Gerçek ve akıl... Akılcı geçinenlerin çoğu gerçek akıldan mahrum mahlûklar.. Bir İmam-ı Gazalî'yi, bir (Bergson)u okusalar görürler. İmam-ı Gazalî aklı harikulâde izah eder: "Gördüm ki," der, "Akıl mahduttur, sınırlıdır, yolu ve rolü çizilidir, onunla erilemez... Anladım ki, her şey Resûlün ruh feyzine tutunmaktan ibarettir... Ona yapıştım ve kurtuldum." (Bergson) da buna mukabil, kendi aklıyle o hale getirir ki işi, her şeyi ruh sezişine bağlar. Seziş, yıldırımlaşmış bedahet hissi... “Akıl diye tek biçime götürücü bir idrak mihrakı yoktur.." der. Devrimize aklı savunan akılsızlar hâkimdir! Aklın aczini anlamayan büyük akıl yoksunları... Rasyonalizm budalaları... Onlar derler ki, "- Sen aklı mat ettin ama, metodun yine akıldır; aklı akılla mat ettin!" O da, meşhur eserini yazar: "Din ve ahlâkın iki kaynağı…" Orada şu cevabı verir: "- Eğer ben aklı akılla yendimse demek ki, akla düşen en büyük vazife dize gelmektir. Nefsini müstakil fakülte kabûl etmemektir!" Bu filozof aklı bitirerek kaba akıl gururunu yok etmiş ve (mistik) idraki getirmiştir. Bunları sözde gerçekçilere anlatamazsınız. Çünkü hiçbir şey bilmezler. Kelime ve (slogan) ezbercileridirler ve dünyayı bir işportacı lûgatçesi içinde tasvir ederler..
Bir dizeyi okuduğunuz zaman aklınıza İsmet Özel'in bir dize ya da imgesi geliyorsa tehlike çanları çalıyor demektir. Birçok şair doğrudan İsmet Özel'e aynı konularla ilgilenmese de onun imgelerinden izleri şiirlerinde taşıyor.
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yaşayanlar var yılların olanca mutluluğunu, ıstıraba ve mateme sürüklenirler bir anda; kimisi ünlüdür, soylu olagelmiş her batında, karanlıklara gömülür parlak yaşamının sonu. Dipdiri hiçbir yaratık yoktur ki güneş altında ölüm dize getirmesin, yazgısı bozmasın onu.
Kırıldı pusulam, düştü bu ize, Dermanım tükendi, yük oldum dize, Aşılmaz bu yokuş, bağlanmaz düze, Bitmeyecek bu kış, gelmeyecek yaz. Dostlar, saçlarımda beyaz var, beyaz. Gönül niyaz eyle, yeter bunca naz, As, duvarda kalsın tambur ile saz,
Şiir yazmaya özendin mi hiç o dönemde? Hiç özenmedim. Bu kadar çok okuyup böyle derinden etkilendikten sonra, ben de yazabilir miyim diye düşünmedin mi? Hayır. Tek bir dize bile yazmadım. Şiirden daha yüksek bir anlatı yok bence. Bu, şiire haddinden fazla değer vermek, kutsallık atfetmek değil. Belki özü kavramak. Şiir tuhaf bir sihir. O söyleyişin ruhunu kavradığımız anda dili de anlıyoruz. Genellemek doğru olmaz elbette ama şiir okuyan yazarların daha derinlikli bir dünya kurduklarını düşünüyorum. Bize kendimize has dili kazandıran şiir okurluğudur. Bir de şu var, ben hikaye anlatmayı seviyorum. Şiir anlatmaya imkan veren bir tür değil. Şiir kapatan bir şey. Ben açmak istiyorum, kapatmak değil.
Sayfa 129 - Can Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat
Saussure'ün keşfi, şiirin iki katmanlı oluşuydu. Bu çevrikleme olgusunu bir kez algılayan Saussure için, artık onu her yerde bulmak mümkündü; adeta bununla kuşatılmıştı; ilk anlamın uğultusunda, görünüşte dize boyunca yayılmış birtakım harflerin birleşmesiyle oluşmuş, gösterişli bir ad duymadan bir dize dahi okuyamıyordu.
Sayfa 108 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okuyor