doa

10/10
·84 syf.··
2025 5. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 08 Şubat 2025 23:12
Efsuncu Baba Hüseyin Rahmi Gürpınar'dan okuduğum ilk kitap oldu. İlk başta diline alışmakta zorluk çektim ve çok okuyasım gelmedi. Ancak olaylar geliştikçe ve dile alıştıkça okuması çok keyifli oldu. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın kitabın sonunda yazdığı son 3 sayfa beni o kadar etkiledi ki yazara hayran kaldım. Kitabı toplumlarla birleştirmesi, insanların yobazlığına bağlaması beni şok etti çünkü bir anda hikayeden çıkıp bunları okuduğum bir kitap hatırlamıyorum. Yazarın zekası ve düşünceleri beni etkiledi açıkçası. İlk okuduğum kitabı Efsuncu Baba olduğu için şahsım adına çok mutlu oldum. Diğer kitaplarını da alıp okumak için çok heyecanlıyım.
Alıntı
Efsuncu BabaHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202010,9bin okunma
Reklam
soyulduğunda gülen, hırsızlardan bir şey çalar
10/10
·376 syf.··
2025 2. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 19 Ocak 2025 16:18
Tersyüz Son 50 sayfasını ağlamaktan zar zor okudum. Beni neden bu kadar çok etkiledi bilmiyorum. Bailey'nin yaşama sevincini, Fern'in ruhunu, Ambrose'un hayata yeniden tutunmasını çok sevdim. Klasik bir aşk hikayesi olacak diye beklerken bana çok farklı duygular, hisler yaşattı bu kitap. Bailey karakterine çok çok fazla saygı duydum. Kitabın konusunu yazmaktansa hislerimi yazmanın daha önemli olduğuna karar verdiğim için burada bırakıyorum. Ancak benim için kitabın konusundan daha da derin ve farklıydı. Çünkü ben kitapta çok fazla şey buldum ve bunlar içime işledi. Herkeste aynı olmayabilir etkisi. Umarım birileri benim bu incelememi görür ve bu kitaba bir şans verir.
Edebiyat
TersyüzAmy Harmon · Yabancı Yayınları · 20172,507 okunma
Hepimiz Onun Palto'sundan Çıktık
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2024 34. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 21 Eylül 2024 00:00
Dostoyevski’nin "Hepimiz onun Palto'sundan çıktık" cümlesi. Bu tabiri Burun hikayesini okuduktan sonra Gogol ve hikayeleri hakkında araştırma yaparken denk geldim. Gogol'un nasıl büyük bir yazar olduğunu da o zaman kafamda netleştirdim. kitap hakkında konuşacak olursak içinde Gogol'un hikayeleri olan Neva Bulvarı, Burun, Portre, Palto, Fayton ve Bir Delinin Anı Defteri bulunmakta. Daha ilk başta en beğendiğim özellik Gogol'un hikayelere bir yazar olarak karışması ve bizimle sohbet edercesine araya girmesiydi. Kitabın ikincisi hikayesi olan Burun'u okuduktan sonra sanki bir şeyleri kaçırıyormuş gibi hissettim ve araştırma yapmaya başladım. İşte o araştırmadan sonra tam olarak emin oldum ki Gogol'un asıl yapmaya çalıştığı şey mizahla, yarı gerçek yarı gerçek olmayan olaylarıyla birlikte umutsuzluk, karamsarlık, yaşamın tekdüzeliği ve insanların çektiği acıları ve üzüntüleri yansıtmaktı. Bunları da tabiki de Rus hükümeti üzerinden eleştirerek yapmıştı. Tabiki de hükümetin defterini anında üstüne çekmişti. İnsanların üst düzey memurlar tarafından aşağılanması, alt tabaka insanların yaşamak uğruna verdiği savaşlar hatta ölümleri, hükümetin işleyişi, rüşvet, eşitsizlik ve toplumsal çöküşün bu denli canlı ve güzel bir şekilde hikayeler olarak metne dökülmesi bir baş yapıt bana göre. Her bir hikayeyi okurken ayrı ayrı çok şey düşündüm, üzüldüm ve heyecanlandım. Burun, Portre ve Palto hikayelerini gerçekten ömrümün sonuna kadar unutmak istemiyorum. Nikolay Gogol ile tanıştığım için kendimi çok şanslı hissetmekle beraber Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton kitabını herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.
