Türk hânedânlarında bir saltanat verâset kanûnu olmaması, Türk devletlerini parçalanmaya götüren temel faktörlerden biridir. Egemenliğin yalnızca Tanrı tarafından belirlendiği inancı süregelmiştir. Halk dilinde devlet kuşu başa konma biçiminde ifade olunur. Hümâyûn unvanı efsanevi hümâ, devlet kuşuna işarettir. Hakanın oğullarından hangisinin tahta geçeceğini düzenleyen bir kanûn veya kural, Tanrı'nın iradesine karşı çıkmak anlamına geldiğinden, bir verâset ve veliahtlık kanûnu yapılmamıştır. Bu inanç, Uygur hakanının unvanında: "Tengri'de kut bulmuş" formülüyle ifade edilmiştir. Burada kut, kısmet, kader, Tanrı'nın lûtfu anlamlarını taşır. Hakanın evlâdından birini veliaht yapsa da, ölümüyle beraber bu kararı geçersiz kalır; evlatlardan hangisi fiilen iktidarı, yani orduyu, kurultayın desteğini veya bir savaşı kazanır, devletin merkez bölgesini (taht-ili) ve hazineyi ele geçirirse, ulus onu meşrû hakan tanır. Başarı, Tanrı'nın desteğine işaret sayılır. Ancak hanlık iddiasında olan için, soyunda atalarından birinin han olmuş bulunması koşulu vardır. Bu yüzden, boyların desteğini sağlayan han soyundan şehzâdeler, taht için mücadeleye girerler. Bu durum, Türk ve Mogol hanlıklarında bitmez tükenmez iç mücadelelere yol açmıştır. Osmanlılarda taht için şehzâde kavgalarının temel nedeni, bu vazgeçilmez gelenektir. İç savaşlara yol açan bu durumu önlemek için Osmanlılar, bir dizi önlem almak gereğini duymuşlardır. Bu önlemlerden biri, kardeş katlidir. Devlet büyükleri ve halk, tahta oturan ve ordunun desteğini alan şehzâdenin kardeşlerini bertaraf etmesini, kargaşa ve anarşiyi önlemek için doğal görmüşlerdir.
Sayfa 165 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Wilhelm Kütemeyer, Avrupa'nın Hastalığı başlıklı araştırmasında böyle bir örnek verir. İkinci Dünya Savaşı sırasında, canice eyleminin bilincine varmadan öldüren bir hastadan söz eder: "Bir süre önce muavenehaneme şehir dışından bir hasta geldi; gündelik işlerine yoğunlaşamamaktan șikayetçiydi. Sürekli olarak, batmakta olan bir gemide geçen olaylar zihnine üşüşüyor ve ona işkence ediyordu. Savaşın sonlarına doğru korunmasız bir şekilde açık denizde seyreden bu gemide, kimisi askerlerden kimisi kaçmakta olan sivil halktan oluşan yirmi bin kişilik aşırı bir ağırlık vardı ve karanlığın basmasından kısa bir süre sonra bir düşman denizaltısı tarafından torpillendi. Korkunç bir kargaşa çıktı. Elektrik kesildi, ışıklar söndü, az sayıdaki kurtarma sandalı, içine doluşan insanlarla birlikte alabora oldu. Aceleyle sağlanan acil durum aydınlatması paniğe kapılan kadınlar tarafından tekrar bozuldu. Bir subay olan hasta yaralıydı ve güvertede yatıyordu. Bu durumda disiplini sağlayabilmek için diğer subaylarla birlikte bir dizi kadını tabancayla yakın mesafeden ateş ederek öldürdü. Bazıları bebeklerini kucağında tutan kadınların yüzlerinde, kumandası altındaki subayların infazından da bildiği hafif bir şaşkınlıkla karışık acı ifadesiyle yere yğıldıkları bu olayın görüntüleri gözünün önünden gitmiyordu. Bütün bu olayda kendisini özellikle suçladığı şey ise vurduğu insanların yüzündeki o tuhaf çekilmeyi hafif bir gerilimle beklemenin dışında hiçbir şey hissetmemiş olmasıydı, ne bir acıma, ne herhangi bir duygu kıpırtısı. Hasta, gemiden kurtarılan iki yüz kişi arasındaydı, bunu da büyük bir ihtimalle havacı olarak üzerine giydiği fosforlu renkteki can yeleğinin gece bir torpido botu tarafından görülmesi sayesinde, baygın durumda sudan çıkartılmasına borçluydu."
