İzmir'in işgalinde Hrisostomos Yunan askerlerinin önünde diz çöküp, Yunan bayrağını öptükten ve Yunan askerlerini takdis ettikten sonra, hiçbir Türk evladının unutmaması gereken bir konuşma yaptı. Dedi ki:
"... Asker evlatlarım! Elen çocukları, bugün ecdat topraklarını yeniden fethetmekle İsa'nın en büyük mucizesini göstermiş oluyorsunuz. Bu uğurda ne kadar Türk kanı döküp içerseniz o kadar sevaba girmiş olacaksınız! Ben de bir bardak Türk kanı içmekle onlara karşı olan kin ve nefretimi teskin etmiş olacağım! Hadi buyurun, bütün azizler sizin arkanızda olacak!"
Şiir yeterince güçlüyse gerçeklik diz çöker onun karşısında.
'Kotü" şiirin ayıklanması da bu yolla olup-biter: Gerçekligin üstesinden gelemeyen şiir, hayal olarak, ezilir, yitip gider.
"İyi" şiir ise, hayal olarak, gerceklerin saldırısına karşı koyabilen -koyabilecek kadar güçlü olan şiirdir- kendini bir gerçek olarak kanıtlar bu savaşta; ve, gerçekliğe katılır.
Böylece, şiirin "doğru"luğu, kendine uyan gerçekliği, kendi gücüyle zorla iiyle, zorla, yaratmasıdır.
Hep yaşadığımı hatırlatıyorum kendime
Diyorum ki işin acele
Bir gün ne el kalacak tutmak için
Ne yürümek için bacak
Ne bulutların seyri
Ne de bir hatıra dünyamızdan
Çünkü hatıralar kuşlar gibi
Dal ister konacak
Bir gün yaslanmak istesen pencereye
Diz çökmek istesen nafile
İş işten geçmiş olacak
уараmam, yapmayacağım, hak etmiyorum dizdim hepsini bir bir ve çekip vurdum sonra düşüncelerime baktım
her yerde ve görünmezler
tek tek toplamak zordu ama
temize çıkarmalıydım onları
saçlarımdan keten bir bez ördüm
nane ve limonlu suya bastırdım sonra
bir yandan örerken saçlarımı
tuttum sıkı sıkı ağzımda
diz çöküp temizledim zihnimi
yirmi bir gün sürdü
yara bere içinde dizlerim
ama değil umurumda
ciğerlerimi boğmak için değil
aldığım her nefes
silip atacağım kendime olan nefretimi
sevgim açığa çıkana kadar