Zavallı Çocuk
7/10
·56 syf.··
2025 9. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 31 Temmuz 2025 00:00
Kitap okurken, hele hele tiyatro okurken kolay kolay gözlerim dolmaz. Aynı şeyler dizi ve filmler için de geçerlidir. Ancak bu kısacık ve didaktik amaçla yazılmış tiyatro her ne kadar karakterilerine gelişmeleri için sunduğu zaman bakımından fakir olsa da, son sayfalarında benim gözlerimi doldurmayı başardı. Nitekim tek oturuşta duble türk kahvesiyle okunacak türde bir piyes. Iş Bankası yayınlarının eklemiş olduğu minik sunuş ve Gedikpaşa Güllü Agop Tiyatrosunun logosu da pek sevimli. -Spoiler- Namık Kemal'im Shakespeare ve çeşitli Fransız yazarlarından etkilendiğini biliyoruz. Bu eserindeki veremli kız tasviri, beraber ölen aşıklar, erkeğin spesifik olarak zehir içerek nalları dikmesi, hepsi onun izlediği ve okuduğu ecnebi tiyatrolarından gelmiştir. Ölümde kavuşan aşıklar da yıllardan beri kullanılan bir klişedir, ancak bu piyeste Şefika ve Ata'nın kısa aşkı, sade diyaloglarla pek güzel anlatılmış. Özellikle Ata'nın Şefika'ya "Adam olmaya gidiyorum. Senin için adam olacağım." repliği (benim şahsım açısından) çok şey ifade ediyor. Spesifik olarak Ata'nın bir yetim çocuğu ve henüz bir noktaya gelmemiş bir mektepli olması yüzünden Şefika ile evlendirilmemesi, ancak sonrasında huzur sınavına girmeye hak kazanması tezatlıktan gelen bir trajedidir. Buna ek olarak Şefika'ya yardıma gelen doktorun hem anne-babaya yalan söylemesi, "Akşama geleyim de cenazesini mi göreyim?" diyerek umursamaz bir tavır takınması bence Ata'nın karakteri ile hazin bir paralellik gösteriyor. Art arda gelen iki replik arasında görülen komik bazı ikiyüzlülükler hakim. Spesifik olarak "kötü" karakterimiz olan anne ile. Bir repliğinde 14 yaşında bir çocuğun sevdadan ne anlayacağı sorgulanırken, sonraki replikte evlenmesinde hiçbir sakınca görmediği anlaşılıyor. Sonra "Paşa 40 yaşında değil"
Zavallı ÇocukNamık Kemal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20254,426 okunma
7/10
·384 syf.··
2024 79. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 11 Kasım 2024 16:54
Kendim de dahil, tahammül edemediğim şeylerden biri, bile bile yapılan salaklıklardır. Dizi/film/tiyatro/kitap karakterlerindeki kötü karakterlerden ziyade, kötü karakterlerin elinde maymun olan aptal insanlara daha çok tahammül edemiyorum. Hani bir kere olur, ama bu on kere, yirmi kere olursa artık bana geliyorlar sağdan sağdan. Şimdi gelelim bunu niye dedim; kitabın isminden de anlaşılacağı üzere bir misafir var ve tabii ki konu onun üzerine dönüyor ve bir çok sır ortaya çıkıyor. Sanırım asıl gıcık olunan karakter bu misafirimiz olmuş ama ben en çok anne karakterini boğmak istedim. Ve kitapta annenin tavırları ile ilgili tutarsızlık olduğunu düşünüyorum. Spoiler vermek istemiyorum ama örneğin, kızını her kim olursa olsun boğmaya çalışan birine karşı bir şey yapmıyorsan pisliğin tekisindir, sonra da ah vah ben aslında kızımı çok seviyordum palavraları sıkamazsın .. Amerika veya İngiltere gibi ülkelerde özellikle ebeveynin izni veya reşit olmayan çocuklar ile ilgili kurallar çok katı. Yazar, değişim öğrencisi programlarının nasıl çalıştığına dair süreci inandırıcı kılmak için bile incelemeye zahmet etmemiş ve "misafirlerinin" onları nasıl kandırabildiğini açıklama zahmetine bile girmemiş. Sanki Türk dizisi izliyormuşum gibi bunların hepsi ihlal edilmiş. Maalesef bu ve bunun gibi mantık hataları benim hikayeden kopmama neden oldu. Açıkçası hikayenin sonundaki bazı detaylar beni pek tatmin etmedi, çok fazla tutarsız davranış sergilendi(yazsam spoiler olur o yüzden yazamıyorum), yüzde 60'tan sonra tahminlerimin çoğu gerçekleşti. Kayınvalide karakteri en çok bağ kurduğum, en yakın hissettiğim kişiydi. Az repliği olsa da favori karakterim olur kendisi Kitap kesinlikle aşırı akıcı, sürekli merakı tetikleyici ve gerilim havasındaydı. Gereksiz duraksamalar, uzatmalar,