Sayfa 63 - Çitlembik Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Gizli bir gücün 1905-1914 arasında Leninin istekle­rini nasıl yerine getirdiğini hatırlar mısınız?.. Aslında Komünizm, proleterya’ ya hizmet için orta­ya atılmamıştır. Sermaye birikimi ve kapitalist üretimin neden olduğu ulusal veya uluslararası anarşi, açları do­yurmak yerine muzzam miktarlarda gıda maddesini yok etmiştir. Nihayet geometrik bir dizi şeklinde artan enflasyon, parayı değersizleştirmiş, satınalma gücünün devamlı bir şekilde düşmesine ve orta sınıfın proleterleşmesine yol açmıştır.
Sayfa 303·Kitabı okuyor
Alıntı
Alışılmış olarak kimlikten anladığımız, belli bir insana özgü olan ve onu diğer insanlardan ayırt eden kişisel özelliklerin Temel bileşimidir. Ama sadece özdeşleşmeye dayanan bir kimliği oluşturan, işinin gerçek kimliğinden kaçmak için boyun eğdiği bir dizi görevden başka bir şey olamaz. Bu şekilde oluşmuş bir kimlik insanın kendisine ihanetidir. Insan kendisini kendi benliği üzerine kurulu bir yalanla gerçekleştirmiştir ve bu da iç boşluğu ve nefreti güçlendirir.
Sayfa 52 - Çitlembik Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Ordudan erkeklerini geri alan "eksik etek isyanları"
1904'ün sonu ve 1905'in tamamı, Japonya'ya karşı savaşın tetiklediği sürekli bir "eksik etek isyanları" dönemidir. (...) 1905 yazında, güneyde bir dizi "eksik etek isyanı" patlak verdi. Köylü kadınlar, kendilerinden beklenmeyecek bir öfke ve cesaretle, ordu birliklerinin konuşlandığı asker ve polis karargâhlarına saldırarak erkeklerini aldı ve evlerine götürdü. Tırmık, dirgen ve süpürgelerle silahlanmış köylü kadınlar, silahlı muhafızları köylerden kovaladılar. Savaşın dayanılmaz yükünü kendi yöntemleriyle protesto ediyorlardı. Elbette tutuklandılar, yargılandılar ve ağır cezalar aldılar; ancak "eksik etek isyanları" hâlâ devam ediyor. Bu protestoda köylülerin çıkarlarıyla salt "kadın” çıkarlarının savunulması öyle iç içe geçmiştir ki bunları birbirinden ayırmanın ve "eksik etek isyanları"nı "feminist hareket"in bir parçası olarak sınıflandırmanın hiçbir temeli yoktur.
Sayfa 88 - Yordam Kitap, Birinci Basım, Ağustos 2023
Ev hizmetlileri grevi -şimdi ne kadar ütopik geliyor-
İlk ev hizmetlileri toplantıları, 1905'te St. Petersburg ve Moskova'da, burjuva feministlerin inisiyatifiyle yapıldı. Ev hizmetçileri bu "örgütlenme" çağrısına hevesle karşılık verdi ve ilk toplantılara çok kalabalık bir şekilde katıldılar. Ancak Kadınların Eşitliği İttifakı onları kendi arzusuna göre örgütlemeye, yani kadın işverenler ile ev işçileri arasında cennetsi, karma bir ittifak kurmaya çalışınca ev hizmetlileri, süfrajetlere sırt çevirdi ve burjuva hanımları hayal kırıklığına uğratarak "aceleyle kendi sınıflarının partisine katılmak için kendi iş sendikalarını örgütlediler." Moskova, Vladimir, Penza, Karkov ve başka bir dizi şehirde işler bu şekle bürünmüştü. Daha sağdaki bir başka siyasi kadın örgütü olan İlerici Kadın Partisi'nin ev hizmetlilerini hanımlarının denetimi altında örgütleme girişimleri de aynı akıbete uğradı. Ev hizmetlileri hareketi, feministlerin onlara çizdiği sınırları yıkıp geçti. 1905'te çıkan gazetelere bakarsanız, ev hizmetlilerinin Rusya'nın en ücra bölgelerinde bile gerçekleştirdiği doğrudan eylem haberleriyle dolu olduğunu görürsünüz. Bu eylemler ya kitlesel grevler ya da sokak gösterileri biçiminde gerçekleşiyordu. Grev yapanlar arasında aşçılar, çamaşırcılar ve hizmetçiler vardı; ayrıca mesleğe özgü grevlerin yanı sıra, tüm "ev hizmetlilerini" birleştiren grevler de yapıldı. Ev içinde çalışanların başkaldırısı hastalık gibi her yere yayılıyordu. Ev hizmetlilerinin talepleri ise genellikle 8 saatlik iş günü, asgari ücret, daha katlanılabilir yaşam koşulları (ayrı bir oda) ve işveren tarafından nazik muamele gibi şeylerden oluşuyordu.
Sayfa 84 - Yordam Kitap, Birinci Basım, Ağustos 2023