martha’lar, Ekonokadınlar, Gayrıkadınlar, Teyzeler. Teyzeler yetiştiriyorlar damızlık kızları, komutan ve eşlerine her türlü hizmeti sağlayabilmeleri için. Yok sayılıyorlar, Konuşmaları, çevreye fütursuzca bakmaları, oturmaları bile yasak. Kurallara karşı gelenler ya da kaçmaya çalışanlar,