“Dodo, ne hüzün öldürür insanı ne de hasret!..”
Uçan Kediler
" Dodo sadece onunla konuşurdu ama dillerini biliyordu tabii ki . Onların dilinde Semula , yeniden demekti . Bütün yakınlarını kaybetmiş ama hayatta kalmış küçücük bir kız çocuğuna , köyün felaketten kurtulmayı başarmış halkı bu ismi uygun görmüştü . O da eski adını çoktan unutmuştu.
Sayfa 16·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir keresinde bütün gün çimenlik bir tümsekteki tek bir beyaz dodo yumurtasına bakarak oturdu. Burası, yiyecek arayan herhangi bir domuzun bulamayacağı kadar ücra bir yerdi. Bir tırmalama sesi, o kireçli yüzeyi ağ gibi saracak ilk çatlağı bekledi: bir doğuşu. Çelik yılanın dişleri arasına sıkıştırılmış kenevir; yakılmaya hazır, tıpkı kara barut denizine inen güneş gibi inmeye hazır; ve o bebeği, o ışık yumurtasını karanlık yumurtasına dönüştürerek yok etmeye hazır, o şaşkın bakışının, bu güneydoğu alizelerinin serinlettiği o ıslak tüylerinin daha ilk dakikası içinde... Her saat başı namludan nişan aldı. Eğer bir ara silahın; kendisi ile, o yumurtanın içinde hâlâ atalar zinciriyle bir olan ve dünyanın ışığına bir göz kırpımından daha uzun süre çıkmaması gereken bu kurban arasında, tıpkı Dünya'nın kendi ekseni kadar güçlü bir eksen oluşturduğunu görmüşse, işte bu o an olabilirdi. İşte oradaydılar; sessiz yumurta, çılgın Hollandalı ve onları sonsuza dek birbirine bağlayan o kancalı tüfek; çerçevelenmiş, tıpkı herhangi bir Vermeer tablosu kadar kusursuzca hareketsiz. Sadece güneş hareket ediyordu: en tepeden aşağıya, en sonunda o çarpık dişli dağların arkasından Hint Okyanusu'na, katran karası geceye doğru. Tek bir titreme bile olmamış, yumurta hâlâ çatlamamıştı. O an, yattığı yerde onu havaya uçurmalıydı: kuşun şafaktan önce yumurtadan çıkacağını anlamıştı. Fakat bir döngü tamamlanmıştı. Diz ve kalça eklemleri şiddetli bir acı içinde, ayağa kalktı; kafası o vızıldayarak geçen, üst üste binen, uykuda-konuşanların acil talimatlarıyla bir gong gibi çınlarken, sadece silahını askeri nizamda sağ omzuna asıp topallayarak uzaklaştı.
Sayfa 129
Burnuma bebek maması, ekşimiş süt ve tuzlanmış morina kokulu bez karışımı bir koku geldi ve kendimi kederli ve duygusal hissettim. Çocuk doğurmak çevremdeki kadınlara ne kadar da basit geliyordu! Neden ben böyle annelik duygusundan yoksun ve uzaktım? Neden kendimi Dodo Conway gibi birbiri ardına gelen tombul, yaygaracı bebeklere adamayı hayal bile edemiyordum? Bütün gün bir bebeğe bakmak zorunda olsam kuşkusuz ki çıldırırdım.
Adem'in Günlüğü
Salı Hiçbir şeyi adlandırma fırsatı bulamıyorum. Yeni yaratık karşılaştığımız her şeyi ben daha gık diyemeden adlandırıveriyor. Üstelik hep aynı bahane; öyle duruyormuş. Mesela dodo. Dediğine göre insan onun "dodoya benzediğini" bir bakışta görebilirmiş. Bu ismi kabullenmek zorunda kalacağıma şüphem yok. Bu konuyu dert etmek de boşuna yiyip bitiriyor beni ve zaten bir işe yaradığı da yok. Dodo'ymuş! Ben dodoya ne kadar benziyorsam, bu kuş da o kadar benziyor.
Sayfa 2·Kitabı okudu