Misafir ÖğrenciNelle Lamarr · Juno Kitap · 2024321 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
5/10
·120 syf.··
2024 26. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 12 Ağustos 2024 23:26
Victor Hugo’nun “Bir İdam Mahkumunun Son Günü” adlı eseri, sadece Fransız edebiyatının değil, dünya edebiyatının da en güçlü toplumsal eleştirilerinden biridir. 1829 yılında yayımlanan bu roman, Hugo’nun insan haklarına olan derin bağlılığını ve idam cezasına karşı duruşunu gözler önüne serer. Eser, bir idam mahkumunun son günlerini ve saatlerini, duygu dolu ve düşündürücü bir şekilde okuyucuya aktarır. Bu incelemede, romanın temaları, anlatım tarzı, karakterleri ve etkisi üzerinde durulacaktır. 1. Romanın Temaları Ölüm ve Ölüm Korkusu: Romanın en belirgin teması, ölüm ve ölüm korkusudur. Başkahraman, isimsiz bir idam mahkûmu, yaklaşan ölümünün farkında olarak, her anını bu korkuyla geçirir. Ölüm, sadece fiziksel bir son değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal bir yıkımdır. Hugo, ölüm cezasının sadece mahkûmu değil, aynı zamanda toplumun vicdanını da nasıl yaraladığını göstermek ister. İdam Cezasının Eleştirisi: Victor Hugo, bu romanıyla idam cezasının insanlık dışı bir uygulama olduğunu açıkça ortaya koyar. Roman boyunca, mahkûmun düşünceleri ve duyguları aracılığıyla, ölüm cezasının ne kadar acımasız ve anlamsız olduğunu gözler önüne serer. Hugo, idamın insanlık onuruna aykırı olduğunu ve bu cezanın toplumsal adaletin bir parçası olamayacağını savunur. Adalet ve Toplumun İkilemi: Roman, adalet kavramının sorgulanmasına da olanak tanır. Hugo, toplumsal adaletin nasıl bir ikilem içinde olduğunu ve adalet adına verilen idam cezasının aslında bir tür zulüm olduğunu dile getirir. Toplumun suçluyu cezalandırmak için seçtiği bu yolun, suçluyu ıslah etme ya da toplumu koruma amacını taşımaktan çok, intikam alma duygusuyla hareket ettiğini gösterir. 2. Anlatım Tarzı Birinci Şahıs Anlatımı: Roman, birinci şahıs anlatımıyla yazılmıştır, bu da okuyucunun mahkûmun iç dünyasına
Alıntı
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026152,6bin okunma
Bihter Olmanın Zorluğu
Puan vermedi
Sevgili okurlar merhaba, Dilerim iyisinizdir. Pandemi sürecinde hayatlarımız Servet-i Fünun Edebiyatı dönemini andırdı desek abartı olmaz. Hepimiz toplumsal baskıdan, ekonominin durumundan, siyasi polemiklerden çok bunaldık. Birçok insan kendi hayatını sorgulamaya başladı. Online hayatta psikolojimizin fazla olumsuz etkilenmesinin başka sebepleri de olduğu düşünüyorum. Online hayatın kendimizi aslında toplumdan soyutlamış olduğumuzu fark ettirdiğini düşünüyorum. Bu süreçte iyi kötü kendimizle yüzleştik. Birçok insan yalnızlıktan korktuğunu, sahte ilişkiler içinde olduğunu fark etti. Bu düşüncelere daldığımda karşıma Aşkı Memnu’nun tekrarı çıktı. Kendimi Izthak Perlman'ın Tango adlı parçasının büyüsüne bıraktım, fakat yine Bihter’e üzüldüm. Halit Ziya Uşaklıgil'in insan psikolojisinin derinlerine inmedeki başarısı ile oyuncuların yeteneği birleşince ortaya kalıcı bir dizi çıktı. Döneminde yayınlanırken ve sonraki tekrarlarında dizi ilgimi çekmemişti. Bir ödevim gereği narsizm ile ilgili araştırmalar yaparken Aşkı Memnu ile ilgili makaleler karşıma çıkmıştı. Karakterlerin bir ortak özelliği vardı: Behlül’ün, Bihter, Matmazel, Nihal ve Bülent’in anne ile güvene dayalı bir bağ kuramaması. Burada konu öz veya üvey anne ayrımı değil, annelik içgüdüsü ve sevgidir. Okuduğum makaleler anne figürü ile sağlam bir ilişki kurulamamasının kişiyi hırçınlaştırabileceğini, narsisizme yakınlaştırabileceğinden bahsediyordu. Bir makalede ise “Oedipus evresinde, karşı cinsten ebeveyne olan aşktan dolayı rakip olarak görülen aynı cinsten ebeveyne kin ve rekabet duyguları oluşur.” diyordu. Bu durum Bihter ve Firdevs Hanım arasındaki durumu anlatıyordu. Gerçekten de dizi anne kız arasında bir düşman ilişkisi görürüz. Dikkatimi çeken bir unsur ise aynalardı. Dizide ve kitapta ayna imgesine