Edebiyat
Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve FaytonNikolay Gogol · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202538,5bin okunma
kendi yalnızlığında boğulmak
10/10
·68 syf.··
Beğendi
·
2024 28. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 05 Eylül 2024 16:19
Kızıl Hikayemiz Bertold Berger adlı bir tıp öğrencisinin öğrenimi için Viyana'ya gitmesiyle başlıyor. Karakterimiz ilk defa ailesinden, evinden ayrılmıştır ve burada uyum sağlamaya çalışacaktır. Başlığa kendi yalnızlığında boğulmak yazdım çünkü karakterimizin hissettiği tam olarak buydu. "Oradaki hiçbir şey geçmişi ve yaşanmışlığı çağrıştırmıyordu, her şey yabancıydı ve delikanlı bu soğuğun kanına işlediğini hissetti." Farklı bir ülkeye uyum sağlama çabası, tanıdık bir şey arama çabasıyla birleşiyordu ancak karakterimizin o yalnızlığı asla geçmiyordu. Tek konuşabildiği kişi karşı kapı komşusuydu. Ancak o da bir ilişkiden farklıydı. Öylesine sohbet muhabbet edilme durumuydu anlayacağınız. Her ne kadar karakterimiz bunu bir ilişki olarak görse de karşıdaki kişi öyle görmüyordu. Karakterle tam olarak yakınlaşmam burada oldu. Çabalıyordu, uyum sağlamaya çalışıyordu ancak boşuna uğraş gibiydi her şey. Kendini güçsüz, zayıf hissediyordu. Kimseye yetemiyormuş gibi, diğer insanlar gibi olamıyormuş gibi hissediyordu. Onu hayata döndüren şey ise kaldığı evin sahibinin kızının hastalığıydı. Kızıla yakalanmıştı ve karakterimiz ilk defa birisine faydalı olmak umuduyla bu kıza bakmıştı. "Onun yaşamını kurtarması bekleniyordu ve bu insan onu yaşama geri döndürmüştü." Kitap bana çok farklı şeyler hissettirdi. Karakterin yalnızlığı bana çok tanıdık geldi çünkü. Benim hissettiklerim, yaşadıklarım, uyum sağlamaya çalıştıkça ortaya çıkan uyumsuzluk Bertol Berger'da toplanmış gibiydi. Kitabın sonu beni mahvetti. Hâlâ ne düşündüğümü, nasıl hissettiğimi toparlayamıyorum ama bu kitap bana kendimi hiç yabancı hissettirmedi. Güzel bir Stefan Zweig okuru olarak en sevdiğim kitabı oldu.
Edebiyat
KızılStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202237bin okunma
01.23.40 / Pripyat, Çernobil Nükleer Santrali, Ukrayna
10/10
·284 syf.··
2024 22. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 26 Ağustos 2024 11:42
"Operatörlerin hatalı eylemleriyle başlayan Çernobil kazası, reaktör tasarımındaki kusurlardan dolayı orantısız bir felaketle sonuçlanmıştır." Çernobil nükleer felaketi. Hepimizin illaki bir yerlerden duyduğu, bildiği bir felaket. Çok basit görünüyor dışarıdan. Nükleer santralde bir kaza oldu... Eee? Pripyat şehri terk edildi. Olayın iç yüzü hiç bu kadar basit değilmiş aslında. Öncelikle yapım aşamasından başlayalım. Ucuz maddeler, hızlı bitirilsin diye acele yapılan üniteler, yanlış tasarımı göz göre göre onaylayan mühendisler ve daha nicesi. Bu felaket bir kaza değil aslında. İnsan eliyle bile bile oluşturulmuş bir felaket. Dyatlov'un santralde patlama olmasına rağmen mühendisleri çalıştırması, testlerin yapılması ve o radyasyonun içine işçilerini göndermesi; Akimov'un son çare olarak acil durum düğmesine basması ancak patlamaya sebebiyet vermesi... Yargılanacak kişiler tabiki de bu mühendislerdi çünkü Sovyet Rusya kendine asla toz kondurmadan ve ekonomisini batırmadan bu işin içinden çıkma tercihindeydi. Asıl korkuncu ise ne ilk başta yangını söndürmek uğruna nükleer felaketin içine giren itfaiyecilere ne de halkına hiçbir eğitim, radyasyon hakkında hiçbir bilgi verilmemesi. Kazadan sonraki ilk gün çocukların sokakta oynaması, okullara gitmesi, doktorların halkı gaz zehirlenmesi diye geçiştirmesi... Atom bombasının yüzlerce katından daha fazla radyasyon yayan bir patlamadan kimsenin haberi olmaması... Hiç kimsenin santraldaki patlamanın bu denli büyük olduğuna inanmaması ve kimsenin tahliye edilmemesi aksine haberler yayılmasın diye şehrin içinde zorla tutulması... İtfaiyecilerin, doktorların ekipmansız yardım etmeye çalışması ve devletin hiçbir yardımının dokunmaması da ayrı bir mesele. Yüzlerce, binlerce insanın yüksek radyasyondan hayatını kaybetmesi...
Edebiyat
Çernobil 01:23:40Andrew Leatherbarrow · İndigo Kitap · 2019677 okunma
Reklam