Aşk-ı MemnuHalid Ziya Uşaklıgil · Yakamoz Yayınları · 201622,8bin okunma
“On KiŞiYDiLeR”
7/10
·224 syf.··
2024 183. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 17 Nisan 2024 21:56
Yani kitap için ne diyebilirim, bilemedim. Bana göre iyi desem iyi değil. Kötü desem kötü değil. Çoğu okur kitabı çok fazla beğenmiş ama ben çokta beğenemedim. Yazarın hayal güçü çok renkli, kabul ediyorum fakat biraz fazla suni bence. Ben okuduğum kitabın içinde bir gerçeklik isterim yada o tarz kitapları çok fazla seviyorum belki ondan çok yapay geldi konu, bilemedim. Tavsiye eder miyim? Ederim ama kime? Hayaller üzerine yazılmış, gerçeklikten uzak polisiye-gerilim sevenlere:) Kitabın en sonunda şişe içinde gelen cinayetlerin deşifresi kitaptaki konunun büyüsünü daha da geriye düşürmüş bence. Gerek var mıydı böyle bir açıklamaya? Kitabın bende eksilere düşmesine sebepte bu bölüm oldu açıkçası. Spoiler vermek istemiyorum ama şunu yazmadan geçemeyeceğim. Bir insan sırf çözülemeyeceğini düşündüğü bir dizi cinayetler işleyip sonra kendini de kanıtsız bir şekilde nasıl öldürdüğünü detaylı bir şekilde anlatan bir mektup yazıp, bir şişe içine tıkıştırıp denize atıyor. Denizci şişeyi buluyor ve polisler Asker Adasında’ki cinayetleri çözümlüyor -tabi okurlar da her şeyi öğreniyor burada- Sevil Atasoy’un ‘Kanıt’ dizisinde bir repliği var ya o geldi aklıma: “kusursuz cinayet yoktur.” On Kişiydiler Agatha Christie
On KişiydilerAgatha Christie · Altın Kitaplar · 202143,6bin okunma
En Çok Beni Sev-Julia Quinn kitap incelemesi ve dizi karşılaştırması
Puan vermedi·375 syf.··
2023 1. kitabı
4/10 Sıkıcı bir kitabın incelemesine hazırsanız başlayalım.. Öncelikle ben Bridgerton serisinden yalnızca bu kitabı okudum aynı şekilde Julia ablamızın da okuduğum ilk kitabı, yani yorumlarım ona göre değerlendirin lütfen. Kitap, Bridgerton ailesinin en büyük oğlu olan Anthony karakterinin hikayesini sunuyor bize. Ah, Anthony.. Benim güzel Anthony’im.. Sana ne yaptılar böyle? Bridgerton’a direkt olarak dizisi üzerinden başladığım için, öncelikle diziyi ardından kitabı yorumlayacağım haberiniz olsun. Dizinin ilk sezonu benim için pandemide izlenebilecek güzel ve kafa dağıtıcı diyebileceğim bir yerdeydi. Açıkçası dönem hikayelerini sevsem de genelde güçlü kadın karakterleri okumayı ve izlemeyi sevdiğim için, Daphne bana çok banal gelmişti ne yalan söyleyeyim. Bu yüzden ikinci sezonu çıktığında izlemeyi düşünmesem de boş vaktimde izlemeye karar vermiş ve.. Aşık olmuştum. Anthony karakteri ilk sezonda da ilgimi çeken bir karakterdi. Aile reisliği havasını hemen sezebiliyordum ve gerek korumacılığı, gerek aşk ve aile hayatındaki dengesizlikleri, kafa karışıklıkları bana çok yakın geliyordu. Ama çokta dikkat kesildiğim bir karakter değildi bittabi. İkinci sezonda karakteri Jonathan Bailey arşa çıkarmış resmen. Enemies to Loves aşığı olan biri olarak, ikinci sezonda temayı net bir şekilde hissettim. Hele Anthony.. Abi adamı anlatamıyorum resmen o kadar bağdaştırdığım bir karakter ki kendimle, inanamazsınız. Kendisi ailesinin sorumluluğunu genç yaşta üsleniyor, kardeşleri ve buhrana girmiş annesini dizginlemeye ve bir yandan da aile işleriyle uğraşmaya çalışıyor. Bunca zorluğun arasında kendinden bir şeyler kaybettiğini hissettim ben hep. Aşk’a ve aşkın sonuçlarına karşı öyle ürkek ve korka bir tavrı var ki.. Hak vermemekte elde değil zira annesi, babasının ölümünün ardından
1000Kitap
En Çok Beni SevJulia Quinn · Epsilon Yayınları · 20191,923 okunma